KIRMIZI TELEFON

Thu, 19/01/2017 - 10:24

Bu yazıda Kur an ve Ehl-i Beyt Mektebi önderi MUHAMMED AVCİ Hoca, İsrail in Türkiye den özür dilemenin nedenini ve şer güçlerin bu olayın perde arkasında yatan gizli ve sinsi planlarını anlatıyor.

KIRMIZI TELEFON!...

‘’Öyle insanlar da vardır ki Allah’a ve ahiret gününe inandık derler; oysa iman etmemişlerdir.’’ 2/8

‘’Onlar (kendi akıllarınca) güya Allah’ı müminleri aldatırlar. Halbuki onlar ancak kendilerini aldatırlar ve bunun farkında değillerdir.’’2/9

Kur’an-i  Kerim’in ikinci suresi olan Bakara suresi üç ana başlıkla giriş yaparak insanları sınıflandırır. Bu sınıflandırma ile edebi bir tasvir yaparak sahnelendirir. Kur’an-i Mecid sahneye koyduğu bu edebi tasvirle kimlik tesbitini yaparak akıl sahibi insanlara uyarıda bulunur. Dikkat!.. işareti vererek Kur’an-i  Hakimi iyice dinleyip okumaya ve anlamaya davet eder ve Onun Allah’ın kelamı olduğuna şüphe etmeden inanmasını ister.

Birinci grubu mü’minler olarak sahneye koyar.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Elif. Lam. Mim. Bu,  o kitaptır ki, kendisinde hiç şüphe yoktur; muttakiler için yol göstericidir. Onlar, gaybe iman ederler, namazı (Allah’ın zatına uygun)kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan infak ederler. Sana indirilene ve senden önce indirilenlere iman ederler; ahrete de yakinen inanırlar. İşte onlar, Rabb”lerinden bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler, işte onlardır. 2/1-5

İkinci grupta kafirleri sıfatlarıyla anlatarak sahneye koyar ve tanıtımını yapar.

Kafirlere gelince, onları uyarsan da, uyarmasan da da, onlar için birdir; onlar inanmazlar. Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir, gözlerinde de perde vardır. 2/6-7

Bizim başlık olarak almış bulunduğumuz konu Kur’an-i Kerim’in edebi bir tasvirle sahneye koyduğu münafıklar grubudur. Bu nedenle önceki iki grubu açıklamadan üçüncü gruba geçmiş bulunmaktayız; zira konumuz münafıklardır!..

Bu surenin üçüncü bölümünde yer alan insanlar, ipte oynayan sihirbazlar gibi seyircilerinin dikkatlerini üzerlerine çekerek onların alkışlarıyla kahramanlıklarını ilan ederler. Ama mü’min; imanının verdiği ferasetle ipteki oynayan sihirbazların yeni bir hıyanet planının peşinde olduğunu his eder seyircilere seslenerek dikkatli olmalarınının çağırısını yaparlar. Ve perde arkasındaki gizli oyunlarını ”mavi marmara gemisi” üzerinden yürüterek karanlık emellerinin tahakuk etmesi için zaman ayarını yaparlar. Ve nihayet israil’in özür dilemesiyle hazırlamış oldukları hamurun mayalandığını gündeme taşıyarak medyatiklere yeni bir malzeme vererek insanları oyalamaya  yeni bir kapı açarlar ve yoruluncaya kadar koştururlar.

 Mavi Marmara gemisinde İsrail askerleri tarafından öldürülen müslümanların ölümlerinin üzerinden yıllar geçtikten sonra Obama’nın israil’i ziyaretiyle kurulan telefon bağlantısı sonrasında dilenen özrün ipte oynayan sihirbazların oyununa benzer. Çünkü ”yeni Orta Doğu Projesinin” israil lehine gerçekleşebilmesi için “Mavi Marmara” gemisinde ki ölenlerin kanı üzerinde oyun oynayarak hedefledikleri maksada kavuşmak isterler. Özür kelimesi büyük hedeflere varmak için aslında oldukça basit ve kolay bir kelime; çünkü özür dilemiş olduğu şahıstan ve devletten özrün karşılığı olarak, imanlı duruşlarıyla velayet makamının taraftarlarının yok edilmesi için ve Ortadoğu Projesinin önünde engel olacaklara karşı da ciddi bir tavır sergileyerek taşeronluk görevini üstlenme isteği vardır. Ve yine Ortadoğu da Amerika ve israil devletinin menfaat ve çıkarlarının korunabilmesi için islami kıyafet giymiş hırsızları ünlü bir kahraman göstermek için basit bir özür dileme senaryosu hazırlanarak sahneye konulmuş dinleyen ve seyredenlerin alkış tutmalarına sunulmuştur.

