Az Fark Edilen Bir Kazanım
12 Günlük Savaş ve Ramazan Savaşı’nın en büyük ama en az dikkat çeken kazanımlarından biri; bazı Arap ülkelerinin liderlerinin gerçek yüzünün ortaya çıkarılması ve onların sadece münafıkça değil, aynı zamanda müşrikçe olan kimliklerinin ifşa edilmesidir.
Welayet News - 1 — 12 Günlük Savaş ve Ramazan Savaşı’nın en büyük ama en az dikkat çeken kazanımlarından biri; bazı Arap ülkelerinin liderlerinin gerçek yüzünün ortaya çıkarılması ve onların sadece münafıkça değil, aynı zamanda müşrikçe olan kimliklerinin ifşa edilmesidir.
İslam ülkesi İran’a düzenlenen saldırıda ABD ve Siyonist rejimle açıkça iş birliği yapmaları, birçok halkın zihninde bu sözde ülkelerin liderlerinin —gösterdikleri görünüşün aksine— sadece Müslüman olmadıklarına değil, aynı zamanda Siyonist efendilerinin tek bir işaretiyle İslam’a ve Müslüman halklara karşı hiçbir suçtan geri durmayan iradesiz paralı askerler ve köleler olduklarına dair en ufak bir şüphe bırakmamıştır. Okuyun!
2 — Arap ülkelerinin içinden sızan müstened haberler ve raporlar, bu ülkelerdeki iktidarların ABD ve Siyonist rejimle birlikte İran’a yönelik askeri saldırıya katılmaları sebebiyle kendi halklarının yoğun öfkesiyle karşı karşıya kaldıklarını göstermektedir.
12 Günlük Savaş ve Ramazan Savaşı, bu ülkelerin halklarında, başlarındaki yöneticilerin esasta İslam’a inanmadıkları yönünde kesin bir kanaat oluşturmuştur. Suudi bir alim, Suudi Arabistan’ın bir şehrinde okuduğu cuma hutbesinde şöyle demiştir: “Evet, bizim Şiilerle dini görüş ayrılıklarımız vardır; ancak bu görüş ayrılığı Kafirler ve Müşriklerle ortak hareket etmemizi gerektirmemelidir.”
Bu Sünni alim sözlerine şöyle devam etmiştir: “Siyonistlerle birlikte İslam ülkesi İran’a yapılan askeri saldırıya iş birliği yapmamız ve katılmamız, bana Maide Suresi’ndeki şu şerefli ayeti hatırlatıyor: ‘Leteckdenne eşedden-nâsi ‘adâveten lillezîne âmenûl-yehûde vellezîne eşrakû…’ (İman edenlere karşı kine ve düşmanlığa en şiddetli olanların Yahudiler ile Müşrikler olduğunu göreceksin). Bu şerefli ayet belimi büküyor; çünkü Yahudilerle birlikte İran’a düşmanlıkta yer aldığımız için bizi müşrik sayıyor. Biz Yahudilerle İran’a karşı suç ve ittifak ortağı olmadık mı?!” Bu Sünni alimin akıbeti hakkında bir bilgi bulunmamaktadır!
3 — Dubai’de halk, İsrail şirketlerine ait iki binayı ateşe vermiştir. Ülkemizden koparılan bir parça ve İran’a ait olan Bahreyn’de halk her gece Siyonizm karşıtı gösteriler düzenlemekte ve Al-i Halife’yi kafir olarak nitelemektedir. Kuveyt İstihbarat Örgütü, Kuveyt’in ABD ve Siyonist rejimle iş birliği yapmasını protesto eden çok sayıda eylemciyi gözaltına almıştır.
Ürdün’de polisin yanı sıra ordu birlikleri de gece gündüz sokaklardadır; tutuklamayla sonuçlanan çok sayıda protesto örneği ve hatta protestoculara ateş açılarak öldürüldüklerine dair iki vakıa rapor edilmiştir. Katar hükümeti, Katar televizyonundan yayınlanan bir bildiriyle bu küçücük ülkenin halkından sağduyulu olmalarını istemiş; halk ise hükümetle dalga geçerek “Bizden hükümet liderlerinin müşrik olmasını sineye çekmemizi istiyorlar!” demektedir.
Çok sayıda protestocunun Katar’da gözaltına alındığına dair raporlar da mevcuttur… Ve bu hikaye böyle uzayıp gitmektedir; biz sadece birkaç örneğine değindik.
Tüm kanıtlar, ABD ve İsrail ile aynı çizgide olan Arap ülkelerindeki Müslüman halkların isyan noktasına geldiğini açıkça göstermektedir. ABD’de yaşayan Arap bir akademisyenin ifadesiyle: “Arap liderlerin İran’a yönelik saldırıda ABD ve İsrail ile doğrudan iş birliği yapması, bu liderlerin kafir, müşrik, münafık ve Siyonistlerin paralı askeri olduğu konusunda hiç kimsede en ufak bir şüphe bırakmamıştır; Müslüman halklar İslam ülkeleri üzerinde müşriklerin egemenliğine boyun eğmemelidir.”
4 — Şimdi Merhum İmamımızın (Rıdvanullahi Teala Aleyh) bu hikmetli sözlerine bir göz atın. Hazretleri, 15 Ağustos 1979 (24 Mordad 1358) tarihinde Suriye’den kendisini ziyarete gelen bir diplomatik heyete şöyle buyurmuştu:
“Müslümanlardaki her türlü zayıflık ve İslam beldelerindeki her türlü fesat [bağımlı] hükümetlerden kaynaklanmaktadır. Hükümetler kendi bencillikleri yüzünden ne yazık ki yabancılara hizmetkarlık yapmakta, kendi halklarına ise efendilik taslamaktadırlar; Müslüman beldelerindeki tüm fesadı yaratan da işte bu hizmetkarlık ve efendiliktir. Halklar, İslam’ın ve kendi milletlerinin maslahatlarına aykırı hareket eden hükümetlere, İran halkının devrik Şah’a yaptığı muamelenin aynısını yapmalıdır. Eğer hükümetlerin halkların yoluna aykırı hareket ettiği yerlerde bu yapacak olunursa sorunlar çözülür ve yabancıların eli İslam ülkelerinden kesilir. Ben Tebareke ve Teala olan Allah’tan ya hükümetleri akıllandırıp İslam’a ve Müslümanların maslahatına uygun hareket ettirmesini ya da halkları galip kılarak onları kökten kazımasını niyaz ediyorum… Eğer Müslümanlar kenetlenmiş olsaydı, her biri İsrail’e bir kova su dökseydi onu sel alıp götürürdü.”
5 — Ve son olarak ülkemizin istihbarat merkezlerine şu soru yöneltilmektedir: Adı geçen ülkelerin işleri üzerinde geniş bir hakimiyete sahip olmalarına rağmen, neden bu ülkelerdeki halk protestolarına ilişkin haberleri yayınlamıyorlar?! Ayrıca ülkemizin değerli yetkililerine şu öneride bulunmak yerinde olacaktır: Söz konusu ülkelerle iyi komşuluk ilişkilerine vurgu yapıldığında, Müslüman kardeşler olan bu ülkelerin halkları ile başlarındaki Siyonistlerin alçak paralı askerleri olan yöneticileri arasında ayrım gözetilmelidir.
Hüseyin Şeriatmedari

Yeni yorum ekle