İran Dışişlerinden ABD ile İmzalanan Mutabakat Hakkında Açıklama
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, İslamabad Mutabakat Muhtırası’nın Donald Trump ile Mesud Pezeşkiyan tarafından dijital ortamda imzalandığını duyurdu
Welayet News - Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, İslamabad Mutabakat Muhtırası’nın Donald Trump ile Mesud Pezeşkiyan tarafından dijital ortamda imzalandığını duyurdu ve şöyle dedi:
“Füzelerimiz, onlar hakkında konuşulmasından hiç hoşlanmaz. Füzelerimiz sadece fırlatılmak içindir, müzakere edilmek için değil.”
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, bugün sabaha karşı katıldığı bir televizyon programında, İslamabad Mutabakat Muhtırası’nın ABD Başkanı Donald Trump ile İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan tarafından imzalandığını açıkladı.
Bekayi şöyle dedi:
“Şu anda konuştuğumuz sırada metin resmen iki ülkenin cumhurbaşkanları tarafından imzalanmış olmalıdır. 28 Hordad sabahı erken saatlerde imzalanması planlanmıştı.”
Sözcü, başlangıçta İsviçre’de bir toplantı yapılmasının ve metnin iki tarafça resmen imzalanmasının planlandığını belirterek şunları söyledi:
“Son 24 saat içinde bu konuyu daha ayrıntılı değerlendirdik ve daha uygun seçeneğin, metnin iki ülke cumhurbaşkanları tarafından çevrim içi olarak imzalanması olduğuna karar verdik.”
İran diplomasi kurumunun sözcüsü şöyle devam etti:
“Bunun birçok nedeni var. Bunlardan biri, metin iki ülkenin en üst düzey yetkilileri tarafından imzalandığında, ihlal edilmesinin maliyetinin daha yüksek olmasıdır. Geçmişteki tecrübelerimizi dikkate alarak bunun gerçekleşmesini tercih ettik.”
Ayrıca şunları ekledi:
“Bence ayrıca bir tören düzenlenmesine de gerek yok.”
İsviçre’deki Cuma toplantısı
Kıdemli İranlı diplomat, Cuma günü İsviçre’de yapılması planlanan toplantı hakkında şöyle konuştu:
“Bir sonraki müzakere aşamasının gerçekleştirilmesi planlanıyor ve bu toplantının İsviçre’de yapılması hâlâ gündemdedir. Önümüzdeki saatlerde tarafların arabulucular aracılığıyla nasıl bir sonuca ulaşacağını göreceğiz.”
İslamabad Mutabakatı’na giden süreç
Bekayi, uzun bir yol kat ettiklerini belirterek şöyle dedi:
“Bizim için, ateşkesin ilan edildiği 19 Ferverdin gününden itibaren Milli Güvenlik Yüksek Konseyi tarafından verilen talimatlar esas alınmıştır. Madde sayısı önemli değildir. Önemli olan, ulusal çıkarlarımızı ve güvenliğimizi sağlayan bütün konuların bu metne dâhil edilmesidir. Bazı konuların iki ayrı madde şeklinde düzenlenmesi gerekiyordu. Bu nedenle 10 ya da 14 madde olması çok önemli değildir.”
Bekayi sözlerine şöyle devam etti:
“Önemli olan, müzakere heyetinin talimatlarında yer alan ve bizim için önem taşıyan bütün hususların 14 maddelik metne yerleştirilmiş olmasıdır.”
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü ayrıca şunları söyledi:
“Artık metnin resmen tamamlandığını söyleyebiliriz; çünkü iki taraf da imzalamıştır.”
Kıdemli diplomat şöyle devam etti:
“Taraflar arasında, metin kesinleşmeden yayımlanmaması konusunda bir mutabakat vardı. Ancak metnin içeriği konusunda birçok kez açıklamalarda bulunmuştuk. Söylenmemiş bir şey bırakmadık; genel çerçeveye ilişkin bütün hususlar hakkında az ya da çok bilgi vermiştik.”
Lübnan meselesi
Bekayi, mutabakat metninde Lübnan’a da yer verildiğini belirterek şöyle dedi:
“İran, dostlarına sahip çıktığını göstermiştir. Dostlarını hiçbir koşul altında yalnız bırakmaz. Bizim için Lübnan’daki ateşkes, İran’daki ateşkes kadar önemliydi ve savaşın Lübnan’da sona ermesi de İran’da sona ermesi kadar önem taşımaktadır. Bunu defalarca söyledik.”
