Şehit Lideri Neden “İslam Birliğinin Yeni Mimarı” Olarak Nitelendiriyoruz?
Şehit Devrim Lideri’nin düşünce sisteminde İslam birliği; yalnızca belirli vesilelerle dile getirilen bir slogan ya da ayrılıklardan kaçınmayı öğütleyen ahlaki bir tavsiyeden ibaret değildir. Aksine, İslam ümmetinin gücünü, kimliğini ve geleceğini yeniden inşa etmeyi hedefleyen medeniyet boyutlu bir stratejidir.
Welayet News - Şehit Lider’in neden “İslam Birliğinin Yeni Mimarı” olarak nitelendirildiğini anlayabilmek için, öncelikle birliğin kendisinin düşünce dünyasındaki yerini incelemek gerekmektedir. Şehit Lider, 2003 yılında yaptığı bir açıklamada, “İslam ümmetinin zaferinin sırrı” ifadesinin kelime birliği (söylem birliği) olduğunu net bir şekilde vurgulamıştır. İslam ümmetinin bilimde, kalkınmada, kendi kaderine tayin hakkına sahip olmada, yabancı tahakkümünden kurtulmada ve refaha ulaşmadaki ilerleyiş yolunun “Tevhid Kelimesi ve Kelime Tevhidi”nden geçtiğini belirtmiştir.
Bu bakış açısı, birliği Müslümanlar arasındaki ilişkiler düzeyinin ötesine taşıyarak, onu İslam dünyasının siyasi ve medeniyet kaderini ilgilendiren hayati bir meseleye dönüştürmektedir. Nitekim bu yaklaşımla kendisi; Filistin, Irak ve İslam dünyasının diğer sorunlarını münferit siyasi gelişmeler olarak değil, tüm bu sorunları ortak bir kökene, yani “Müslümanların söylem ayrılığına” bağlamaktadır.
2004 yılında ise bu yaklaşım daha açık bir dille ifade edilmiştir: İslam dünyası nüfus, zenginlik, kültür, medeniyet ve insan kaynağı gibi muazzam potansiyellere sahiptir; ancak birlik olunamaması sebebiyle bu potansiyel kendi çıkarlarını savunmak adına kullanılamamaktadır. Lider’in İslam dünyasını, tefrika yüzünden birbiriyle savaşan gruplara bölünen “muazzam ve teçhizatlı bir düzenli orduya” benzetmesi; birliğin, İslam ümmetinin potansiyel gücünü harekete geçirmenin temel şartı olduğunu göstermektedir.
Ümmet İnşası: Mezheplerin Bir Arada Yaşamasının Ötesinde Bir Fikir
Buradaki daha önemli husus, Şehit Lider’in yalnızca Şii ve Sünni arasındaki anlaşmazlıkların azaltılmasını istemekle kalmayıp, “İslam Ümmeti” adı verilen daha büyük bir kimliğin güçlendirilmesini hedeflemesidir.
Şehit Lider, 2005 yılındaki konuşmalarında Müslümanların ortak noktalarını —Tevhid, Allah, Nübüvvet, Ahiret, Kur’an ve şeriat hükümlerinin büyük bir kısmı— sıralayarak, mezhepsel farklılıkların Müslümanların ortak kimliğini gölgelememesi gerektiğini ortaya koymuştur. Kendisinin bakış açısına göre düşman; Müslümanların bu büyük ortak paydalarından gafil kalmaları için tam da farklılık noktalarına parmak basmaktadır.
İşte “İslami Ümmet İnşası” düşüncesi bu noktada anlam kazanmaktadır: Müslümanların birleşmek uğruna kendi mezhep ve inançlarını bir kenara bırakmaları gerekmemektedir; aksine, mezhepsel kimliklerini korurken aynı zamanda İslam ümmeti düzeyinde ortak bir kimlik ve ortak çıkarlar tanımlamalıdırlar.