İslami görünümlü zalimlerin dostu:

Tarihe baktığımızda insanlığa en çok zarar verenler;  iki yüzlü münafıklar grubudur. Bilhassa tarih sürecinde semavi din olan İslam, en çok bu taifeden zarar görmüştür ve hala görmektedir. İslam’ın ve müslümanların sinesinde gizlenerek İslam dinini yok etme ve müslümanlarında kanını dökerek küfür ve şirk düzenlerinin sermayesi olmuşlardır.

Buna binaen Kur’an’i hekim bunların derununda gizlemiş oldukları nifaklarını zahiri amelleriyle tanıtarak mü’minleri onlardan kendilerini korumalarını ister. Her asır ve zamanda bunların var olacağının haberini vererek onlardan nasıl korunulacağının da reçetesini de sunmuştur. Hidayet kaynağı olan Kur’an-i Mecid önce münafıkların kalplerindeki nifakı deşifre eder ve şöyle açıklar:

‘’İnsanlardan bazıları da vardır ki, inanmadıkları halde Allah’a ve ahiret gününe inandık derler.’’

İnce ve zarif ifadelerle tanıtmak istediği münafıkların renkli ve değişken görüntüleriyle yaşadıkları toplum içinde yapmış oldukları taktik ve manevralarla kendilerini en akıllı zan ederler ve bu aldatıcı yüzleriyle Allah’ı ve mü’minleri aldatmak isterler. (Yuhadiunellahe vellezine amenu) ‘’ Allah’ı ve mü’minleri kandırmak isterler’’

Bu söylemleri gösteriyor ki bunlar günahla kendilerini öylesine boyamışlardır ki yapmış oldukları çirkin amelleriyle kendi nefislerini aldattıklarının farkında dahi değillerdir. Çünkü bulunmuş oldukları makam ve mevki veya zenginlik ve şöhret, kibir ve kendini beğenme onların kalbinde ağır ve tedavisi zor olan bir hastalığa dönüşmüştür. Bu ısrarcı tutumlarından dolayı Allah’da onların kalbi hastalıklarını ziyadeleştirmiştir. (Fikulubihim meredun)’’Onların kalbinde hastalık var.) ifadesiyle mü’minleri onların  yapmış oldukları işlere ve yaşantılarına bakmayı ister. Zira onların kalplerinde ki hastalık onların bulunmuş oldukları makamdan, yapmış oldukları icraat ve yapmış oldukları konuşma ve söylemleriyle dışarıya yansıyarak onların kalbinde nifak hastalığı olduğunu mü’minlere gösterir. (Fezadehumulahu meraden) ‘’Allah onların kalbi hastalıklarını ziyadeleştirir’’ çünkü bunlar aldatıcı söylem ve amelleriyle devamlı karşıyı aldatarak makam, mevki,ç ıkar ve menfaatlarını iki yüzlülükle korumak isterler ve içlerindeki inançsızlık hastalığını yalan söyleyerek gizlerler. (Velehum azabun elimun bima kanu yekzibun) ‘’ Yalan söylediklerinde dolayı onlar için elem verici azap vardır.’’

Kalbi hastalıklarından dolayı onları kınamaya alan yüce Allah, müslümanları da bunlar karşısında dikkatli ve temkinli davranmalarını ister ve onların ikili oynayışlarının oyununa gelmemelerinin anahtarını verir ki oyunbazlık yaparak içeri girmiş olmasınlar. Önce onlar kendilerini ıslahçı, barışçı, insansever ve insanların hayra ve berekete kavuşmasını istediklerini iddia ederler. Kalplerin hakimi olan Allah’da bunların yalancı olduklarının ifşasını yapar. (Onlara: ’’Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın!’’ denildiği zaman: ‘’Biz, ancak ıslah edicileriz’’ derler.)

Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın!..

