El-Ahbar: ABD-İsrail-Suudi ekseni İran’a karşı yeni savaşa hazırlanıyor

Pt, 21/09/2026 - 09:53

İbrahim Emin, Suudi rejiminin İran’daki yönetimi devirmek ve Yemen’i etkisizleştirmek amacıyla ABD ile İsrail’i yeni ve sınırsız bir savaşa sürüklemeye çalıştığını yazdı.

Welayet News  - İbrahim Emin, Amerikan-İsrail kampının İran’a karşı önceki savaşta hedeflerine ulaşamadığını, Hizbullah ile Irak’taki direniş gruplarını etkisizleştiremediğini ve Yemen ordusunun batı kıyıları ile Babülmendep’te kontrol sağlamasının dengeleri değiştirdiğini belirtiyor. Analize göre Suudi rejimi, İran’daki yönetimin devrilmesi ve Yemen ordusunun yenilgiye uğratılması amacıyla ABD ve İsrail’i yeni ve daha kapsamlı bir savaşa ikna etmeye çalışırken Tahran, böyle bir saldırıya destek veren bölge ülkelerinin de doğrudan hedef alınacağı uyarısında bulunuyor. Bölgedeki askeri hazırlıklar ve artan ekonomik baskı, tarafları ya çatışmadan çekilmeye ya da sınır ve kuralların ortadan kalkacağı yeni bir savaş raunduna sürüklüyor.

Son haftalarda, Amerikan-İsrail kampında yer alan Arap ve Batılı taraflar ile ülkeler arasında, İran’a karşı savaşın önceki raundunun tüm plan ve beklentilerin aksine sonuçlarla sona erdiği ve mutabakat zaptının yalnızca ateşi durdurmayı, yaşananları yeniden değerlendirmeyi, tökezlemenin nedenlerini incelemeyi, planları gözden geçirmeyi, İran’ın ortaya koyduğu güçlü yönleri ve gelecek herhangi bir raundda bunlarla nasıl başa çıkılacağını araştırmayı amaçladığı yönündeki kanaat güçlendi.

Lübnan’da Hizbullah’a karşı yürütülen savaşın, umulduğu gibi onun teslim olmasıyla ya da faaliyet gösterme kabiliyetinin sona erdirilmesiyle sonuçlanmaması, bu küresel cephenin kaygılarını daha da artırdı. Beyrut’taki yönetimle yürütülen siyasi süreç ise büyük karmaşalarla karşı karşıya. Irak’taki direniş gruplarını ortadan kaldırma planı da başarısız olurken en büyük sürpriz Yemen’den geldi; Ensarullah hareketi, dünya ekonomisi açısından hayati önemdeki ikinci boğazın kontrolünü ele geçirmeyi başardı.

ABD ile İran arasında ateşkesin ilan edildiği 8 Nisan’dan eylül ortasına kadar birçok gelişme yaşandı. Savaşın hedeflerine ulaşılamamasının, özellikle İran’daki yönetimin devrilememesinin ve İran’la müttefik güçlerin Irak, Yemen ve Lübnan’daki kapasitelerinde belirleyici bir değişiklik yaratılamamasının sorumluluğuna ilişkin siyasi tartışmalar yaşandı. ABD Başkanı Donald Trump yönetimi ile Benyamin Netanyahu hükümeti arasındaki çekişme, Amerikan koruma şemsiyesinin gerektiği ölçüde etkili olmadığını ve İran’daki yönetim etkisiz hale getirilmediği takdirde İsrail’le ittifakın maliyetinin ağır olacağını ilk kez hisseden Arap Körfez ülkelerinin tutumlarına da yansıdı. Birden fazla taraf, İran’daki yönetimi devirecek yeni bir savaş başlatma kapasitesine ilişkin belirsizlik ortamında, bir ölçüde güvenlik arayışıyla uzak durma politikası benimsemeyi değerlendirdi.

Ancak Birleşik Arap Emirlikleri’nin İran’la bir “ön anlaşma” yapmakta acele etmesi ve Mısır, Türkiye ve Pakistan’ın Amerikan-İsrail projesine karşı temkinli tutumu Suudi tarafına yansımadı. Aksine Muhammed bin Selman liderliğindeki yönetim, İran ve müttefiklerinin gücünü kırmak için “yeryüzündeki bütün şeytanlardan yardım isteme” ilkesi doğrultusunda hareket etmeyi sürdürdü. Bu; askeri, güvenlik, ekonomik ve siyasi faaliyetleri içeren ve Körfez’in kendisinden Suriye, Irak ve Lübnan’a, oradan da Filistin’e kadar uzanan çok sayıda sahayı kapsayan bir süreçtir. Bununla birlikte Suudilerin Yemen sahasına yoğunlaşması, Suudilerin en büyük müttefik gücünün çökmesi, Ensarullah’ın Yemen’in bütün batı kıyısını kontrol altına alması, Kızıldeniz’in güneyindeki deniz ulaşımına hâkim olması ve Babülmendep’i ele geçirmesiyle yaşanan türden kayıpları öngörmüyordu.

