İran, Trump’la Uzun Süreli Bir Savaşa Nasıl Hazırlanıyor?
İran’ın darbeleri absorbe etme, füze saldırılarıyla misilleme yapma ve düzensiz savaş yöntemlerinden yararlanma doktrini, Irak’la yaptığı savaşın tecrübeleri temelinde şekillendi. İran’ın o kanlı çatışmadan çıkardığı en önemli ders şuydu: İran yalnızdır; kimse yardıma gelmeyecektir ve uluslararası kurumlar ile normlar pratikte bir anlam ifade etmemektedir.
Welayet News - Tom O’Connor, Newsweek için kaleme aldığı analizde çeşitli Batılı uzmanların görüşlerine yer veriyor: 2003’teki Irak işgalinden bu yana ABD’nin en büyük askerî yığınağı, nükleer müzakerelerin ortasında İran çevresinde şekillenirken; İslam Cumhuriyeti, korktuğu bir müdahaleye dayanmak ve hızlı ve kesin zaferlere eğilimli bir yönetim karşısında zamanı uzatmak üzere stratejisini ayarlıyor.
İran yönetiminin bekasını tehdit eden yalnızca Başkan Trump’ın “armadası” değil. Geçtiğimiz ay ülke çapındaki protestolar ve bunlara yönelik sert müdahalelerle en görünür hâlini alan artan iç memnuniyetsizlik, Beyaz Saray’ın son tehditlerini tetiklerken; İran içinde ve dışında, İslam Cumhuriyeti liderinin devrilmesini ve onun denetimindeki ruhani düzenin tasfiye edilmesini isteyen çevrelerin umutlarını yeniden canlandırdı.
Buna rağmen, İsrail’in hem üst düzey komutanları hem de böyle bir saldırıyı önlemekle görevli hava savunma sistemlerini hedef aldığı 12 günlük savaşta ağır darbeler alan; ardından ABD’nin son derece güçlendirilmiş nükleer tesislere yönelik doğrudan ve benzeri görülmemiş bombardımanıyla karşılaşan İran, ideolojik ve varoluşsal bir mücadele zemininde şekillenmiş bir ülke olarak ABD’ye ve muhtemelen İsrail’e maliyetleri artırmaya hazırlanıyor—özellikle de İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu fırsatı müdahaleye katılmak için değerlendirmeye karar verirse.
İsrail Savunma Kuvvetleri Araştırma ve Analiz Dairesi’nin eski İran masası başkanı ve halen Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü’nde İran ve Şii Ekseni Programı kıdemli araştırmacısı olan Danny Citrinowicz, Newsweek’e verdiği demeçte, “İsrail ve ABD’nin İran’a karşı son kampanyada kayda değer operasyonel kazanımlar elde etmiş olmasına rağmen, stratejik açıdan çok fazla şey değişmedi” dedi.
Ona göre İran, tam da böyle bir senaryo için inşa ettiği bir füze gücüyle bu çatışmaya girdi. Nükleer tesisleri ciddi hasar görmüş olsa da Tahran hâlâ yüksek oranda zenginleştirilmiş materyale ve en azından potansiyel olarak—başlangıçta endüstriyel ölçekte olmasa bile—zenginleştirmeyi yeniden başlatma kapasitesine sahip.
Tahran’ın zenginleştirmedeki ilerlemeyle uzun süredir mesaj verdiği “nükleer kart”, Ayetullah Hamaney’in kitle imha silahlarını resmen yasaklamasına rağmen, İslam Cumhuriyeti’nin tek kozu değil.
Citrinowicz, “Daha da önemlisi, İran öğreniyor” diyor. Gelecekteki bir çatışmada hasarı en üst düzeye çıkarmak için Tahran’ın uyum sağlayacağını; tesisleri daha da güçlendirip dağıtacağını, yedekliliği artıracağını ve bazı sistemler hedef alınsa bile genel mimarinin işlerliğini koruyacak şekilde operasyonel sürekliliği güvence altına alacağını belirtiyor. Ayrıca İran’ın önceki turda tüm kapasitesini kullanmadığını da vurguluyor.
Maliyet–fayda analizi
Trump, İran’a yönelik yeni bir askerî hamlenin öncekinden daha sert olacağı uyarısında bulundu. Bu tehdit, bölgede toplanan muazzam ateş gücüyle destekleniyor. İlk atış iki hafta önce, USS Abraham Lincoln uçak gemisinden faaliyet gösteren bir F-35C’nin Umman Denizi üzerinde uçan bir İran Şahid model İHA’sını düşürmesiyle gerçekleşti.