Bu kalbi hastalığa sahip olanlar sömürücü, kan dökücü, kötülükleri yaygınlaştırıcı ve fesat yuvalarını açıcı olanlar; yapmış oldukları bu insanlık dışı hareketlerini ıslahatçı olarak göstermeye çalışırlar.Yakın tarihimizde bu cinayet şebekesinin İslam beldelerinde “ıslahat” adına işlemiş oldukları cinayetleri birbir göz önünde bulundurarak İslam ümmetinin nasıl kandırıldığını ve nasıl kendilerine hizmet ettirdiklerini görmüş olalım!

Sulh ve barışın güvercini olarak kendisini tanımlayan büyük şeytan Amerika ve Batı, yanlarına almış oldukları islami görünümlü hırsız ve sömürgecilerin çomağı olan İslam ülkelerinin başındaki hainnlerin eliyle İsrail’in kırmızı çizgisine girmiş olan İslam ülkelerinde herhangi birini,  çomaklık yapanların eliyle veya lojistik desteğiyle kadın, yaşlı, çocuk demeden kanlarını akıtarak ülkelerini yağma etmeye hazırlarlar. İşlemiş oldukları cinayetin adını da barış ve sulh koyarlar.  Müslümanların sinesine oturtmuş oldukları “gayr-i meşru İsrail” devletinin huzur ve güvenini temin etmek için müslüman ülkelerde güvensizlik,  emniyetsizlik ve huzursuzluk yaratarak birbirine düşman ederler. Yine İsrail’in güvenini temin etmek için müslümanları mezheplere, gruplara ve meşreplere ayırarak tefrika ateşini yakarlar ve müslümanları birbirine düşman ederek onları savaştırırlar ve akan kanla İsrail’in gövdesini beslemiş olurlar. İşlemiş oldukları bu cinayetlerin adını da demokrasi koyarlar. Bu söylemin borazanlığını İslam ülkelerindeki müttefikleri olan devlet adamlarına yaptırırlar ve onların elleriyle de müslümanları terbiye ederek Amerika’ya itaat etmelerini isterler.

 Bunlara:  “Bozgunculuk yapmayın, insanların kanını dökmeyin” denildiğinde; Biz: “ıslahat yapıyor ve barışçıl demokrasiyi İslam ülkelerine yerleştirmek istiyoruz” derler. ‘’Ve iza kile lehum la tufsidu fil erd kalu innema nehnu muslihun’’ Bu iddianın yalan olduğunu ifşa eden ayet, mü’minlere şöyle uyarıda bulunur. ‘’Şunu bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir, lakin anlamazlar.’’

Ayet-i Celile günümüz dünyasının insanını; güzel ve edebi bir tasvirle sahneye koyar. Zalimler almış oldukları rolü öylesine güzel ve mükemmel oynarlar ki mazlumu suçlu konumuna sokarak kendilerinin haklı olduğunu seyircilerine kabul ettirirler ve onlardan alkış alarak zulme devam ederler. Zalimler ve alkışçılar genelde insanlığa, özelde müslümanlara yapılan zulüm ve dökülen kanın bir ıslahat hareketinin olduğunu zannederler ve “Büyük şeytan Amerika’nın” müttefiki olduklarının gururunu yaşayarak Ortadoğu kabadayılığına soyunurlar.  Ne yazık ki zillet içinde zalimlere uşaklık yaptıklarını farkedemez ve anlayamazlar.

‘’Onlara: insanların iman ettiği gibi siz de iman edin, denildiğinde <> derler. Biliniz ki, sefihler ancak kendileridir, fakat bunu bilmezler veya bilmezlikten gelirler.’’