Şöyle devam etti:
“Mutabakat Muhtırası’nın birinci maddesinde ‘Lübnan’ kelimesi üç kez geçmektedir. Lübnan’daki savaşın sona erdirilmesi ile birlikte Lübnan’ın toprak bütünlüğüne ve egemenliğine saygı gösterilmesi vurgulanmıştır.”
Bekayi, bunun tamamen açık olduğunu belirterek sözlerini şöyle tamamladı:
“Son cümle de, önümüzdeki 60 gün içinde hazırlanacak nihai anlaşma metninde bu konunun mutlaka yeniden vurgulanacağını ifade etmektedir.”
Bekayi, kendisine yöneltilen “Bu mutabakat muhtırası ile artık herhangi bir askerî operasyonun gerçekleşmeyeceği konusunda içiniz rahat mı?” sorusuna şu cevabı verdi:
“Hayır.”
Sözlerini şöyle sürdürdü:
“Şu aşamada savaşı sona erdirmeye yönelik bir anlaşma imzalamış olmamız, geçmişi unuttuğumuz anlamına gelmez. Ağır bedeller ödeyerek ve büyük kayıplar vererek edindiğimiz dersleri terk ettiğimiz anlamına da gelmez. Geçmiş tecrübeler her zaman gözümüzün önünde olmalıdır. Şimdi işimiz eskisinden daha zordur. Çünkü uluslararası anlaşmaların uygulanması, onları hazırlamaktan çok daha zordur. Özellikle de yükümlülüklerine bağlı kalmadıklarını göstermiş taraflar söz konusu olduğunda.”
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü şöyle dedi:
“Diplomasi kurumu, halkın ve vatan savunucularının tam desteği ile Allah’a tevekkül ederek, bizim açımızdan ülkenin çıkarlarını ve menfaatlerini sağlayan bir metne ulaşmayı başardı. Bundan sonra hepimiz, karşı tarafın taahhütlerine uymak zorunda kalacağı şekilde uygulama sürecini dikkatle takip etmeliyiz.”
Bekayi şöyle devam etti:
“Bizim işimiz daha yeni başladı. Bir yandan mutabakat muhtırasının uygulanmasını dikkatle izlememiz gerekiyor, diğer yandan da bu metnin imzalanmasının hemen ardından başlayan 60 günlük süre içinde hem belgenin bazı bölümlerinin uygulanmasına ilişkin ayrıntılar üzerinde çalışacağız hem de yaptırımların kaldırılması ve nükleer konu üzerinde görüşmeler yürüteceğiz. Metinde açıkça belirtildiği gibi, yalnızca bu iki konu hakkında görüşeceğiz.”
Başka bir bölümde ise şöyle konuştu:
“Biz her zaman kendi gücümüze dayandık ve toprak bütünlüğümüzü ve ulusal egemenliğimizi nasıl koruyacağımızı biliyoruz. Metinde Amerika’nın buna saygı göstereceğinin belirtilmesi, Amerika da dâhil olmak üzere bütün ülkelerin diğer ülkelere karşı kullandığı olağan bir ifadedir.”
Kıdemli İranlı diplomat ayrıca şunları söyledi:
“Başından beri bu aşamada nükleer konu hakkında konuşmayacağımızı vurguladık. İran’ın bilgece kararı, iki kez görüştüğümüz ve sonunda karşı tarafın müzakere masasını dağıtarak ülkemize saldırmasına yol açan bir konu hakkında şu aşamada konuşmamaktı. Bu anlaşmanın imzalanmasından itibaren 60 gün boyunca yalnızca iki konu, yani nükleer mesele ve yaptırımlar hakkında görüşmeler yapılacaktır.”
Bekayi şöyle dedi:
“Haksız yaptırımları ne kadar erken kaldırabilirsek, bu bizim yararımıza olacaktır. Gerekirse bu süre uzatılacaktır.”
Ayrıca şunları ekledi:
“Çabamız, bu süre içinde yaptırımların kaldırılmasını sağlamaktır.”
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, deniz ablukasının kaldırılması konusunda da şu açıklamayı yaptı:
“Bu maddeye göre karşılıklı olarak, Amerika’nın İran’a karşı uyguladığı deniz ablukasını 30 gün içinde kaldırması ve buna karşılık bizim de Hürmüz Boğazı’ndaki geçişler konusunda aynı şekilde hareket etmemiz öngörülmüştü.”