Lübnan’da hiç kimse İsrail’in saldırılarını durduramadı. Jozef Aun yönetimi İsrail tarafından ne zaman hesaba mahsuben herhangi bir kazanım elde etmeye çalışsa, Amerikalı arabulucu bunu Hizbullah’ın silahsızlandırılması planlarının uygulanması zorunluluğuna bağlıyor ve Trump yönetiminin İsrail’deki siyasi süreç arifesinde Netanyahu’ya baskı yapamayacağını tekrarlıyordu.

Gerekçelerden bağımsız olarak sonuç, Lübnan’ın İran’la müzakere sürecinden uzaklaştırılması oldu. Buna karşılık Amerikan tarafı, Lübnan’daki nüfuz alanını genişletmesini sağlayacak herhangi bir sonuç elde edemedi. Suudi ortak ise Lübnan’daki müttefik cephenin çökmesini önlemeye çalışıyor ve bunu engellemek için durmaksızın faaliyet yürütüyordu. Suudi tarafında, Hizbullah’ın Suudilerin müttefiki olan yönetimi devirecek büyük iç adımlara başvurabileceği yönündeki kaygılar giderek büyüyordu.

Ancak esas çalışma başka bir yerde yürütülüyordu.

Amerika ve İsrail karşıtı eksendeki etkili çevrelerin görüşmelerinden sızanlara göre Trump ile Netanyahu arasındaki görünür anlaşmazlıklar, üzerine kapsamlı bir strateji inşa edilebilecek türden değil. Zaman geçtikçe Amerikan-İsrail işbirliğinin yeniden hareketlendiği, Trump ile Netanyahu’nun İran’daki yönetimin devrilmesi gerektiğini yeniden konuşmaya başladığı ve yeni savaş programına başta Suudiler olmak üzere yeni taraflar eklemeye yöneldikleri görüldü. Bu doğrultuda saha koordinasyonu görevi, yaklaşık on gün önce Almanya’da gizli askeri toplantıyı düzenleyen ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’na verildi. Toplantıya İsrail ordusu Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir ile Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Bahreyn, Kuveyt, Ürdün ve Mısır’ın genelkurmay başkanları ve ordu komutanları katıldı. Kapalı görüşmelerde İran’la çatışma ve askeri gelişmeler ele alınırken Yemen’de devam eden tırmanış da görüşüldü.

Bu toplantı görünüşte, çıkarları kesişen güçlerin önceki çatışmanın sonuçlarını incelemek üzere yaptığı bir değerlendirme toplantısı gibi görünüyordu. Ancak veriler bunun aksine işaret ediyor. Özellikle Suudiler, Amerikalılar ile İsrail’i “İran meselesini kesin olarak bitirecek” büyük bir harekâta girişmeye zorlamak için baskı yapmaya başladı. Bu seçenek; sahadaki hareketlilik, faaliyet ve hazırlıklarla somutlaşıyor. İran’daki Hatemü’l-Enbiya Karargâhı’nın dün farklı nitelikte bir açıklama yayımlamasına yol açan da buydu. Açıklamada, “Amerika’nın başarısızlıklarını örtmek ve sahte kazanımlar elde etmek amacıyla, bazı bölge ülkelerinden aldığı yeşil ışıkla Avrupa ülkelerinden birinde yapılan ortak toplantıda İran’a karşı yeniden harekete geçme kararı aldığı yönünde bilgiler bulunduğu” belirtildi. Bununla Almanya’daki toplantıya işaret edildi. Ardından karargâh dikkat çekici bir uyarıda bulunarak, “Amerika İran’a karşı bir hata yaparsa, bu ülkenin bölgedeki bütün konuşlanma merkezleri ve çıkarları, hiçbir sınırlama ve gözetme olmaksızın sürekli, etkili ve acı verici saldırılara maruz kalacaktır. Bölge ülkelerinin İran’a yönelik saldırının yanında saf tutması da onların tamamını bu eylemin ortağı haline getirir ve artık İran güçlerinden itidal bekleyemezler.” ifadelerini kullandı.

