SON GELİŞMELER VE GARİP BİR İSTİFA

Çar, 21/02/2018 - 16:41

Dünyada yankı uyandıran Lübnan başbakanı Hariri'nin istifası sade bir tabloda göstermek doğru olmaz. Suudi Arabistan’la Hariri ailesinin derin bir dostluğu olduğu kadar derin bir uyuşmazlığında olduğunu göz ardı etmemek gerekir; çünkü Hariri’nin Suudi Arabistan vatandaşı olması onun tekrar Lübnana dönme ihtimali oldukça zayıf görülmekte. Muhammed bin Selman'ın yönetimi ele almasıyla içte 1500 derecede kaynayan siyasi bir kazan görülmekte, Hariri'nin bu kazan içinde kaynayıp kaynamıyacağıda soru işaretidir. Siyonist rejimin yetiştirmiş olduğu Muhammed bin Selman siyonistlere verdiği sözü yerine getire bilmesi için ayağına bağ olacakları temizliyerek hedefindeki var olan Hizbullah ve İran’la savaşı başlatma isteğindedir. Reforumculuk ve ılıman İslam söylemleriyle batılıların kalbini fetheden Muhammed bin Selman Suudi Arabistan’da tek bir güç olma peşinde, yapacağı işlerde kendisine muhalefet edecek hiç bir ferdi veya kurumu görmek istememekte; Amerikan başkanının ziyaretinden sonra başlayan iç temizlik nihayet Hariri’yide içine almıştır!

Hariri Suudi Arabistan'a ziyarete mi gitti yoksa icbaren götürüldü mü? Bu soru siyaset düyasında farklı farklı görüşlere ve siyasi yorumlara kapı açmıştır. Birinci gidişi sonrası Lübnan'a döndüğünde kral Selman'ın Lübnan'a yapacağı yardımları kabinesine anlatan Hariri kral Selman'ı övgüle anlatmıştır. Ama ikinci gidişi icbarı olduğu his edilmektedir, çünkü Suudi Arabistan'da istifa etmesi akıllara bir çok soru işareti bırakmakta! Zira bir ülkenin başbakanın bir başka ülkede istifa etmesi oldukca manidardır; Lübnan'da çok ciddi bir sorun olmadığı halde Suud'a gidip ordan istifa vermesi zihinlerde bazı çağırılar yapmakta! Görülüyor ki ikinci gidişi normal bir gidiş olmadığı istifasıyle kanıtlanmaktadır. Eğer kendi ülkesinde kendi kabinesinden veya yönetimi altında bulunanlarla bir sorunu olmuş olsaydı kendi ülkesinde kendi Cumhurbaşkanına istifasını sunar görevden ayrılmış olurdu. Hariri yapmış olduğu istifa ile Lüblan Cumhurbaşkanını, meclis başkanını, bakanlarını, meclisini ve lübnan halkını temsilen başbakanlık koltuğunda olmadığını, Amerika, İsrail ve Suud kraliyetini Lübnan'da temsil ettiğini yapmış olduğu muamma istifası ile kanıtlamıştır ve şimdi ihtimalen tutuklu olduğu sızıntı haberlerle medyada görülmektedir.

Gün geçtikçe gelişen bu tip olaylar perde arkasında çalışmakta olan kanlı ellerin kimlere ait olduğu gün yüzüne çıkmaktadır. Tarihte ve günümüzde aynı oyunları oynamalarına rağmen ortadoğu halklarının uyanmayışı da dikkati çekmektedir. Hiç kimse neden niçin Suud’ta istifa ettiğini sormadan, Hariri'yi istifaya zorlayanlar önceden hazırlamış oldukları oyunu sahneye koyarak medya aracılığıyle İran İslam Cumhuriyeti'nin boynuna takma tebliğatını yapmaktalar. Bu hayınlar kendi kirli elbiselerini gizlemek için ruhen temiz, kalben temiz, bedenen temiz ve giyiside temiz olanlara leke sürmek isterler; çünkü bu temizlerin varlığı onların kirli yaşamına zarar verdiği için kendi dostlarını bir bir aradan kaldırarak bölge halklarını sıkıntıya sokarak göçe zorlamaktalar ve göç ettiriyorlar, çünkü bu toplumu kendi değerlerinden ayırmadıkça başaramıyacaklarına inandıkları için önce Saddam'ı ipe taktılar halkı kızağa bindirip iç savaş meydana getirmek istediler ama başaramadılar; sonra Hüsnü Mübarek'i zindana attılar iç savaşı tırmandırdılar halk iradesine yenik düştüler. Daha sonra Libya kralını yok ettiler burdada başaramıyacaklar yenilgiye uğrayacaklar. Beşar Esad'a sıra gelince sert bir kaya ile karşılaştılar; bir kaç ay içinde başaracaklarını ümit ettiler ama yıllardır düştükleri bataktan kurtulamamaktalar ve yenilgiye uğrayacaklar. Bir ay önce Barzani'yi kızağa bindirdiler büyük bir iç savaşa sürüklemek istediler, ama burdada da başaramadılar. Manevi bir el onların planını bozdu utanmayan yüz velayetin önünde diz çöktü! Şimdi Hariri'yi kızağa bindirmişler belki babasının yanına gönderirler. Ama hemen göndermiyecekleri malum çünkü henüz hedefe varmış değiller; çünkü Hariri'nin istifası hedefin hala birinci ayağıdır, ikinci ayağı ise Lüblan'da iç karışıklıktır üçüncü ayağı şia ve sünnü kavgasını çıkarmaktır; dördücu ayağı Hizbullah'ın gücünü zayıflatmaktır; beşinci ayağı ise Beyrut'u yeniden batının eylenebilecekleri eski Beyrut'a çevirmektir. Asıl hedef ise Hizbullah'ı zayıflatarak siyonist İsrail'in derin ve rahat nefes almasını sağlamaktır.

