İngiltere: ABD’nin savaş suçlarının değişmeyen ortağı

Sa, 13/01/2026 - 12:30

İngiltere’nin yaklaşık kırk yıldır ABD’nin uluslararası hukuku ihlal eden askeri müdahalelerine siyasi ve askeri destek verdiği, bu desteğin hükümetler değişse de sürdüğü belirtildi.

Welayet News  - İngiliz araştırmacı gazetecilik platformu DeClassified UK’de yayımlanan makalede, İngiltere’nin yaklaşık kırk yıldır ABD’nin uluslararası hukuka aykırı askeri müdahalelerine siyasi ve askeri destek verdiği aktarıldı.

Bu desteğin, hükümetler değişse de süreklilik gösterdiği belirtildi.

Libya bombardımanı ve Thatcher dönemi

Makalede, 40 yıl önce ABD savaş uçaklarının Libya’yı bombalayarak ülkenin lideri Muammer Kaddafi’yi hedef aldığı, suikast girişiminin başarısız olduğu ancak Trablus’ta onlarca sivilin hayatını kaybettiği hatırlatıldı. Saldırıların, Kaddafi’nin sorumlu tutulduğu Berlin’deki bir gece kulübü bombalamasına yanıt olarak gerçekleştirildiği bildirildi.

Söz konusu saldırıların, dönemin İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher hükümeti tarafından güçlü biçimde desteklendiği ve bazı ABD uçaklarının İngiltere’deki üslerden havalanmasına izin verildiği kaydedildi.

Kamuoyunda geniş çaplı muhalefete rağmen Thatcher’ın parlamentoda saldırıyı “Libya kaynaklı terörizmin açık bir örüntüsüne karşı gerekli ve orantılı bir yanıt” ve “uluslararası hukuku korumaya yönelik” bir adım olarak savunduğu aktarıldı.

Ancak Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun ve dünya kamuoyunun büyük bölümünün saldırıyı uluslararası hukukun ihlali olarak kınadığı belirtildi. Buna rağmen Thatcher’ın, ABD’nin İngiltere’ye zor zamanlarda destek verdiğini ifade ederek üslerin kullandırılmamasının “müttefiklik sorumluluklarından vazgeçmek” anlamına geleceğini savunduğu aktarıldı.

Panama işgali ve hukuki itirazlar

Makalede, Libya saldırısından üç yıl sonra, Aralık 1989’da ABD’nin Panama’yı işgal ettiği, bu müdahalede 3 bine kadar insanın hayatını kaybettiği ve Devlet Başkanı Manuel Noriega’nın devrildiği ifade edildi. İşgalin, BM Şartı ve Amerikan Devletleri Örgütü’nün ilkelerine aykırı olduğunun yaygın biçimde kabul edildiği belirtildi.

İngiltere Dışişleri Bakanlığı’nda görevli bir hukuk danışmanının işgal günü kaleme aldığı notta, “Amerikan eyleminin uluslararası hukuk açısından haklı olduğu sonucuna varmanın mümkün olmadığı” değerlendirmesini yaptığı aktarıldı.

Buna rağmen Thatcher’ın, ABD Başkanı George H. W. Bush’a özel bir telefon görüşmesinde müdahaleyi “çok cesur bir karar” olarak nitelediği ve “tam destek” sözü verdiği kaydedildi. İngiltere’nin, işgali “şiddetle kınayan” BM Güvenlik Konseyi karar tasarısını veto ettiği de belirtildi.

Clinton–Blair dönemi: Afganistan, Sudan ve Irak

1990’lı yıllarda Washington ve Londra’daki lider değişimlerinin bu yaklaşımı değiştirmediği, Bill Clinton ve Tony Blair döneminde iş birliğinin sürdüğü ifade edildi.

Ağustos 1998’de ABD’nin, Kenya ve Tanzanya’daki büyükelçilik saldırılarına yanıt olarak Afganistan ve Sudan’da hedeflere seyir füzeleriyle saldırdığı aktarıldı. Afganistan’da el-Kaide kamplarının vurulduğu, Sudan’da ise ülkenin ilaç ihtiyacını karşılayan bir ilaç fabrikasının hedef alındığı belirtildi.

ABD’nin fabrikanın kimyasal silah ürettiğini öne sürdüğü ancak bu iddiayı destekleyen güçlü kanıtların ortaya konmadığı kaydedildi. Clinton’ın, olayla ilgili BM soruşturması girişimlerini engellediği, Blair’in ise bazı İngiliz diplomatların itirazlarına rağmen saldırılara güçlü destek verdiği bildirildi.