Özellikle Suudilerin Washington’ın gerekli korumayı sağlamamasından duyduğu rahatsızlığı dile getirdiğine ilişkin çok sayıda sızıntının ortasında bazıları, Bin Selman’ın İran’la hızlı bir uzlaşmaya gitmeyi tercih edebileceğini ileri sürdü. Ancak bu değerlendirme bütünüyle doğru değil. Burada, Bin Selman hakkında kaleme alınan bir biyografinin ön sözünün hazırlanmasına katılan eski Mossad yetkilisi Oded Ailam’ın açıklamaları üzerinde durmakta yarar var. Ailam, kitabı “Bin Selman’ı Churchill’in bir derece üstüne, Tanrı’nın ise yarım derece altına yerleştiren bir methiye” diye tanımladı. Ancak Ailam, “Gerçek tamamen farklı. Bin Selman büyük bir başarısızlığa uğradı ve koltuğunun ayaklarından birinin kesildiğine ilişkin sesler duymaya başladık.” dedi.

Buna karşılık Israel Hayom gazetesi, adını açıklamadığı Suudi bir yetkilinin, “Resmen ilan edilmemiş olsa da İran’la savaş halindeyiz.” sözlerini aktardı. Tahran’ı Suudi Arabistan’ı zayıflatmaya ve Körfez’de kaos yaymaya çalışmakla suçlayan yetkili, “Tahran’daki rejimin devrilmesi bölgesel ve küresel bir çıkardır.” dedi. İsrail’in yardım edebileceğini belirten yetkili, İsrail’in “İran’daki savaşın fitilini ateşlediğini” ve kendi görüşüne göre “Ensarullah’a karşı savaşta etkinliğini kanıtlayan tek taraf olduğunu” söyledi.

Buradaki fikir, Suudi yönetiminin İran konusunda Amerikan ve İsrail taraflarıyla görüşmeleri yeniden başlatmaya yönelik, dikkatle izlenmesi gereken bir eğilim göstermesidir. Suudi yönetimi, İran’daki rejimin devrilmesi ve Ensarullah’ın ortadan kaldırılması için bedel ödemeye hazır. Ancak Bin Selman’ın bunun gerçekleşeceğine dair güvencelere ihtiyacı var. Bölgedeki diğer liderler gibi o da İran’a karşı daha şiddetli olsa bile yeni bir harekâtın başarısız olmasından korkuyor; çünkü İran’ın bu ölçekteki yeni bir eyleme hoşgörü göstermeyeceğini çok iyi biliyor.

Bin Selman’ı böyle bir savaşa dahil olmaya teşvik eden unsurları artıran bir diğer etken de Ensarullah’a karşı bir harekât başlatmak için Türkiye, Mısır ve Pakistan’dan fiili destek almayı başaramamış olmasıdır. Bu durum onu, Yemen’e karşı savaşında “IŞİD’çileri” kullanmak gibi iyi bildiği yönteme geri döndürdü. Suudilerin, Irak’ta kendilerini Iraklı sivillerin arasında patlatan 5 bin Suudi intihar bombacısını göndermesinde olduğu gibi, şimdi de Ensarullah’ı kırmak karşılığında şeytanla ittifak kurmaya hazır görünüyor.

İki gün önce 12 Suudi kentine karşı düzenlenen yoğun hava harekâtının, Suudiler tarafından hazırlanmış bir plana yanıt olduğu artık biliniyor. Söz konusu plan, bomba yüklü motosikletler ve patlayıcı kemerlerle donatılmış bir grup intihar bombacısının hazırlanmasını ve her cuma Ensarullah’a destek vermek üzere milyonlarca Yemenlinin toplandığı Sebin Meydanı’ndaki kalabalığı havaya uçurmak için gönderilmesini öngörüyordu. Sanaa açısından Bin Selman’ın bu silaha başvurması, hiçbir koşulda görmezden gelinemeyecek bir hatadır. Ensarullah, Bin Selman’a böyle bir işe karışması nedeniyle çok daha ağır bedeller ödemeye hazır olması gerektiği yönünde açık mesajlar gönderdi.

Bölge fiilen büyük bir gerilimin etkisi altında yaşıyor. İsrail ve Amerika’da önemli siyasi süreçler var. Ancak devam eden savaşın bölge ülkeleri üzerindeki ekonomik etkileri bakımından çok daha ölümcül gelişmeler söz konusu. Buna, başta Suudiler olmak üzere önemli başkentlerde gelecek aşamanın niteliğine ilişkin daha yüksek düzeyde bir kaygı da ekleniyor. Bütün bunlar, rahatlama yollarının her yönden kapalı olduğu yönündeki açık sonuca götürüyor. Trump ile Körfez ülkelerinin liderleri ve üst düzey yetkilileri arasında yarın yapılacak toplantı, savaştan tamamen çekilmenin mi yoksa bu kez sınırları ve kuralları olmayacak yeni bir şiddet raunduna hazırlanmanın mı söz konusu olacağını öngörmeyi sağlayacak zemini oluşturacak.

Çeviri: YDH



Yeni yorum ekle