İslam ülkelerinin başındaki yöneticilere gelin “Velayet ekseninde yer almış mü’minler gibi sizde iman edin” denildiğinde yüzlerinden akan kibirle: “Biz bu sefihler gibi mi iman edeceğiz” derler ve “Büyük şeytan Amerika’nın” ve insanlık kanına susamış İsrail’in  yanında yer alarak yüzyıla yakın dostluklarını iftiharla söyleyerek onun gururunu yaşarlar. Meğer ki Amerika, İsrail ve Batı dostu olmak ilericiliğin, modernleşmenin ve aydın olmanın nişanesiymiş!.. Bu nedenle hakkı bırakıp batılın yanında yer almayı kendilerine izzet bilerek Amerika’nın yanında yer alırlar. Bu yer alışlarını da meşru göstermek için Amerika’nın maddi gücünü göstererek ( bükülmeyen el öpülür) mantığıyla kendisi eğildiği gibi  Müslümanlara da Amerika’nın gücü karşısında diz çökmeyi ve boyun eğmeyi önerir ve başka çarenin olmadığını söyleyerek İslam’ın kapısını kapatırlar. Böylece kabul etmiş oldukları bu zilleti de iftihar vesilesi yaparak meydanlarda müttefikimiz Amerika ile birlikte Ortadoğu’nun müslüman halklarına laik demokrasiyi götüreceğiz diyerek ve köle oldukları halde  özgür bir devlet olduklarını utanmadan yalan söyleyerek ilan ederler. Biz; dostumuz Amerika ile birlikte “Orta doğu’nun müslüman halklarına laik demokrasiyi götüreceğiz” diyen zevat Suriye’yi kan gölüne çevirerek on binlerce mazlum insanın kanını döktüler. Bunlara: “Fesad çıkarmayın, kan dökmeyin” denildiğinde: Biz; “mazlumların yanındayız” diyerek Beşar Esad’ı  halkın huzurunda zalim ilan ederek Batılı  emperyalistlerin akıtmış oldukları mazlum kanını halklardan gizlerler. Tarihte ve günümüzde en çok mazlumların kanını akıtan “Büyük şeytan Amerika” ve İsrail ile dostluğunu ilan edenler mazlumun yanında olduğunu söylerlerken hiç mi utanmıyorlar ve bunları destekleyenlerinde hiç mi yüzleri kızarmıyor? Perde arkasında ayak ayak üzerine atarak dostlarıyla kahve yudumlayanlar, mazlumların kanı üzerinde el çırpışarak kahkaha atanlar; müslümanların karşısına çıkarak müslüman olduklarını kibirli kibirli söyleyenlerin sıfatlarını ayet-i celile şöyle açıklar:

“(Bu münafıklar) mü’minlerle karşılaştıkları vakit <<(Biz de) iman ettik>> derler. Ama kendi dostlarıyla başbaşa kaldıklarında ise: Biz sizinle beraberiz, bizler müslümanlarla sadece alay ediyoruz, derler”.

Kırmızı telefon!..

Yukarıdaki ayet; günümüzün siyasi gelişmelerini edebi bir sanatla, düşündürücü ve uyarıcı  bir sahne ile akıl sahibi olan seyircilerine  sergiler; okuyucularını ve seyircilerini davet eder sahnedeki oyuncuları görmeye.

Birinci sahnede: Obama ve Netenyahu var, sadece perdede, ikisininin de yüzü asık, gösteriyor ki konu oldukça ağır, tehlike zili çalıyor her ikisinin kulağının ardında, uzun ve gizli bir konuşma ikisinin arasında ayrıca Ankara ile sıkı bir telefon trafiği var perde arkasında; üç dost hasret gideriyorlar kırmızı telefonla, bu arada Obama, Erdoğan’ı sıkıştırır kenara; İsrail’e karşı sadık kalacağının, onun güvencesini üstleneceğini ve ebede kadar dost ve müttefik kalacağının sözünü alır. Sonra  asık  yüzler gülmeye başlar, Obama hemen elinde kırmızı telefonu uzatır Netenyahu’ya, ara!... Bize sadıkane hizmet eden dostumuz olan Erdoğan’ı ve ondan özür dile, zira İsrail devletinin en sadık ve garantör devletidir Türkiye , bu dostumuzun döneminde Amerika ve İsrail aleyhine bir yürüyüşün veya protestonun yapıldığını göremezsin!... bu sadık dostumuzun döneminde, dünkü Amerika ve İsrail düşmanı olan radikal müslümanları kuzu gibi bize ve çıkarlarımıza hizmet ettirmekte, bu dostumuz sayesinde artık Amerikan düşmanlığı eskisi gibi yapılmamakta, tam aksine düşmanımız olan İran İslam cumhuriyeti; şimdi islami basının hedef tahtası, bu bile bizim için bir zaferdir, buda dostumuz ve müttefikimiz olan sayın Erdoğan’ın sayesinde gerçekleşmiştir. Haydi konuş ve özür dile!!..

 

Muhammed Avci

Tags: 


Add new comment