ABD’nin Bakü’ye Yönelik Yaklaşımındaki Değişim

Cu, 02/01/2026 - 12:33

2025 yılında, özellikle Azerbaycan Cumhuriyeti, Ermenistan ve Amerika Birleşik Devletleri arasında 8 Ağustos’ta Beyaz Saray’da imzalanan üçlü barış anlaşmasının ardından, Washington ile Bakü arasındaki ilişkiler görece yeni ve dikkat çekici bir aşamaya girdi.

Welayet News  - Bu yaz ABD’nin Bakü ile Erivan arasında imzalanan barış anlaşması taslağı sonrasında Güney Kafkasya’daki etkin varlığı, İran İslam Cumhuriyeti açısından ciddi sonuçlar doğurmaktadır. Ancak bu gelişmeler bugüne kadar yeterince ele alınmamıştır.

2025 yılı itibarıyla, özellikle 8 Ağustos’ta Beyaz Saray’da Azerbaycan, Ermenistan ve ABD arasında imzalanan üçlü barış anlaşmasından sonra, Azerbaycan Cumhuriyeti ile ABD arasındaki ilişkiler nispeten yeni ve önemli bir döneme girmiştir. Bu gelişmelerin tarihsel bir arka planı olmakla birlikte, son yıllardaki bölgesel ve küresel dönüşümlerle daha bağımsız bir nitelik kazanmıştır.

Bakü–Washington İlişkilerinde Üç Tarihsel Dönem

Azerbaycan’ın ABD ile ilişkileri genel olarak üç tarihsel döneme ayrılabilir.

Birinci dönem: Başlangıç ve kademeli genişleme

1990’ların başından 2000 yılına kadar olan ilk dönemde ABD, Azerbaycan’ın bağımsızlığını destekledi ve özellikle enerji (petrol ve gaz) ile bölgesel güvenlik alanlarında ilk siyasi ve ekonomik işbirlikleri başladı. Ancak ABD’deki güçlü Ermeni lobisinin etkisi ile Bakü’nün ekonomik ve güvenlik alanındaki zayıflıkları, ilişkilerin hızlı biçimde gelişmesini engelledi. Bu çerçevede, 1992’de ABD Kongresi tarafından kabul edilen “Özgürlüğü Destekleme Yasası”nın (Freedom Support Act) bir parçası olan ve Azerbaycan’a yönelik doğrudan devlet yardımlarını geçici ve şartlı olarak yasaklayan 907. madde yürürlüğe girdi.

Bu düzenlemeye göre, Azerbaycan hükümeti Ermenistan ve Karabağ’a yönelik ablukayı ve saldırgan güç kullanımını sona erdirecek adımlar atmadıkça, ABD’nin Bakü’ye doğrudan yardım sağlamasına izin verilmiyordu. Söz konusu karar, Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki Karabağ savaşının en yoğun döneminde alınmıştı. Bu durum, ABD–Azerbaycan ilişkilerinin uzun süre kısıtlı kalmasına yol açtı ve Bakü tarafından ayrımcı bir yaklaşım olarak değerlendirildi.

İkinci dönem: İlişkilerde sıçrama

2000 yılından itibaren Azerbaycan’ın NATO ile ilişkilerinin gelişmesi ve enerji alanındaki işbirliğinin artması, Bakü’nün ABD açısından önemini artırdı. Azerbaycan; Güney Kafkasya, Hazar Denizi ve İran, Rusya ile Türkiye sınırlarının kesişim noktasında yer alması nedeniyle, Washington tarafından Rusya ve İran arasında bir “tampon devlet” olarak görülmeye başlandı.

Bu dönemde Bakü–Tiflis–Ceyhan petrol boru hattının 2006’da açılması ve Bakü–Tiflis–Erzurum doğal gaz hattı gibi projeler, Azerbaycan’ı Rusya’dan bağımsız bir enerji merkezi haline getirme hedefinin parçası oldu. ABD açısından bu projeler, Avrupa’nın enerji güvenliğini sağlama ve Rusya’nın etkisini sınırlama bakımından stratejik önem taşıdı.

