BM Güvenlik Konseyi Bizim İçin Karar Alamaz

Tue, 06/03/2018 - 18:01

Söyleme gelince hak ve adaletin oldukça geniştir; ama uygulamaya gelince oldukça dardır. İmam Ali (a.s)

Tarih boyunca İnsan hak ve adalet peşinde koşmuş ama ona ulaşma yöntemini ve onun gerekçelerini hakkıyla yerine getirememiştir. Kurulan hükümetler ve başta olan hakimler kendi güç ve çıkarlarını milletlerin isteği ve ihtiyacından daha üstün tuttukları için tarih sürecinde bir çok zulüm ve haksızlıklara neden olmuşlardır.

Hak ve adalet her zaman için ve herkes için bir istek ve ihtiyaç. Dünya düzeni ve kurulan devletler bireylerin hak ve hukukuna sahip çıkacaklarını söyler ve bu haklara sahip çıkmak için kanunlar, mahkemeler inşaa ederler ancak baş rolü alan güçler uygulamaya gelince kabullendikleri ilkelere uymaz açıkça kendi egemenlikleri doğrultusunda adım atarlar.

Bugünkü dünya düzeni ve onu etkileyen Birleşmiş Milletler İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra şekillendi. Yıkıcı ve büyük savaşların önünü almak, dünya barışını sağlamak, insan haklarına sahip çıkma gibi güzel amaçlarla öne çıkmıştı.

Ama ilk kuruluş çizgisi dahi belirledikleri hedeflere aykırıydı. BM eşit bir yapıya sahip değil, bu sistemi ABD ve İkinci Dünya Savaşı'nın galipleri kurdu ve sahiplendi.

Birleşmiş Milletler'in Genel Kurulu'nun bugün 193 üyesi var, ancak bu kurum hukuki anlamda hiçbir yaptırım gücüne sahip değil. Her yıl Genel Kurul üst düzeyde toplantı düzenlenir ve dünya liderleri bir araya gelir, kararlar alınır yalnız bu karalarların hiçbir karşılığı yoktur, sadece bir tavsiye ve bildiri haddinde kalır.

BM Güvenlik Konseyi bu sistemin asıl yönetenidir zira ambargo uygulanması, uluslar arası müdahale ve barış gücü gibi operasyonlara bu konseyde karar verilir. Konseyin beş daimi ve on geçici üyesi var. Geçici üyeler iki yıllığına seçilir, bu üyelerin veto hakkı yok ve fakat beş daimi üyenin kararına uymaktan başka bir seçeneğe sahip değiller.

5 daimi üye ABD, Rusya, İngiltere, Fransa ve Çin tüm dünya için karar veren, savaş açan ambargo uygulayan grup. Bu beş ülke Uluslararası Nükleer Silahsızlaşma Antlaşması'nın resmen “nükleer silah devleti” tanımladığı ülkeler. Bir bakışta büyük bir ayrıcalıkta kurdukları kurumun üyelerine vermedikleri hakkı kendilerine tanımış olmaları.

Hukukun genişlediği ve bilginin geliştiği bir asırda böyle hukuka aykırı bir kuruluşun olması çok şaşırtıcı. Veto hakkına gelince hiçbir açıdan kabullenilmez bir durumdur; neden birkaç ülke böyle bir hakka sahip olmuş, neden şimdiye dek 200 civarında olan devletler birleşip böyle bu ayrıcalığa son verme çabasında bulunmamışlar?

Birleşmiş Milletler kendini “adalet ve güvenliği, ekonomik kalkınma ve sosyal eşitliği uluslararasında tüm ülkelere sağlamayı amaç edinmiş global bir kuruluş” olarak tanımlamaktadır. 70 yıl bu tanıtımdan geçiyor olmasına rağmen bu kuruluşun barış ve güvenlik için bir etkili ve önemli adım attığını gösterecek hiçbir gerçek yok. Hatta Güvenlik Konseyi'nde olan daimi üyeler veto haklarını kullanarak bir çok savaşın devam etmesine bir çok barışın gerçekleşmemesine sebep olmuşlardır. Barış ve eşitliği değil de, dünya devletlerine hükmedip egemenlik kurmak için kurulmuş yeni bir “sömürgeci” güç diye biliriz.

ABD bu antlaşmadan sonra bir çok savaşta başrol almıştır, en önemlisi Vietnam'a saldırması oldu. Sonra 2003 de Irak Savaşı'nda, BM antlaşmasının ilk temellerine aykırı ve GK’nin maddelerine uymayarak Irak’a saldırdı ve 75 bin Iraklı bu savaşın kurbanı oldu. Afganistan’a yaptığı saldırılarda binlerce sivil masum halk katledildi ve ediliyor. Kısacası kurdukları ve kendi çıkarları için düzenledikleri kuruluşun ilk ilkelerini bile hiçe sayan bu devletler diğer ülkelerin demokrasi durumunu merak ettiklerini dile getirmeleri çok acı bir komedi.