Bekayi şöyle devam etti:
“Ancak Siyonist rejimin Dahiye bölgesine yönelik saldırısıyla ilgili gelişmeler ve İran’ın karşılık verme planı sonrasında, son derece ciddi ve güvenilir bir tehdit ortaya konuldu. Bunun üzerine çok acil görüşmeler yapıldı ve Amerika’nın deniz ablukasını kaldırma yükümlülüğünü derhal yerine getirmesi kararlaştırıldı. Bu da gerçekleşti.”
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü sözlerini şöyle tamamladı:
“Biz yalnızca karşı tarafın sözlerine ve vaatlerine güvenmiyoruz. Yapılan gözlemler, son iki üç gün içinde gemilerimizin herhangi bir sorun yaşamadan limanlara girdiğini ve yük taşıyan gemilerin limanlardan ayrıldığını gösterdi. Bu taahhüt uygulanmaya başlamıştır ve bizim Hürmüz Boğazı ile ilgili yükümlülüğümüz de bu belgenin imzalanmasının hemen ardından yürürlüğe girecektir.”
Bekayi, sunucunun “18 Haziran’da Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına ve İran’ın belirlediği düzenlemeler çerçevesinde gemi trafiğinin başlamasına tanık olacak mıyız?” sorusuna şu cevabı verdi:
“Evet. Bu uygulama, deniz trafiğinin 28 şubat öncesindeki seviyesine ulaşması için 30 gün boyunca sürdürülmelidir. Bu süre hem gerekli düzenlemelerin yapılması hem de varsa teknik engellerin giderilmesi için gereklidir.”
Kıdemli İranlı diplomat, bölgedeki yabancı askerî güçlerin çekilmesi konusuna değinerek şöyle dedi:
“Bu, İran için stratejik bir hedeftir. Biz, bölgemizde yabancı askerî güçlerin varlığının bölgeye güvensizlik, savaş, fitne ve ayrılıktan başka bir şey getirmediğine inanıyoruz.”
Şöyle devam etti:
“Bölge ülkeleri de bunu gördü. Bölge ülkeleri, Amerikan askerî üslerinin varlığının, onları sadece İran’ın savunma amaçlı karşılıklarına karşı daha savunmasız hâle getirdiğini gördüler.”
Bekayi, son birkaç ayda ve özellikle 28 şubat’tan itibaren yaşanan gelişmelerden İran’ın duyduğu derin rahatsızlığı dile getirerek şöyle konuştu:
“Bölge ülkelerini ve komşu devletleri defalarca uyardık; Amerika ve Siyonist rejimin, kendi topraklarını, tesislerini ve imkânlarını bir Müslüman ülkeye saldırı amacıyla kullanmalarına izin vermemeleri gerektiğini söyledik. Ancak ne yazık ki bu gerçekleşti. İran da meşru müdafaa ilkesi doğrultusunda, İran’a yönelik saldırılarda kullanılan üsleri ve tesisleri hedef aldı. Bu, İran’ın meşru müdafaa hakkının doğal bir parçasıdır.”
Bekayi şöyle ekledi:
“Ancak biz, her zaman iyi komşuluk ilkesine bağlı kalan ve kendisini bölge ülkelerinin dostu olarak gören bir ülkeyiz. Tüm Müslüman ülkelerle dinî ve kültürel bağlarımız vardır. Bu olay son derece üzücüydü. Umarız bölge ülkeleri yaşananlardan ders çıkarır ve karşılıklı güvene dayalı ortak bir güvenlik mekanizmasının kurulması için çaba gösterir.”
Şöyle devam etti:
“Nihai anlaşmadan 30 gün sonra Amerikan askerî güçlerinin çevre bölgeden çekilmesi öngörülmektedir. Bunun da kendine özgü müzakereleri olacaktır.”
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Donald Trump’ın “İran’ın balistik füzeleri hakkında konuşacağız” şeklindeki açıklamaları hakkında ise şunları söyledi:
“Füzelerimiz, onlar hakkında konuşulmasından hiç hoşlanmaz. Füzelerimiz sadece fırlatılmak içindir, müzakere edilmek için değil.”
