IŞID ve AKP Zulmü, Yezidi zihniyetin günümüze yansımasıdır!

Wed, 21/02/2018 - 17:04

Şehitler ve Salihlerin Rabbi adıyla

Öncelikle İmam Hüseyin’in (a.s) ve tüm Kerbela şehitlerinin ve esirlerinin yürekleri derinden parçalayan bu büyük matem gününü; başta matemin asıl sahibi olan sahibimiz ve mevlaımız İmam Mehdi’ye, O’nun hak naibi olan İmam Hamaneye ve bütün Hüseyini müslümanlara tesliyet ve taziyelerimizi arz ederiz.

Hiç şüphesiz Aşura, bütün müminleri derinden sarsan ve kedere boğan son derece acı bir gün ve vakıadır.

Her sene  olduğu gibi bu sene de yine Muharrem ayında her yerde hüzün ve keder bütün Ehl-i Beyt aşıklarını sarmıştır.

Bizler bugün Aşura Merasimini, başka bir ifadeyle Kerbela Kıyamını anmak ve daha önemlisi, anlamak için burada bir araya gelmiş bulunmaktayız.

Bu Merasimin asıl hedefi, İmam Hüseyinin kıyamının felsefesini, takip ettiği hedefleri öğrenip, zamanımızda bundan ne tür ders ve ibretler çıkarabiliriz, işte bunu anlamak için burdayız.

Tarih Hak ve batıl mücadelesinden ibarettir.

Her dönemde Sünnetullah gereği, Yaratılış felsefesi gereği Hakkı batıldan ayıran birileri olmuştur.

Tarihe baktığımızda her dönemde hakkı temsil eden insanlar batılı temsil eden kişi ve zihniyetlere karşı mücadele etmiştir.

Her bir Nemruda karşı bir İbrahim, her bir Firavuna karşı Musa ve her bir Ebu Cehil ve Ebu Süfyana karşı bir Muhammed (s.a.a) olmuştur.

Resul-i Ekrem Muhammed Mustafa risaletiyle hakkı batıldan ayırdı…

Yine tarihe baktığımızda, birçok peygamberden sonra, kendilerinin birçok zahmetle topluma yerleştirdikleri dini değerler, O dine muntesip olan alimler ve yöneticiler tarafından kendi menfaat ve çıkarları doğrultusunda  tahrif edildiğini görüyoruz.

Resul-i Ekrem’in vefatından sonraki dönemi müşahede ettiğimizde, durumun bundan istisna olmadığını ve İslam dini aslından saptırılıp, bir çok tahriflerlerle yüz yüze geldiğini, ve bu tahrifler neticesinde İslam ümmetinin başına ehil olmayan kişilerin geçtiğini görüyoruz.

İşte hakkın tahrif olduğu ve hak ve batılın iç içe hak olarak insanlara sunulduğu bir dönemde İmam Hüseyin ve sadık, vefalı ve yiğit yarenlerinin mübarek kanıyla hakkı batıldan ayırdı.

İslam adına pazarlada yüzlerce anlayışın müslümanlara sunulduğu ve hangisinin hak ve Muhammedi İslam olduğunu bir birinden ayırt edilmeyen bir zamanda gerçek İslam’ı insanlara sundu İmam Hüseyin.

İşte onun için Aşura kıyamı hakkı batıldan ayıran Furkandır…

Taban tabana iki zıt akım olan hak ile batılın asla bir arada olmayacağını sadece o çağdaki insanlara değil belki o zaman ve gelecekteki bütün insanlığa gösterdi.

Zalimin zulmüne boyun eğmek Muhammedi dinde asla yeri olmadığını zillet altında yaşamaktansa izzetli bir ölümü seçmek gerektiğini bize amelen Kerbela kıyamında gösterdi.

Zillet bizden uzaktır… Heyhat minez zilleh dedi.

İmam Hüseyin’in kıyamı hakka dayalı bir kıyamdı. Bu yüzden kullanacağı yöntem ve metodlarda temiz ve meşru olması gerekir.

Yani İslam, müstekbir güçlerin benimsediği Hedef vesileyi meşru kılar ilke ve siyasi anlayışını kabul etmez. Tarih boyunca batıl cephesi, kendi hedeflerine ulaşmak için her türlü vesileyi meşru sayar. Bu düşünce ortaçağda Makyavelli tarafından geliştirildi, ve bugün batılı ülkelerinin siyaseti bu Makyavelist düşünce, üzerine kurulmuştur.

Bugün dünyada hakim olan siyaset budur.

Yani hedefleri olan iktidara gelmek için her türlü hileye, başvurabiliyorlar.

Sırf halkın oylarını elde etmek için yalan söyler, imkansız vaadlarda bulunarak halkı kandırırlar.

İktidarı ele geçirdiklerinde ise söz ve vadettikleri şeyleri yerine getirmezler.

Yüce İslam dini mukaddes ve temiz bir din olduğundan onu hakim kılmak için de temiz ve meşru vesileler kullanmak gerekir.

Onun için İmam Hüseyin’in hareketine baktığımızda hiçbir gayri meşru bir vesileye ve yönteme başvurmadığını görüyoruz.