Riyad'a yapılan Füze saldırısı

Yemenli husilerin gücü bunun çok fevkindedir; imanla yola çıkmış bir milletin Allah’tan almış oldukları güç silah gücüyle mukayese edilmeyecek kadar kat kat üstündür. Bütün müttefikleriyle birlikte en acımasız silahlarla vurmalarına rağmen Suud'a diz çöktürecek kadar yiğitçe savaşmsktalar. Ama Riyad'a atılan füzeyi havada etkisiz hale getirmeleri bir oyunun işin içinde olduğunu düşünmek gerekir; Amerika ve ingiliz desteğile ortadoğu liderliğine soyunan genç pres güç gösterisini yapmak için Riyad'a atılan füze ile medyaya düşmeyi başarmıştır. Yıllar önce ortadoğu liderliğine soyunanlar başaramayınca perde arkasındaki güç Arabistan'ın genç prensi Muhammed bin Selman'ı seçmiş olduğu görülmekte; gencliğin verdiği heyecanla önüne gelenleri silindir gibi ezerek Hizbullah'a karşı araplar arasında isim yapma sevdasında!

Riyad'a atılan füzeyi İran'a atfederek bu bir savaş ilanıdır demesi blöf yaptığını ve bununla arap dünyasının dikkatini çekerek zımnen liderliğini ilan etmesidir; Hariri'yide getirtip istifa ettirmesi azı dişini göstererek muktedir bir kral olduğunun ilanıdır.

Irak başbakanı ile yakınlaşması da arap milliyetçiliğini yeniden canladırıp ingiliz politikasını işlenmekteler. Persizim ve arabizim ateşini Irak başbakanın elile yakmak isteyen ingilizler Irak'ın bu andaki durumundan istifade ederek zaaf noktasından vurmak isterler. Şialara amansız düşman olan kral selman Irak'ın şii olan başbakanına kucak açması da dikkati çekmektedir.

Evet! Amerikan başkanının Arabistan genç ve tecrübesiz olan kralıyla başlatmak istedikleri yeni projelerinin hedefinde yine İran vardır. Sırtı yerden kalkmayan pehlivanın sürekli güreşmek ister misalından yola çıkarak Amerikan'ın Suudun yeni ve toy olan veliahtıyla yeni bir macera peşinde oldukları açıkta görülmektedir. Dinamitin fitilini Lübnan başbakanının istifasını bahane ederek yakmak isterler; tarihte buna benzer örnekleri görmek mümkündür; ingilizler bu konuda tecrübeli ve deneyimlidirler, çünkü bu planlarıyla ta Hindistan'a kadar sömürgeciliklerini devam ettirmişlerdir; şimdi ise tekrar aynı siyaseti ortadoğuda aynı oyunlarla oynamak istemekteler. Olası bir arap ve pers savaşını başlatsınlar; bununla hedeflerindeki varolan İslam'ın nurunu söndürüp hedeflerine kavuşmuş olsunlar. İran'la yapılacak savaşın hakla batılın imanla küfrün savaşı olduğunu müslüman halklardan gizlemek için ingiliz siyasetini kullanacaklar; Arap ve Pers savaşı diyerek müslüman halkın uyanmamasını sağlamış olacaklar; şimdiden bu siyaseti medya aracılığıyla göndeme getirmekteler.

Ortadoğuda arka arkaya gelişmekte olan olayların ve savaşların metninde var olan gerçek İslam'ın nurunun gün geçtikçe yükselip yayılmasına tahammül edemeyen sömürgeci şer güçler müttefikleriyle birlikte nuru söndürmek isterler, ama Allah şöyle haber verir. ‘’Onlar ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar. Halbuki kafirler istemeseler de Allah nurunu tamamlayacaktır’’ 61/8

 

Muhammed Avci



Yeni yorum ekle