Birlik, Mezheplerin Tek Bir Mezhepte Birleşmesi Demek Değildir
Bu teorinin en önemli yönlerinden biri, birlik kavramının kesin bir dille tanımlanmış olmasıdır. Şehit Lider, 2006 yılında açıkça şu vurguyu yapmıştır: “İslam birliğinden kastımız, İslami inançların ve mezheplerin tek bir inanç veya mezhepte birleşmesi demek değildir.”
Bu cümle, “birlik” ile “tektipleştirme” arasındaki sınırı net bir şekilde çizmektedir. Kendisine göre fıkhi ve kelami tartışmalar bilimsel zeminlerde devam edebilir; her mezhep kendi inancına sahip olup bunun üzerine tartışabilir. Ancak bu bilimsel ayrışma, toplumsal ve siyasi çatışmalara veya kan dökülmesine dönüşmemelidir.
Kendisinin ifadesiyle, “İslam dünyasının birliğinden kastımız, çatışmasızlıktır.” Dolayısıyla arzulanan birlik, çeşitliliğin yok edilmesi değil; daha büyük bir kimlik ve maslahat çerçevesinde farklılıkların yönetilmesidir.
Teorik Birlikten İslam Dünyasının “Eylem Belgesine”
Bu yaklaşımın “mimari” yönü olarak adlandırılabilecek hususlardan biri de, birliği bir slogan olmaktan çıkarıp pratik bir mekanizmaya dönüştürme gayretidir.
Şehit Lider, 2006 yılındaki aynı konuşmasında İslam alimlerine, aydınlara ve siyasi seçkinlere, samimiyetle İslam birliğini uygulamaya koyacak bir “Bildirge/Anayasa” hazırlamaları teklifinde bulunmuştur. Öyle bir bildirge ki, sonuç olarak hiçbir Müslüman bir başka mezhebe mensup din kardeşini “tekfir etmeye” cesaret edemesin.
Bu öneri, birliğin sadece bireysel bir tavsiye olmadığını; kurumsallaşmaya, ortak kurallara, siyasi ve toplumsal bir iradeye ihtiyaç duyduğunu göstermektedir. Bu nedenle birliğin muhatabı sadece sıradan halk değil; din, akademi, kültür ve siyaset dünyasındaki seçkinlerdir ve bu projede özel bir sorumluluk taşımaktadırlar.
“Nifak ve Tefrika” Projesiyle Mücadele
Bu düşünce sisteminde düşman da soyut bir kavramdan ibaret değildir. Şehit Lider, dış güçlerin Şii ve Sünni toplumlar arasında nifak tohumları ekme çabalarına karşı defalarca uyarıda bulunmuş; düşmanın mezhepsel ayrılıkları siyasi ve toplumsal çatışmalara dönüştürmeye çalıştığını savunmuştur.
Ancak burada dikkat çeken nokta, kendisinin Şii ve Sünni arasındaki tüm tarihsel anlaşmazlıkları yalnızca emperyalizme/sömürgeciliğe bağlamamış olmasıdır. 2006 yılındaki konuşmalarında taassup, cehalet, hissiyat ve yanlış anlamaların da ayrılıkların şekillenmesinde rol oynadığını; ancak sömürgeci güçlerin bu ayrılıklardan azami derecede faydalandığını belirtmiştir.
Bu ayrım, birlik projesinin sadece dış unsurlarla mücadeleden ibaret olmadığını; aynı zamanda İslam ümmetinin kendi içindeki özyatırım ve ıslahı, taassupla mücadeleyi ve bilimsel tartışmaların toplumsal düşmanlığa dönüşmesini engellemeyi de kapsadığını göstermektedir.