Aralık 1998’de ise ABD ve İngiltere’nin Irak’a yönelik dört gün süren hava saldırılarını onayladığı, gerekçe olarak Saddam Hüseyin’in kitle imha silahları üretme kapasitesinin gösterildiği ancak bu silahların hiçbir zaman bulunmadığı hatırlatıldı.

Gizliliği kaldırılan belgelere göre, İngiliz hukuk danışmanlarının Blair ve ekibini saldırıların hukuka aykırı olduğu konusunda sürekli bilgilendirdiği, ancak Blair’in bu hukuki görüşleri özel yazışmalarında “ikna edici bulmadığını” ifade ettiği aktarıldı.

Blair’in parlamentoya yaptığı açıklamada ise saldırılar için “gerekli hukuki yetkinin bulunduğunu” söylediği ve bu beyanın yanıltıcı olduğu kaydedildi.

Süleymani suikastı ve Johnson hükümeti

Makalede, Ocak 2020’de ABD Başkanı Donald Trump’ın emriyle İranlı General Kasım Süleymani’ye yönelik düzenlenen insansız hava aracı saldırısına da yer verildi. Washington’un saldırıyı, Süleymani’nin “yakın tehdit” oluşturduğu iddiasıyla gerekçelendirdiği aktarıldı.

Ancak BM raporunun, suikastın yasa dışı olduğu sonucuna vardığı ve dönemin BM yargısız infazlar özel raportörü Agnes Callamard’ın bunu uluslararası hukuk açısından “bir dönüm noktası” olarak nitelendirdiği ifade edildi. Callamard’ın, benzer bir saldırının Batılı bir askeri lidere yapılması durumunda bunun “savaş eylemi” sayılacağı değerlendirmesine yer verildi.

Buna karşın Boris Johnson’ın saldırıyı savunduğu ve Süleymani’nin ölümü için “yas tutmayacaklarını” söylediği aktarıldı. Johnson’ın, “hukukilik meselesinin İngiltere’nin değerlendireceği bir konu olmadığı” yönündeki sözlerinin, daha sonra Venezuela konusunda da tekrarlandığı kaydedildi.

İran ve Venezuela: Starmer dönemi

Trump’ın, Keir Starmer başbakan olduktan sonra da İran’a yönelik saldırılar düzenlediği, Haziran ayında nükleer tesislerle bağlantılı hedeflerin vurulduğu belirtildi. BM uzmanlarının bu saldırıları, “1945’ten bu yana dünya düzeninin temel kurallarının ihlali” olarak nitelediği aktarıldı.

Buna rağmen Starmer’ın ABD müdahalesini kınamadığı ve yalnızca “İran’ın nükleer silaha sahip olamayacağı” yönünde açıklama yaptığı bildirildi. Dışişleri Bakanı David Lammy’nin de saldırıların hukuka aykırı olup olmadığı sorularını yanıtlamaktan kaçındığı ifade edildi.

Trump yönetiminin bu ay Venezuela hükümetini devirmesinin ardından İngiltere’nin tutumunun da benzer olduğu, Starmer ve bakanların Nicolas Maduro’nun devrilmesini memnuniyetle karşıladığı ve bunun açık bir uluslararası hukuk ihlali olarak tanımlanmadığı aktarıldı.

BM uzmanlarının Maduro’nun kaçırılmasını sert biçimde kınadığı, BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk’ün bunun “ülkenin egemenliğini ve BM Şartı’nı ihlal ettiğini” söylediği kaydedildi.

Buna rağmen İngiltere’nin, olaydan sadece günler sonra ABD ile askeri iş birliğini sürdürdüğü ve Rus bayraklı bir petrol tankerinin ele geçirilmesine destek verdiği aktarıldı.

“Kurallara dayalı düzen” eleştirisi

DeClassified UK’nin, Trump’ın son askeri müdahaleleri hakkında hukukçularla görüştüğü ve birçok uzmanın bunları da yeni birer ihlal olarak değerlendirdiği belirtildi.

Makalede, ABD ve İngiltere’nin on yıllardır “kurallara dayalı uluslararası düzeni” savunduklarını iddia ederken, fiilen bu düzeni aşındırdıkları değerlendirmesine yer verildi. Bu sürecin gelecekte hangi savaşlara yol açabileceği ve bedelinin kimler tarafından ödeneceğinin belirsizliğini koruduğu ifade edildi.(YDH)



Yeni yorum ekle