Sözlerini şöyle sürdürdü:
“İran’ın savunma kapasitesi hakkında hiçbir şekilde, hiçbir süreçte ve hiçbir tarafla görüşme yapılmayacaktır. Özellikle de yerli füze kapasitesinin İran’ın onurunu ve varlığını korumada ne kadar gerekli olduğunu gördüğümüz bugünlerde.”
Kıdemli İranlı diplomat, İslamabad Mutabakat Muhtırası’nda yer alan Hürmüz Boğazı’nın yönetimine ilişkin madde hakkında da şöyle konuştu:
“Bu madde, İran’ın uluslararası deniz taşımacılığına ve Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer özgürlüğüne karşı son derece sorumlu yaklaşımını göstermektedir. İran ve Umman, boğaza kıyısı olan iki ülkedir ve boğaz sularının bir bölümü İran ile Umman’ın karasularına dâhildir. Onlarca yıldır bu boğazın güvenliğini sağlayan taraflar biz olduk.”
Bekayi sözlerini şöyle tamamladı:
“28 şubat’tan itibaren başlayan gelişmeler, bölge ülkelerinin topraklarının İran’a yönelik saldırılar için kötüye kullanılması ve Hürmüz Boğazı’nın İran’ın millî güvenliği ile ulusal çıkarlarını tehdit etmek amacıyla kullanılmaya çalışılması, İran’ı uluslararası hukuk çerçevesinde bir dizi tedbir almaya sevk etti.”
Bekaî devam etti:
Son aylarda yaşanan olumsuz olayların tekrarını istemiyoruz; dünya da bunu istemiyor. Bu nedenle hem kendi millî güvenliğimizi ve millî çıkarlarımızı korumak, hem de Hürmüz Boğazı’na kıyısı olan diğer ülke Umman’ın güvenliğini sağlamak ve uluslararası toplumun menfaatleri doğrultusunda, boğazdaki gemi trafiğinin güvenli biçimde gerçekleşmesini temin edecek tedbirler almayı planlıyoruz.
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, bu çalışmaların İran ile Umman iş birliğiyle yürütüleceğini belirterek, diğer bölge ülkeleriyle de görüşmeler yapılacağını söyledi. Nihai amacın Hürmüz Boğazı’ndaki deniz ulaşımının güvenli ve emniyetli şekilde sürdürülmesi olduğunu ifade etti.
Doğal olarak bu hizmetlerin sunulacağını ve verilen hizmetler karşılığında da ücret alınması gerektiğini vurguladı.
Önemli olanın, bu mekanizma ve düzenlemelerin hâlen oluşturulma aşamasında olması olduğunu belirten Bekaî, Umman ile görüşmelerin uzun zamandır sürdüğünü, çeşitli ülkelerle de temasların devam ettiğini söyledi.
Umman ile bu mekanizmaların büyük ölçüde şekillendiğini, çünkü bu konunun yeni olmadığını ifade eden Bekaî, diğer ülkelerle de görüşmeler yapılacağını ve Hürmüz Boğazı’nda İran’ın egemenliği ve hâkimiyetinin korunmasıyla birlikte güvenli deniz trafiğinin sağlanacağını söyledi.
Bekaî, tüm ülkelerle görüşmeler yürüttüklerini, çünkü uluslararası toplumun tamamının Hürmüz Boğazı’ndaki güvenli ve emniyetli deniz taşımacılığından fayda sağladığını belirtti.
Bu konunun, boğaza kıyısı bulunan iki devlet olan İran ve Umman’ın sorumluluğunda olduğunu, diğer ülkelerle yapılan görüşmelerin ise İran’ın sorumlu yaklaşımının bir göstergesi olduğunu ve bölgenin genel çıkarlarının her türlü düzenleme içerisinde gözetilmesini amaçladığını ifade etti.
Bu düzenlemelerin İran ve Umman tarafından hazırlanacağını, süreç içinde gerekli görülen her aşamada ilgili diğer taraflarla da istişare yapılacağını söyledi.
Deniz ablukasının kaldırılması
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, “Eğer deniz ablukası derhal kaldırıldıysa neden metinde yer almadı?” sorusuna şu yanıtı verdi:
“Çünkü bu adım daha erken atıldı. Sadece metni esas alacak olsaydık, ABD’nin yükümlülüğü metnin imzalandığı andan itibaren başlamış olacaktı.”