Trump daha sonra, USS Gerald R. Ford’a bağlı ikinci bir uçak gemisi görev grubunun Basra Körfezi’ne yakın sulara gönderileceğini açıkladı. Ford daha önce Karayipler’de başka bir büyük yığınak kapsamında faaliyet göstermişti; bu yığınak, müzakerelerin çökmesinin ardından ABD Delta güçlerinin Ocak ayında Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşini Karakas’taki evlerinden yakalamak üzere düzenlediği baskından önce yapılmıştı.
Bu operasyon, Trump’ın hassas ve sınırlı askerî hamle tarzıyla uyumluydu. Ancak İran’la yeni bir karşılaşma; coğrafya, silah envanteri ve bölgesel müttefik ağı nedeniyle daha maliyetli olabilir.
Citrinowicz’e göre Tahran, Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğini tehdit etme veya sekteye uğratma kapasitesini koruyor; bu da küresel ekonomik maliyetleri anında artırır. İran’ın kısa menzilli füze stokları önemli ölçüde zayıflatılmış değil. Kıyı konuşlu gemisavar sistemleri ve asimetrik deniz kabiliyetleriyle ABD deniz varlıklarını zorlayabilir.
Ayrıca Yemen’den Irak’a ve Lübnan Hizbullahı’na uzanan bölgesel ağını devreye sokarak cepheyi genişletebilir; İsrail ve ABD’ye eş zamanlı maliyetler yükleyebilir ve İsrail’i hedef alma kapasitesini, örneğin yer altı tesislerinden doğrudan atış yapma gibi yöntemlerle geliştirebilir. Stratejik hedef açık: Washington ve Kudüs’ü çok cepheli bir savaşa zorlamak ve dikkati İran’dan uzaklaştırmak.
İran’ın “Direniş Ekseni” olarak bilinen devlet dışı aktörler koalisyonu, Ekim 2023’te Hamas’ın İsrail’e saldırısıyla başlayan bölgesel çatışmadan bu yana ciddi gerilemeler yaşadı. Hamas ve Hizbullah’ın üst düzey liderleri ile silah stoklarının büyük bölümü ortadan kaldırıldı; ancak her iki yapı da hâlâ tehdit oluşturuyor.
Irak İslami Direnişi ve Ensarullah (Husiler) da kayda değer kapasitelere sahip. İlki daha önce Irak ve Suriye’deki ABD üslerine karşı kampanyalar yürüttü; ikincisi ise ticari gemilere saldırarak Kızıldeniz’de fiilî bir abluka oluşturdu ve Süveyş Kanalı’ndan geçişleri üçte iki oranında azalttı. 19. yüzyıldan bu yana ilk kez birçok gemi Afrika’nın etrafından dolaşmayı tercih etti; bu da küresel taşımacılık maliyetlerini artırıp tedarik zincirlerini aksattı.
Oval Ofis’e “savaşları bitirme” sloganıyla döndükten iki aydan kısa süre sonra Trump, Mart ayında Ensarullah’a karşı sürekli bir kampanya başlattı; ancak Mayıs başında grupla yapılan doğrudan görüşmelerin ardından ateşkes ilan etti. Ensarullah, ABD–İran çatışması durumunda müdahale edeceğini söylüyor.
Trump’ın Tahran’a iki tur nükleer görüşmenin ardından 10–15 günlük bir süre vermesi üzerine, Iraklı milisler—örneğin Ketaib Hizbullah—daha geniş bir çatışma ihtimaline karşı geniş çaplı seferberlik başlattı.
ABD Dışişleri Bakanlığı’nın eski yetkililerinden ve Atlantic Council’de İran Stratejisi Projesi direktörü olan Nate Swanson, Washington’un böyle öngörülemez bir maceraya girme hedeflerini net biçimde ortaya koymadığını ve şahin çevrelerin başkan üzerinde etkili olabileceğini söyledi.
Trump’ın eski Başkan Barack Obama’yı, Suriye’de kimyasal silah kullanımı iddialarına rağmen müdahale etmemesi nedeniyle sert biçimde eleştirdiği hatırlatılıyor. Swanson’a göre bugün Trump, geri adım atmasını neredeyse imkânsız kılan artan bir müdahaleci baskıyla karşı karşıya.
