Mahşerde Kör Olanlar

Wed, 21/02/2018 - 16:34

‘’Kim Benim zikrimden yüz çevirirse kitabımı dinlemez ve beni anmaktan gaflet ederse, ona dar bir geçim vardır ve Biz onu kıyamet günü kör olarak diriltir, duruşmaya getiriz. ‘’Ya rabbi,’’ der ben gözleri gören biri olduğum halde neden beni kör olarak haşrettin. Buyurur ki: Bu böyledir. Nasıl ayetlerimiz sana geldiğinde sen onları unuttuysan, bu gün de sen öyle unutulur, bir kenara atılırsın.’’ 20/ 124-125-126

Akl edip düşüne bilenler düşünerek okusunlar; çünkü ayetin metninde dünyadan yansıma yaparak ahiret yurdunda insanoğlunun başına gelecek acı bir mulakatı vahyin aynasından uyarıcı bir görüntüyle yansıtılmaktadır. Aynanın yansıtmış olduğu görüntüde insanoğlu büyük bir gaflet içinde ve yaradılış felsefesinden uzak geçici ve kalıcı olmayan şeylerle oyalanıp oynarken bileti kesildiğinden haberi olmaksızın kendini ahiret yurdunda görür!

Ayetin birinci kısmında ‘’Kim Benim zikrimden yüz çevirirse’’ Tamamlanmış mükemmel olan bir  dinden yüz çevirip hayatını ve yaşamını, yönetimini ve idare şeklini beşeri olan kanun ve yasalarla idare etmeye çalışanların yaşamlarında acı sıkıntılar olacağının haberini verir: ‘’Ona dar bir geçim vardır.’’ der ve uyarıda bulunur.

Niçin insanlar yaşamlarında sıkıntılara maruz kalır? Kur’ani kerim sıkıtıların asıl kaynağının Allah’ın zikrinden ( Kur’an’dan) yüz çevirmekten ileri gelmektedir. Çünkü Allah’ı anmak onu hatırlamak insanın huzurunun mayası takva ise saadet ve mutluluğun kaynağıdır. Allah’ın zikrinden yüz çevirmek ise ızdırabın, korkunun ve ümitsizliği mayasıdır. Sıkıntılı bir hayatın yapı taşlarına bakıldığı zaman kıskaçlık, hırs, uzun emel, doymayan bir istek, lüks bir hayat, şehevi arzular ve kanaat etmeyen bir nefis görülmektedir. Ne kanaatı var ki onun nefsini doyursun, ne maneviyat vardır ki onun ruhunu zenginleştirsin, nede güzel bir ahlaka sahiptir ki onu şehvetinin tuğyanından kurtarsın.

Genelde sıkıntılı hayatın oluşu maneviyatın olmayışı ve ruhi zenginlikten yoksun olmasından ileri gelmektedir; geleceginden ümitsiz, elindeki imkanatların yok olmasının korkusu ona sıkıntılı bir hayatı yaşatır ve sonsuz  bir bağla kendini dünyaya bağlaması da ona Allah’ı anmayı unutturur.

‘’Kim benim zikrimden yüz çevirirse’’ Ayetteki zikirden murad ise Kur’ani kerim kast edilmektedir. Yüz çevirme istersen ferd olsun, istersen toplumsal olsun, zikri hak olan Kur’an’dan iraz edip yüz çevirdiğinde bolluklar içinde sıkıntılı hayat geçirmiş olacaklar. Bugünümüzü bu ayetle değerlendirecek olursak ayetin günümüzü tefsir ettiğini görecegiz. Teknik ve teknolojinin doruk noktaya gelmesine rağmen, yaşam için bütün imkanlar oluşmasına rağmen insanlığın çekmiş olduğu sıkıntıyı görmekteyiz. Herkes bir birinden korkuyor, hiç biri diğerine güvenmemekte, arkadaşlıklar, dostluklar şahsi menfaat ve çıkarlara kilitlenmiştir. Bütün nimetlere kavuşma imkanı olmasına rağmen görülüyor ki insan varlık içinde zindan hayatı yaşamaktadır. Bir buçuk milyar müslüman Kur’ani kerimi okumasına rağmen, hafızlar alimler yetişmekte olduğu halde insanlar yine büyük bir sıkıntı çekmekte!

