Temenniyi haber, propagandayı veri, gürültüyü strateji sananlar...
Aydın Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murteza Ocaklı, İran-ABD savaşına dair ana akım medyada dile getirilen ‘’dedikodu’’ mahiyetindeki spekülasyonları değerlendirdi. Ocaklı, ABD’nin savaşı başlatmaktaki engellerini sıraladı.
Welayet News - Aydın Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murteza Ocaklı, İran-ABD savaşına dair ana akım medyada dile getirilen ‘’dedikodu’’ mahiyetindeki spekülasyonları değerlendirdi. Ocaklı, ABD’nin savaşı başlatmaktaki engellerini sıraladı.
Ocaklı’nın X hesabından yaptığı analiz şu şekilde:
Trump aylarca aynı cümleyi farklı tonlarda tekrarlıyor: “Vuracağım, vuracağım…” Bu söylem artık bir strateji değil; irade gösterisi kılığına girmiş bir tekrar döngüsü. Çünkü sahada tablo şu: ABD, deniz ve hava gücünün ciddi bir kısmını İran’ın yakın çevresine yığıyor; platformlar, donanmalar, üs trafiği, “hazırlık” dili… Ama kritik eşik geldiğinde tetiğe basamıyor. Bu bir “teknik gecikme” değil; siyasi maliyet–askerî risk–sonuç belirsizliği üçgeninde kilitlenme.
Bu manzara en çok kimi şaşırtıyor? NATO okulundan geçen, ABD’nin “tarihsel kudretini” bir tür değişmez doğa kanunu gibi ezberleyen komutanları ve o güce psikolojik olarak hayran kalan çevreleri. Çünkü zihin haritaları basit: “ABD yığdıysa vurur; vuruyorsa bitirir.” Oysa İran dosyasında bu otomatik refleks çalışmıyor. İran, Washington’un alıştığı türden bir hedef değil; tek bir darbeyle çökecek, tek bir şokla hizaya gelecek bir düzen değil. Caydırıcılık burada, sadece füze sayısı ya da savunma sistemi değil; topyekûn maliyet üretme kapasitesi, bölgesel yayılma riski, iç siyaset etkisi ve sonuç kontrol edilemezliği.
Trump’ın şaşkınlığı da buradan geliyor. Hayatında ilk kez, “yüksek ses + yığınak + medya köpüğü” kombinasyonunun karşı tarafta otomatik bir geri çekilme üretmediğini görüyor. İrade dediğiniz şey, tweet’le değil; bedeli göze alabilmekle ölçülür. İran’ın “geri adım atmama” refleksi, Trump’ın pazarlık psikolojisini boşa düşürüyor: tehdidin kredisi aşındıkça, söz büyüyor ama etki küçülüyor.
Asıl vahim olan ise şu “ABD’ye hayran analizciler” grubunun hali: Gece ekran karşısında, “Bak bu sefer vuracak… Bak bu sefer İran bitti…” diye uykuya dalıyorlar. Sabah uyanınca gerçekle çarpışıyorlar: Yine vurulmadı. Sonra ne yapıyorlar? Yanlış varsayımla yeniden aynı döngüye giriyorlar. Çünkü analiz yapmıyorlar; temenniyi haber, propagandayı veri, gürültüyü strateji sanıyorlar.
Gerçek daha sert: ABD’nin “tarihsel güç” masalı, her coğrafyada aynı şekilde işlemiyor. İran gibi dosyalarda güç, sadece “ne kadar yığdın” değil; “yığdığın güçle hangi sonucu garanti ediyorsun” sorusudur. Garantisi olmayan yerde “tarihsel kudret” değil, stratejik tereddüt konuşur.
Ve size mesaj net:
Bu tablo “ABD zayıf” demek değildir; ABD’nin bu denklemde sınırsız olmadığını gösterir. Ama sizinki daha büyük bir problem: Doğru düzgün analiz üretecek zihinsel disiplin yok. Ekran cümleleriyle jeopolitik okuyanlar, her sabah aynı hayal kırıklığıyla uyanmaya mahkûmdur. Çünkü gerçek, sloganla değişmiyor; gerçek, maliyetle yazılıyor.(Ajanslar)

Yeni yorum ekle