“Kutsal Savunma” ve tarihsel hafıza
İran’ın askerî doktrini, 1979’daki İslam Devrimi’nin ardından—Ruhullah Humeyni liderliğinde—şekillendi. Batı yanlısı monarşinin devrilmesinden bir yıl sonra, Saddam Hüseyin liderliğindeki Irak İran’a kapsamlı bir saldırı başlattı.
Sekiz yıl süren savaş yüz binlerce can aldı ve büyük güçlerin çoğu—ABD dâhil—Bağdat’a meyletti. Bu deneyim, İran’ın iç savunma taktiklerinin, stratejik derinlik anlayışının ve küresel düzene yönelik derin güvensizliğinin temelini oluşturdu. Bu güvensizlik, Trump’ın 2018’de 2015 tarihli çok taraflı nükleer anlaşmadan çekilmesiyle daha da pekişti.
George Washington Üniversitesi Ortadoğu Çalışmaları Programı Direktörü Sina Azodi, İran’ın o savaştan çıkardığı en önemli dersin yalnızlık olduğunu söylüyor. Ayrıca İran’ın ABD gibi bir süper güçle doğrudan konvansiyonel savaşa giremeyeceğini; bu nedenle “gri bölgede” dolaylı yöntemlere başvuracağını belirtiyor. Amerikan kamuoyunun asker kayıplarına hassasiyetinin de Tahran tarafından hesap edildiğini ifade ediyor.
İran’da öldürülen asker ve komutanlar “şehit” ilan edilerek savaş anlatısı güçlendiriliyor. Bunun en çarpıcı örneği, Ocak 2020’de Trump’ın talimatıyla Irak’ta düzenlenen saldırıda öldürülen Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’dir.
Demokrasileri Savunma Vakfı’nda İran Programı kıdemli direktörü olan Behnam Ben Taleblu ise İran’ın geçmişinin strateji, fırsatçılık ve risk toleransına işaret ettiğini; sembolik görülen saldırıların bile ciddi etkiler yaratabileceğini söylüyor. Ancak mevcut dönemin, caydırıcılık ve güç dengesi varsayımlarının çözüldüğü “tamamen yeni bir dünya” olduğunu da ekliyor.
Körfez’in diğer yakası
Washington ve Tahran dışında da bölgesel denklemi etkileyen aktörler var. Türkiye ve Körfez’in Arap ülkeleri gibi bazı ABD ortakları, böyle bir savaşın sonuçlarından endişe ederek itidal çağrısında bulunuyor.
Azodi’ye göre bu ülkeler İran’ı sevdikleri için değil; 1979’daki devrimin yarattığı kaosun tekrarından çekindikleri için uzun süreli bir istikrarsızlık ihtimaline temkinli yaklaşıyor. Mevcut zayıf ama tanıdık İran’ı, İsrail ve ABD ile diplomatik ilişkileri olan ve ekonomik olarak güçlenmiş bir İran’a tercih edebileceklerini savunuyor.
Citrinowicz ise Beyaz Saray’ın bir “jeopolitik çekişmenin” ortasında olduğunu söylüyor: Bir tarafta İsrail ve Washington’daki şahin sesler; diğer tarafta İran’ın doğrudan misillemesinden ya da rejimin çöküşünün yaratacağı kaostan korkan Körfez ülkeleri var. Körfez monarşileri için her iki senaryo da riskli; bu nedenle sessiz ama ısrarlı biçimde geniş çaplı bir savaşı önlemeye çalışıyorlar.
Sonuç olarak analiz, rahatsız edici ama açık bir noktaya işaret ediyor: İran’ın henüz kullanmadığı seçenekleri var. Körfez ülkelerinin aşmayacağı sınırlar mevcut. İsrail ve ABD ise taktik üstünlüğe rağmen bir sonraki turun kendi koşullarında ilerleyeceğini varsayamaz. Operasyonel başarı, her zaman stratejik üstünlük anlamına gelmez; hatta sahte bir kontrol duygusu yaratabilir.
Washington için asıl soru, İran’a yeniden saldırıp saldıramayacağı değil; bunun kalıcı bir stratejik değişime yol açıp açmayacağıdır. Ortadoğu’da savaşlar nadiren sınırlı kalır. Bölgesel aktörler devreye girdiğinde ise diplomatik girişimler—ne kadar iddialı olursa olsun—çoğu zaman hayatta kalma kaygısının gerisine düşer.
Not: Bu analiz tahririeh.com sitesinden alınarak tercüme edilmiştir.(Rasthaber)

Yeni yorum ekle