Bekaî, mutabakat metninin 15 Haziran kesinleşmesinin hemen ardından ABD Başkanı’nın resmî olarak bu uygulamayı derhal başlatacağını açıkladığını belirtti. Bu nedenle deniz ablukasının kaldırılması da aynı andan itibaren başlamış oldu.
Bunun pratikte uygulanmasının birkaç saat sürmesinin doğal olduğunu söyleyen Bekaî, yapılan gözlemlerde bunun fiilen gerçekleştiğinin tespit edildiğini ifade etti.
Savaş zararlarının yeniden inşası
Bekaî, savaşın yol açtığı zararların onarılmasının İran açısından son derece önemli olduğunu belirterek, bu savaşın ABD ve İsrail rejimi tarafından İran’a dayatıldığını, yasa dışı bir savaş olduğunu ve kırk gün boyunca çok sayıda suç işlendiğini söyledi.
Bu nedenle İran halkının saldırganlardan hesap sorma hakkına sahip olduğunu vurguladı.
Bazı zararların maddî rakamlarla ölçülemeyeceğini belirten Bekaî, İran’ın bu suçlarla ilgili taleplerini daima sürdüreceğini ifade etti.
İran’ın istediği her şeyin yalnızca bu mutabakat zaptı veya ileride yapılacak anlaşmalar çerçevesinde değerlendirilmeyeceğini belirterek, çeşitli yollarla takip edilmesi gereken başka talepler de bulunduğunu, bunların arasında adaletin sağlanması meselesinin de yer aldığını söyledi.
Dışişleri Bakanlığı olarak İran halkına karşı işlenen suçların belgelenmesi, anlatılması ve uluslararası mekanizma ve kurumlar aracılığıyla hakların savunulması konusunda hiçbir fırsatın kaçırılmayacağını vurguladı.
Bu konunun, söz konusu mutabakat zaptının kapsamı dışında olduğunu belirtti.
Ancak yeniden inşa için gerekli maddî kaynaklar meselesinin bu belgede bir ölçüde yer aldığını ifade eden Bekaî, bu yükümlülüğün nasıl uygulanacağına ilişkin mekanizmaların 60 gün içinde kesinleştirilmesi gerektiğini söyledi.
Mutabakatla ilgili görüşmeler sürerken, yeniden inşa finansmanının nasıl sağlanacağı konusunda farklı taraflar arasında ayrıntılı müzakereler yapıldığını da sözlerine ekledi.
Yeniden inşa finansmanını kim sağlayacak?
Sunucunun, “Bu konuda ABD mi devreye girecek, yoksa bölgesel ortaklar mı?” sorusuna Bekaî şu cevabı verdi:
“Biz her türlü mekanizmadan yararlanacağız. Bizim için önemli olan bunun gerçekleştirilmesidir. Kaynağın nereden geldiği çok önemli değildir. Önemli olan, bu yükümlülüğün karşı tarafın taahhütleri arasında metne dâhil edilmiş olmasıdır. ABD, bu yükümlülüğün yerine getirilmesi için gerekli bütün imkânları sağlamakla yükümlüdür.”
Bekaî açıkladı:
ABD yaptırımları nedeniyle İran’da yatırım yapılmasının önünde engeller bulunduğunu belirten Bekaî, bu nedenle altıncı maddenin son cümlesinde, savaş zararlarının yeniden inşası ve ekonomik kalkınmanın uygulanabilmesi için gerekli bütün onay ve izinlerin verilmesinin de ABD’nin yükümlülüğü olarak açıkça belirtildiğini söyledi.
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, genel çerçevede uzlaşmaya varıldığını, önümüzdeki 60 gün boyunca ise uygulama yöntemleri hakkında görüşmelerin sürdürüleceğini ifade etti.
Yaptırımlar
Bekaî, mutabakat metninde ABD’nin tek taraflı tüm yaptırımlarının, birincil ve ikincil yaptırımlar dâhil olmak üzere, ayrıca Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi yaptırımları ile Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Yönetim Kurulu kararlarının kaldırılması gerektiğinin açıkça belirtildiğini söyledi.
Bu konuda müzakere süresinin 60 gün olduğunu belirten Bekaî, bu süre içerisinde ABD’nin yükümlülüklerini nasıl yerine getireceğine ilişkin ayrıntıların nihai anlaşma metnine geçirilmesi gerektiğini ifade etti.
ABD’nin İran’a yönelik tüm yaptırımlarının kaldırılması gerektiğini vurgulayan Bekaî, Washington’un yaptırımlar için kullandığı gerekçe veya başlıkların önemli olmadığını söyledi.