Ki daha sonrakiler demesinler Hüsyin kendi hedefine ulaşmak için bugünün politikacıları gibi bizi kullandı…

Hayır! İmam harekinin başında bu yol fedakarlık istediğini, cesaret istediğini, herşeyden vazgeçmek gerektiğini, bu yolda ölüm dahi olduğunu… tek tek insanlara anlattı. Bu şartları kabul eden, ve ölümü göze alan özgür insanlar kendi hür iradeleriyle Hüseyin’in hak cephesinde yer alabilirdi.

İmam Hüseyin daha Mekkeden çıkmadan önce kendi kıyamının hedeflerini halka şöyle açıkladı:

’’Ben bozgunculuk, ifsat ve zulüm için kıyam etmiyorum. Benim kıyamım, Emri bil maruf ve Nehy-i anil münker (iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak), Allah Resulü ve babam Emir’ul Müminin’in yolunu sürdürmek ve ceddimin ümmetini ıslah etmek içindir.”

İslam dininin asıl hedefi insanları Hidayet etmektir

İmam Hüseyin’in asıl hedefi tahrif olmuş, aslından uzaklaştırılmış Muhammedi dini ıslah ve ihya etmekti.

Bu açıdan konuya baktığımızda, İran İslam İnkılabı ve Kerbela kıyamının toplumsal şartlarına baktığımızda hakikaten ne kadar benzerlikler olduğunu görürüz.

İmam Hüseyin’in zamanında Resul-i Ekrem’in dini öylesine tahrif olmuştu ki İslam’dan sadece bir isim kalmıştı, İslam İnkılabı zamanına da baktığımızda durum aynısı … Yani 35 40 sene önceye baktığımızda din tahrif edilmiş, müslümanlar derin bir uykuya dalmış, müslümanlar zillet altında yaşıyordu. İslam’dan sadece bir isim kalmıştı.

İşte böyle bir durumda İmam Humeyni de ceddi İmam Hüseyin gibi gerçekleştirdiği İnkılapla müslümanları derin uykudan uyandırdı.

Tahrif olmuş İslam dinini tekrar orijinal bir şekilde insanlara sundu.

İmam Humeyni’nin kıyamına da baktığımızda öz Muhammedi Dini hakim kılmak isterken O da Ceddi İmam Hüseyin gibi hiçbir gayri meşru vesileyi kullanmadı.

Ama bugün Suriye’de, Irak’ta ve diğer bazı İslam ülkelerinde eğer birileri sözde İslam’ı hakim kılmak için barbarca, vahşice, kadın çocuk, genç yaşlı demeden insanları katlediyorsa, insanlık dışı cinayetlerde bulunuyorsa, bunun kesinlikle İslam diniyle yakından uzaktan hiçbir bağlantısı yoktur.

Yani bu Muhammedi İslam değildir. Olsa olsa Ebu Süfyan, Muaviye ve Yezidin dinidir. Emevilerin dinidir.

İslam merhamet, şefkat ve rahmet dinidir.

Resul-i Ekrem’in sunduğu İslam insanlara hayat veren bir dindir.

Bugün Ortadoğuda İslam adına işlenen cinayetler Ebu Süfyan Muaviye ve Yezit zihniyetinin günümüze yansımasıdır.

İslam dini merhamet dinidir. Barış dinidir. İnsanların kurtuluşu için mücadele eden bir dindir.

İslam hedefi şiddet ve terör değil, hidayettir.

Suriye ve Irak’ta binlerce masum insanın ölümüne sebep olan ve Allah’u Ekber deyip baş kesenlere baktığımızda yezidi zihniyeti görürüz.

Cizre, Nusaybin, Şırnak bütün Kürdistan bölgesinde işlenen devlet zulmü ve cinayetleri yine bu zihniyetin devamıdır.

Bütün şehiri muhasara alıp sokağa çıkma yasağından dolayı evlerinin önünde oynarken açılan ateş sonucu öldürülen 10 yaşındaki kızı evinin donduruculuğuna koymasından başka çare bırakmayan devletin zihniyeti, modern yezidi zihniyettir.

Şırnak'ta infaz edildikten sonra cansız bedeni tekmeleyip ve daha sonra askeri aracın arkasına bağlanarak sürükleyen zihniyet, yezidi zihniyettir.

Bu vahşeti yapan bir ülkenin devlet güçleri ile Suriye ve Irakta yine aynı yöntemle çocuk, kadın, yaşlı, genç demeden insanları vahşice katleden zihniyet arasında acaba fark mı vardır? Bu ikisi beslendiği zihniyet yezidi zihniyet değilmidir!

Son olarak…

Hüseyin Hüseyin olabilmesi için Zeyneb Zeyneb olabilmesi kendilerinden istenileni yapıp Hüseyin ve Zeyneb oldular…

Biz de Hüseyni olabilmemiz veya Zeynebi olabilmemiz için bizden istenileni yerine getirmeliyiz. Hüseyin’in hedef ve ideallerini kendimize hedef edinmeliyiz. Zamanın Hüseyin’in yanında yer alıp, gerektiğinde Allah’ın dini için Hüseyin gibi ölmeyi veya Zeyneb gibi yaşamayı seçmeliyiz.

 

Vesselam

 

İbrahim Çakar



Add new comment