11 Eylül 2001 saldırıları sonrasında iki ülke arasındaki güvenlik ve askeri işbirliği de yeni bir boyut kazandı. Azerbaycan, Afganistan operasyonları kapsamında ABD’ye lojistik destek sağladı ve NATO programlarına daha aktif şekilde katıldı. Aynı dönemde Bakü’nün İsrail ile ilişkilerinin güçlenmesi, ABD’nin de dâhil olduğu gayriresmî bir üçlü işbirliği zemini oluşturdu.

2010’lu yıllardan itibaren Ermeni lobisinin ABD siyasetindeki etkisinin azalması ve enerji ile koridor politikalarının öncelik kazanmasıyla Washington’un Bakü’ye yaklaşımı daha pragmatik hale geldi. Bu süreçte, ABD Başkanı’na 907. maddeyi her yıl geçici olarak askıya alma yetkisi verildi ve bu uygulama 2025’te de sürdürüldü.

Üçüncü dönem: Sonuçların toplanması

2022’de Ukrayna savaşının başlamasıyla birlikte ABD–Azerbaycan ilişkilerinde üçüncü dönem başladı. Bu savaş, Avrupa’nın Rus gazına dayalı enerji düzenini sarstı ve Azerbaycan’ı Batı için vazgeçilmez bir aktör haline getirdi. Bakü, Rusya kontrolü dışında kalan ve Avrupa’ya gaz sağlayabilecek altyapıya sahip tek ülke olarak öne çıktı.

ABD, Azerbaycan’ın Avrupa’ya gaz ihracatını artırmasını açık biçimde destekledi; Şahdeniz sahasının yeni fazlarına Batılı yatırımlar teşvik edildi. Aynı zamanda Rusya’nın Güney Kafkasya’daki etkisinin azalması, Bakü’nün Karabağ’daki konumunu güçlendirdi.

Bu gelişmeler sonucunda, ABD Kongresi’nde 907. maddenin tamamen kaldırılmasına yönelik bir tasarı gündeme geldi. Tasarıda, Azerbaycan’ın bağımsızlığından bu yana ABD ve müttefikleri için güvenilir bir ortak olduğu vurgulanıyor ve Güney Kafkasya’da kalıcı barışın sağlandığı gerekçesiyle söz konusu maddenin yürürlükten kaldırılması savunuluyor.

İran Açısından Sonuçlar ve Öneriler

ABD–Azerbaycan ilişkilerinin derinleşmesi ve 907. maddenin kaldırılması, İran açısından yalnızca ikili bir gelişme değil; Güney Kafkasya ve İran’ın kuzey bölgelerinde yeni bir jeopolitik düzenin habercisidir.

Bu sürecin jeopolitik, güvenlik, enerji ve siyasi sonuçları bulunmaktadır. İran’ın bölgedeki manevra alanı daralmakta, Batı–İsrail–Türkiye ekseninin etkisi artmaktadır. Bu nedenle İran’ın, Kafkasya politikasını yeniden tanımlaması; kuzey-güney koridorlarını güçlendirmesi, Ermenistan ile ilişkilerini derinleştirmesi ve enerji alanında Azerbaycan’ı kendisine bağımlı kılacak işbirliği modelleri geliştirmesi önem taşımaktadır.

Aynı zamanda kültürel ve toplumsal diplomasiye yatırım yapılması, sınır bölgelerinde ayrılıkçı ve etnik temelli propagandaya karşı etkin bir söylem geliştirilmesi ve İran’ın Kafkasya’daki tarihsel rolünün aktif biçimde anlatılması da gerekli görülmektedir.

Kafkasya Çalışmaları Uzmanı ve Üniversite Öğretim Üyesi  Ehsan Movahhedian(Rasthaber)



Yeni yorum ekle