ABD’nin kuruluş tarihi itibariyle soy kırımları ve diğer milletleri köle ederek buralara vardığını bilmeyen yoktur henüz renkli tenliler haklarına varmış değiller kendi devletinde demokrasiye aykırı bir çok şey varken demokrasi bahanesiyle[asıl olarak petrol ve güç ] bir çok ülkeye saldırı düzenlemiş, fitne yaratmış, insanlık dışı ambargolar uygulamış, bir çok cinayete göz yummuş, kurduğu hapishaneler ve korkunç işkenceleri milyonlarca gözün önünde sergilemekten hiç çekinmemiştir. Buda yetmiyor, ürettiği Holywood filmleri ve çizgi filmleriyle tüm dünya milletlerine kendi köksüz kültürünü dayatıyor. Böyle kusurla dolu haksızca her yerde asker bulunduran birçok cinayetin sebebi olan ve girdiği her ülkenin yer altı zenginliğini yağmalayan bir devlete neden veto hakkı verilsin neden böyle bir ülke diğer ülkelerin özgürlüğünü bahane ederek iç savaşlara sebep olsun?

Rusya, Sovyetler Birliği döneminde egemenlik altına aldığı milletleri fikri ve maddi olarak sömüren, Afganistan’a savaş açan ve ABD’nin olduğu her yerde onunla rekabet eden bir geçmişe sahip. Veto hakkını sık sık kullanan, darda kaldığında politikasından taviz veren bir devlet. Bu yapıya sahip bir devlet dünya milletleri için karar verme yeteneğine olabilir mi?

İngiltere yaşlı ve kurnaz şeytan adını almakta ün kazanan, yıllarca bir çok yoksun milletleri sömüren, zenginliğini sömürdüğü ve gasp ettiği topraklardan elde eden, Avustralya kıtasını işgal ederek orda ki yerlileri yok eden, bir çok Afrika ülkesini sömürmeye devam eden, karanlık oyunları sayılmakla bitmeyen ve anti demokratik bir yapısı olmakla birlikte Güvenlik Konseyi'nde veto hakkını haksızca sahiplenmiştir.

Fransa, sözde insan haklarına sonsuz saygılı ve modern yaşamın bayraktarı. Ama gerçekte insan hakkından ahlaksızlık ve şehveti anlayan dini inançlara her türlü ihaneti özgürlükle adlandıran kültür ve insani değerlerden yoksun kaç çehreli  ahlaksız devlet. Kendi çıkarları hizasında olan terörlere suskun ve ona aykırı her davranış ve inanç gericilik ve diktatörlük adını alır, zamanında Cezayir ve birkaç Afrika ülkesine yaptığı hukuksuz  saldırıları unutan sahte demokrasi sahibi Fransa veto hakkını nasıl sahiplene bilir? En azından 1.5 milyar Müslüman buna izin vermemeli.

Son veto sahibi Çin diğer yandaşlarından çok olmasa da kendi ilke ve kurallarına aykırı bir çok hukuksuzluk yapan, savaşların uzamasında sesiz kalarak onaylaması, birçok kez veto hakkını kullanmakta taviz verdiğinden dolayı bu hakkı sahiplenmekte haklı olmadığını gösterir, özellikle Doğu Türkistan’a yaptığı zulümler onun barış sağlama amacıyla kurulan Güvenlik Konseyi'nde bir payı olmadığını gösterir.

Güvenlik Konseyi iyi bir kuruluş olurdu eğer koyduğu ilkelere kendi üyeleri sadık kalsaydılar. Veto hakkının bu saydığımız ülkelere verilmesi, tamamen hukuk dışı ve hiçbir mantıkla bağdaşmaz. Diğer ülkelerin özgürlüğünü ve izzetini zedeleyen, onların kararlarını boşa çıkaran alçaltıcı bir kanun.

Binlerce hukukçu 70 yıldır böyle bir yapıya sahip olan BM konseyinin adalete aykırı kanunlarla yönetildiğini dile getirmekteler. Artık ilimden yoksun olan bireylerde böyle ayrımcılığa baş eğemezken neden henüz bu kuruluşa itibar veriliyor ve kararları yürürlüğe geçiyor anlaşılmaz bir durum

Bu gidişle gelecek nesillerde haksız hukuka boyun eğme zorunda kalacaklar. Bir yerden ciddi bir kalkınma olmalı, bu uyanış ve kıyam yıllarca oyuna gelen ve tahkir edilen İslam Ümmeti'nden başlamalıdır. Bunu başlatarak hem İslami adaletin gereğini yerine getirmiş olurlar hem de safları sıklaştırıp düşmanlara karşı daha güçlü bir cephede birleşmiş olurlar.

Tüm Ümmet derdinde olan, Resul'ün sevgisini taşıyan gönüller ihtilafları bir kenara bırakarak şu an istikbara hiçbir şekilde boyun eğmeyen ve sömürgecilerin oyunlarını bozan Ayetullah Hameneyi’nin Rehberliği'ni(en azından ortak düşmanlara karşı) kabul edip davetine icabet ederek düşmana karşı bir olmanın zamanıdır.

 

Muhlise Avci

 

Ortadoğu Hukuk Gözlemcisi

 

Welayet News



Add new comment