Sunucunun, “ABD bazı maddeleri uygular, bazılarını uygulamazsa İslamabad Mutabakatı nasıl işleyecek?” sorusuna şu cevabı verdi:
“Onlar şart öne sürerse biz de şart öne süreriz. Taahhüt karşılığında taahhüt vardır. Biz yükümlülüklerimizi yerine getirirken karşı tarafın kendi yükümlülüklerinden kaçmasına izin vermeyeceğiz.”
Nükleer konu
İranlı diplomat, uranyum zenginleştirme ve zenginleştirilmiş maddeler de dâhil olmak üzere nükleer konunun ayrıntılarının görüşülmediğini belirtti.
Son bir buçuk yılda karşı taraftan aşırı ve maksimalist talepler duyduklarını ifade eden Bekaî, İran’ın zenginleştirilmiş uranyumunun ABD’ye veya en azından İran dışına taşınmasının defalarca gündeme getirildiğini söyledi.
İran’ın ise en başından beri zenginleştirilmiş maddelerin ülke dışına çıkarılmayacağını açıkça ifade ettiğini hatırlattı.
Şu anda gündemde olan seçeneklerden birinin, zenginleştirilmiş maddelerin İran içinde seyreltilmesi olduğunu belirten Bekaî, bunun yeni bir öneri olmadığını ve son bir buçuk yıldır nükleer müzakerelerin başlangıcından beri gündemde bulunduğunu söyledi.
Bu seçeneğin gündeme getirilmesinin sebebinin, İran açısından kesinlikle kabul edilemez olan diğer seçeneklerin önünü kapatmak olduğunu belirtti.
Bekaî, İran için kabul edilemez seçeneğin, zenginleştirilmiş uranyumun ülke dışına çıkarılması olduğunu vurguladı.
İran’ın ihtiyaçları doğrultusunda kendi nükleer programına sahip olabilmesi gerektiğini de sözlerine ekledi.
Metin iki dilde imzalandı
Bekaî, mutabakat metninin Farsça ve İngilizce olmak üzere iki dilde imzalandığını belirterek, her iki dilde de resmî metin bulunması konusunda ısrar ettiklerini ve bunun İran’ın bilgilendirme konusundaki şeffaflığının en üst düzeyi olduğunu söyledi.
Petrol satışları
ABD yaptırımlarından birinin İran petrol satışlarını hedef aldığını ve bunun İran’a büyük maliyetler yüklediğini belirten Bekaî, karşı tarafın bu kısıtlamaları kaldırmayı taahhüt ettiğini söyledi.
Bu taahhüdün yalnızca kâğıt üzerinde olmadığını vurgulayan Bekaî, İran’ın petrolünü hiçbir engelle karşılaşmadan satabilmesi, gemi sigortalarının yapılabilmesi, taşımacılığın sorunsuz yürütülmesi ve petrol satışlarından elde edilen gelirlerin eksiksiz tahsil edilmesi gerektiğini belirtti.
Bu yükümlülüğün bugünden itibaren başladığını ve müzakereler süresince de devam etmesi gerektiğini ifade eden Bekaî, nihai anlaşmaya varıldığında ise bütün yaptırımların kaldırılmış olması gerektiğini söyledi.
Dondurulmuş İran varlıkları
İran’ın dondurulmuş mal varlıkları konusunda da konuşan Bekaî, İran’ın istediği zaman bu varlıkları kullanabilmesi, ödeme talimatı verebilmesi ve ihtiyaç duyduğu her türlü alımı bu kaynaklardan gerçekleştirebilmesi gerektiğini söyledi.
Bu konuda gerekli mekanizmaların oluşturulduğunu belirten Bekaî, son iki-üç hafta boyunca ayrıntılı müzakereler yapıldığını ve ABD’nin bütün engelleri kaldırmayı taahhüt ettiğini ifade etti.
Geçmiş yıllarda İran halkına ait varlıkların serbest bırakılması konusunda ABD’nin sözlerini tutmaması nedeniyle acı tecrübeler yaşandığını hatırlatan Bekaî, bu deneyimlerin müzakerelerde dikkate alındığını ve bu kez ABD’nin yükümlülüklerini yerine getirmesini güvence altına almak amacıyla gerekli önlemlerin alındığını söyledi.

Yeni yorum ekle