Körlük denile şey budur; Kur’ani kerim yüzünden okunması için, ezberlenmesi için onun sadece manasını öğrenmek için gelmemiştir. Belki hayata düzen vermek için, beşerin hayatına siyasi ve toplumsal bir idare şeklinin yasama yargı ve yürütme makamlarını tesisi içn mükemmel ve tamamlanmış bir din olarak beşeriyete göndermiştir.

Beşerin hayatını baştan sona kadar konu edinen Kur’ani kerim, okyucusunun sosyal hayatında ve yaşamında adil bir düzen olduğunun yansımasını ister; okunan Kur’an okuyucunun hayatında görülmüyorsa Kur’anı okumadığının kanıtıdır. Kur’ani kerim yaşandığı zaman okunmuştur.

Bir milletin, bir toplumun veya toplumların yönetim ve idaresinde Kur’ani kerim canlı yaşanmıyorsa sadece dillerde okunan Kur’anın bir buçuk milyar müslümanın Kur’an okuduğunun delili olmaz; zira okunduğu zaman insan hayatından canlı yayın yapması onun okunduğunun nişanesidir. Dinleyicilerini ve izleyicilerini etkiliyerek onların hayatında Kur’anın nasıl okunduğu ve nasıl okunması gerektiğini öğretir. Eğer yaşanmıyorsa Kur’anın okunduğunu, dinlenildiğini ve izlendiğini iddia etmesi inandırıcı olmadığı gibi Kur’ana karşı, dine karşı ve manevi değerlere karşı ilgisizlik olduğunu göstermektedir, bu da manevi körlüğün olduğuna işarettir.

Görmeyen göz:

İnsanın yapısını görüntüleyen cismin, iki boyutlu olduğu bilinmektedir. İlahi sanaatın insanın fiziksel yapısında akıllara durgunluk veren (Bari) yoktan var etme sıfatıyla yaratmış olduğu insanın ancak yüzde on nisbetinde tıp dünyası ulaşa bilmiştir. Bu harika varlığın ikinci yapısı ise manevi yapısıdır; görülmediği halde varlığından şüphe edilmeyen bir hakikattır, her insan onu yaşayarak his etmektedir. İnsana verilmiş en güzel nimetlerden biri olan (Akıl) cisim ve şekil olmadığı halde insanın insani değeri kabul edilmektedir. Bu nedenledirki Allah, kelamıyle insan aklını muhatep almıştır. Bu nedenledir ki insan için akıl paha biçilmeyen mukaddes bir değerdir; akıl insanın manevi yapısında var olan ilahi elçidir. Hakla batılı, iyile kötüyü, doğruyla yanlışı birbirinden ayıran ve en iyisinin yapılmasına karar verendir akıl; bazen acımasız nefis taşkınlık yaparak aklı hapishanesine mahküm eder. Artık insan hakikatı görme şansını kayıp eder; çünkü hakikatlar kalb aynasından yansıtılarak hakkı görmeyi ve hakta yürümeyi sunar ve öncülük yapar.

İnsanın fiziksel bedeninde var olan göz, kalb aynasından görüntü almayınca nefsin görüntülediği isyankar aynadan görüntüler alarak hakkı artık görmez olur, buna manevi körlük ismi verilmiştir. Her ne kadar görür olsalarda manen körlük yaşamaktalar. Körlük  iki gözünün kapalı olması demek değildir belki körlük bakarken hakkı, gerçeği ve doğruyu görmemektir. Çünkü azgın nefis kendi esaretinde tuttuğu aklı kendi hizmetinde kullanır. Göz var ama hakkı görmez, kulak var ama hakkı duymaz, dil var ama hakkı konuşamaz; çünkü akıl nefsin zindanına mahküm edilmiştir. Artık nefis kendi aynasında yansıtmış olduğu bencillik, hırs, cimrilik, hesadet, kibir, kendini beğenme, şımarıklık ve şehvet perest bir hayat insanın hayatında şekilenir ve insan Allah’tan uzaklaşır ve gaflet çukuruna düşer yaratanını unutur. İnsanın bu unutkanlığı iki ağır cezaya çarpmasına sebep olur. Dünya hayatında iken sıkıntılı bir hayatla yüzleşir, ahirette ise kör olarak mahşere getirilir.

‘’Biz onu kıyamet gününde kör olarak haşrederiz.’’ İlahi bu ne acı bir haberdir, dünyanın geçici sıkıntılarına tahammül edilir ama mahşer yerinde ilahi huzurda kör olarak haşredilmeye tahammül oldukça zordur. Eyvah feryadı yükselir; nerede benim dostlarım, nerede benim hizmetlerinde bulunduğum reis cumhurlarım, başbakanlarım, millet vekillerim. Eyvah nerede benim uğruna bir ömür tükettiğim mal ve servetim, Eyvah nerede benim hayatımı onların uğruna çürüttüğüm aile ve evlatlarım, Eyvah nerede benim kavmu aşiretim, Eyvah nerede içinde saltanat sürdüğüm saraylarım!