Gadir-i Hum Bile Birleştirici Bir Unsur Olabilir
Bu düşünce sisteminin en hassas noktalarından biri de Gadir-i Hum meselesine bakış açısıdır. Şehit Lider, Şiilik açısından İslam’ın yüceliğinin bir simgesi olan Gadir meselesinin, İslam’ı zayıflatmak için kullanılmaması gerektiğini vurgulamaktadır. Hatta Şehit Mutahhari’nin “El-Gadir” kitabı hakkındaki görüşlerine atıfta bulunarak, bu konunun bir ayrılık sebebi olmak yerine Müslümanlar arasında diyalog ve kardeşlik vesilesine dönüştürülebileceği belirtilmektedir.
Bu bakış açısı, İslam birliğinin Şii inançlarının gizlenmesi anlamına gelmediğini açıkça ortaya koymaktadır. Aksine, mezhepsel kimlik muhafaza edilmekte; ancak bunun sunuluş ve ötekiyle karşılaşma biçimi, çatışmaya ve kardeş kavgasına yol açmayacak şekilde düzenlenmektedir.
Birlik: Devrim Öncesinden Devrimin Ulaştığı Çizgiye Uzanan Bir Miras
“İslam Birliğinin Yeni Mimarı” nitelendirmesi, bu yaklaşımın geçmişine bakıldığında daha da anlam kazanmaktadır. Şehit Lider, 2006 yılındaki aktarımında, henüz Devrim öncesinde Belucistan’daki sürgün döneminde dahi Ehlibeyt ve Ehli Sünnet mensupları arasında “pratik, hakiki ve samimi bir gönül birliği” kurmak için çabaladığını ve Sünni alimlerle bu konuda diyaloglar yürüttüğünü anlatmaktadır. Dolayısıyla bu düşünce sisteminde birlik, Devrim sonrası konjonktürel bir politika ya da bölgedeki siyasi gelişmelere verilen geçici bir tepki değil; İslam’ın geleceğine dair uzun soluklu bir fikri bir birikimin parçasıdır.
Neden “İslam Birliğinin Yeni Mimarı”?
Tüm bu görüşler bir araya getirildiğinde, “İslam Birliğinin Yeni Mimarı” tanımının oldukça tutarlı ve savunulabilir olduğu görülmektedir. Çünkü kendisi birliği eş zamanlı olarak birkaç düzeyde formüle etmiştir: Ortak ilkelerde inanç birliği, Müslümanlar arasındaki düşmanlığın reddinde toplumsal birlik, tahakküm ve tefrikaya karşı mücadelede siyasi birlik ve İslam ümmetinin gücünü yeniden inşa etme yolunda medeniyet birliği.
Bu anlayışta “ümmet”, birbirinden kopuk ulusların ve mezheplerin bir bileşimi değildir; temel ortaklıklara ve ortak çıkarlara sahip, çeşitliliğini korurken ortak tehditler karşısında tek bir irade sergileyebilen büyük bir toplumdur.
İşte bu nedenle Şehit Lider’in düşüncesindeki birlik projesi, bir “ümmet inşası” projesi olarak kabul edilebilir. Farklılıkları ortadan kaldırmayı değil; farklılıkları çatışma alanından diyalog alanına çekmeyi ve Müslümanları daha büyük ortak paydalarda buluşturmayı hedefleyen bir projedir.
Eğer “mimar”; yalnızca bir yapı hakkında konuşan değil, o yapının farklı unsurlarını tanıyan, birbirleriyle olan ilişkilerini belirleyen ve bütüncül bir yapıya ulaşmak için plan sunan kişiyse; tüm bu açıklamalar “İslam Birliğinin Yeni Mimarı” unvanının sadece propaganda amaçlı bir ifade olmadığını göstermektedir. Bu unvan, “söylem birliği” ile başlayan, “çatışmasızlığa” ulaşan ve nihayetinde bilinçli, kudretli ve ortak iradeye sahip bir ümmetin şekillenmesini hedefleyen bütüncül bir düşünce sisteminin tanımıdır.
Seyyid Rıza Mircaferi/snn.ir

Yeni yorum ekle