Yazık ettim kendime hakkı batıl gösterdim batılı da hak, devletim, milletim, bayrağım dedim ve velayet makamına batıl gözüyle baktım ve onu horladım. Tek millet, tek bayrak dedim başkalarının hakkını çiğedim ve hayat hakkı tanımadım, üstün bir ırk olduğumu zulümle kanıtlamaya çalıştım, böburlendim, kibirlendim alkış tutanları azametle kibirle selamladım şimdi ise mahşer alanında kör olarak yanlız kaldım Eyvah!..

Yöneticiler yönetilenler sakın unutmayın sizleri mahşerde kör olarak haşredecek olan günahlardan sakının.

Allah’ın verdiği en büyük nimet olan aklı geçici olan dünya çıkarları uğruna nefsin kötü arzularına kurban etmeyin.

Vatan millet bayrak diyerek ilahi velayet nuru olan velayeti fakih mektebine karşı çıkıp hakka gölge düşürmeyin.

İnsanları dilinden, ırkından, mezhep ve akidesinden dolayı horlayıp onlara zulm etmeyin.

Sakın zalimin zulmüne rıza gösterme, mazlumun ahı bir gün senden sorulacaktır.

Sakın manevi gözünü kör etme, körlük sana zalimi adil, adil olanıda sana zalim gösterir, sonra kör olarak mahşere gelirsin.

Nefis ve şeytana dikkat et, sana yapmış olduğun kötü amelleri oldukça hoş gösterir ve zalimin yanıda da yer almayı sana şeref olarak gösterir.

Dikkat et, şu saydıklarımız bugün insanlar arasında bilhassa müslümanım diyenler arasında yaşanmaktadır, olmasın ki onlardan biri olmuş olasın, yoksa mahşerde ciddi sorun yaşarsın.

Eğer dönerde kendi aynandan basiretle bakarsan kendine daha çok net bir şekilde görmüş olurusun kendi aynanda kendini.

Bak aynaya hak var sende, onunla bak kendine, seni körlüğe götürecek tüm kapıları kapat, sendeki var olan ayna ile zira körlük yakışmaz mümin olana

Zalim kimdir bilirmisin? ‘’Allah’ın hükmüyle hükmetmeyendir.’’ Velev ki namaz kılsın, oruç tutsun ve hacca gitsin.

Şimdi kör olmaman için Kur’anı yaşyan veya canlı Kur’an olan Allah’ın Resulü Muhhammede(s.a.a) ve onun temiz evlatları olan Ehl-i Beytini takip edip yolunda yürümen gerekir.

Bu yol dünyada saadetli yaşamı ahirette ise kör olmamayı kazandırır insana; zira bu yol zalimle beraber olmayı, onunla beraber yürümeyi, ve zalimlere yardımcı olmayı kabul etmez!

Kerbela hadisesi ve İmam Huseyin yaranlarıyla beraber bunu canlarıyla kanıtlamışlar ve tarihe kanla yazmışlar ‘’Heyhat Minnezille’’ diyerek o günün zalimi Yezidine karşı Allah’ın dinini velayet şemşiyesi altında korumaya çalışmış ve bu uğurda bütün sevdiklerini vermişlerdir.Yezid ise hem namaz kılıyordu ve hemde Cuma namazını kıldırarak hutbe okuyordu, ama Allah’ın diniyle hükm etmiyordu, velayet makamına inanmıyordu ve velayet makamına savaş açmış saltanatını dinle korumaya çalışıyordu; Biraz dikkatle bak Yezidin kopyasını şimdi görebiliyormusun? Eğer göremiyorsan körlük dünyada başlamıştır demek!!

Sakın kör olma yoksa zalimin zulmünu adalet olarak görürsün kendi aynanda; şimdi zalimin zulmünü adalet görenler gibi.

Kimdir zalim diye soracak olursan, bu soru kör olduğuna kanıt olur, başka delil aramaya gerek kalmaz artık!

‘’Kim bu dünyada manen körse ahirettede kör olarak haşr olacaktır; üstelik iyice yolunu şaşırmıştır.’’17/72

 

Muhammed Avci



Add new comment