İslamabad Mutabakatı; Trump’ın Zaman Kazanma ve Yenilgiden Kaçış Düzeni
Amerikan düşünce kuruluşu, “Donald Trump” yönetiminin baştan beri İslamabad’daki mutabakat zımniyetini (MOU) uygulama niyetinde olmadığı yönündeki tahkiki ele alarak, Amerikan yönetiminin denizcilik eylemlerinin yanı sıra Trump yönetiminin taahhütlere uyma niyetinde olmadığını gösteren başka emarelerin de bulunduğunu ortaya koymuştur.
Welayet News - “Responsible Statecraft” (Sorumlu Devlet Yönetimi) düşünce kuruluşu için bir analiz kaleme alan Ryan Costello şu ifadeleri aktarmaktadır:
Kanıtlar artık en azından Trump yönetiminin, taahhütlerini yerine getirme konusunda gerçek bir niyeti olmaksızın, süreci geciktirmek ve İran’ın baskı kaldıraç gücünü zayıflatmak için Haziran ayındaki anlaşmayı kullandığını göstermektedir.
Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump, 17 Haziran tarihli kısa vadeli mutabakat zımniyetini (MOU) onaylayarak görünüşte İran’la savaşı kabul ettiğinde, birçok Cumhuriyetçi senatör son derece endişelendi. Louisiana eyaletinden Cumhuriyetçi Senatör Bill Cassidy, anlaşmayı açıkça eleştirerek Ronald Reagan’ın “mezarında ters döndüğü” uyarısında bulundu. Ardından ABD yönetiminin stratejisi konusunda Donald Trump’la sözlü bir dalaşmaya girdi.
Bununla birlikte, İran mutabakat zımniyetine yönelik muhalefet ani bir şekilde azaldı. Cassidy, Başkan Yardımcısı J.D. Vance ve Trump’ın elçisi Steve Witkoff’un katıldığı bir brifing oturumuna katıldı; bu oturum onu, İran’a ilişkin savaş yetkileri kararlarının gelecekteki oylamalarında oyunu değiştirmeye ikna etti. Toplantının ardından, ABD yönetiminin İran’ın nükleer programını, balistik füzelerini ve geleneksel savaş yeteneklerini yok etmek veya zayıflatmak dahil olmak üzere birçok erken savaş hedefini gerçekleştirmek için “kabul edilebilir bir plana” sahip olduğunu belirtti.
Her ne kadar Trump ve ekibi Cassidy ve meslektaşlarını yönetimin tutumlarına uymaya zorlamış olabilecekse de, Trump yönetiminin bu milletvekillerini gizli bir gerçek konusunda bilgilendirmiş olması daha muhtemeldir: Bu anlaşmanın uzun süre dayanması öngörülmemişti. Açık kanıtlar, Trump’ın mutabakat zımniyetini savaşa son vermek için değil, tam aksine İran’ın Fars Körfezi üzerindeki baskı kaldıraç gücünü zayıflatmak ve Amerika’ya savaşın sonraki aşamalarında daha iyi bir konum sağlamak amacıyla imzaladığını güçlü bir şekilde göstermektedir.
ABD yönetiminin denizcilik eylemlerinin yanı sıra, Trump yönetiminin mutabakat zımniyetinin taahhütlerine uymaya baştan beri niyetli olmadığını gösteren başka emareler de bulunmaktadır. ABD Dışişleri Bakanı ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Marco Rubio, Lübnan’daki ateşkesi desteklemek yerine derhal onu zayıflatmak için harekete geçmiş ve Hizbullah’ın silahsızlandırılmasına odaklanan ayrı bir üçlü anlaşma ilan ederek bu süreci sekteye uğratmıştır. Bu yan anlaşma, İsrail’e güney Lübnan’ı işgaline devam etme ve kontrolü altındaki bölgelerdeki onlarca köyü yıkma gerekçesi sağladı.
Buna ek olarak, mutabakat zımniyeti ABD’yi, ABD yaptırımları sonucunda dondurulan yabancı varlıklarına İran’ın erişimini sağlamaya mecbur kılarken, ABD yönetimi yetkilileri bu taahhüdün önemini hızla azalttılar. “Bu paraların hiçbirinin asla İran’a ulaşmayacağını” ilan ederken, eş zamanlı olarak İran’ın bu kaynakları yalnızca insani yardım ürünleri satın almak için kullanmasına izin verileceğini ima ettiler. Bu tutum, Joe Biden’ın başkanlığı döneminde de ihlal edilen benzer taahhütleri hatırlatıyordu.
Bununla birlikte, anlaşmanın çökmesine yol açan gelişmeler Fars Körfezi’nde yaşandı. İran, mutabakat zımniyetini Fars Körfezi üzerindeki kontrolünün pekiştirilmesi ve bu hayati enerji nakil güzergahından gelecekteki geçişlerin nasıl yapılacağını belirleme yetkisinin teyidi olarak yorumladı. Ancak Washington, İran’ın gözetimi ve kontrolü dışında, Umman tarafında ayrı bir deniz transit güzergahı oluşturmak için geçmişteki çabalarını derhal hızlandırdı.
Koalisyon Deniz Kuvvetleri Deniz Ortak İstihbarat Merkezi, mutabakat zımniyetinin imzalanmasından hemen sonra, 18 Haziran tarihli bir duyuruda ticari gemilere güvenli geçiş hakkında bilgi almak için bir ABD deniz kuvvetleri bağlantı görevlisiyle iletişim kurmalarını emretti. Ayrıca 23 Haziran’da Financial Times gazetesi, “üç denizcilik sektörü yöneticisinin ifadesine göre, Amerika ve bazı Batı sigortacılarının gemilere, ABD hava desteğiyle korunan Fars Körfezi’nin Umman tarafındaki bir güzergahtan geçmelerini tavsiye ettiğini, bunun da gemi sahiplerini uygun rotayı seçme konusunda kafasını karıştırdığını” bildirdi.
19 Ağustos’ta bu güzergahın bariz başarısından bahseden ABD yönetimi yetkililerinden biri Axios’a, “İki aydır Fars Körfezi’nin güney güzergahını kontrolümüz altında tutuyoruz” dedi. Bu zaman aralığı, 17 Haziran’daki mutabakat zımniyeti imza tarihiyle neredeyse tam olarak örtüşüyordu.
Vance haziran ayının sonlarında, enerji akışının ABD yönetiminin mutabakat zımniyeti hakkındaki hesaplamalarında ne kadar merkezi bir rol oynadığını açıkladı. “Başkanın bize talimatı, küresel petrol ekonomisini kısmen canlandırmak, rezervlerin bir kısmını yeniden doldurmak ve ardından koşulları inceleyip işlerin nereye gittiğini görmek için bu mutabakat zımniyetini kullanmamız yönündeydi” dedi.
Vance, başkanın “kazanımlarından bir tanesinden bile vazgeçmeden küresel ekonominin üzerinden büyük bir baskıyı kaldırdığını ve aynı zamanda gelecekteki çeşitli seçenekleri koruduğunu” ekledi.
Umman güzergahında tankerler, ABD Donanması ile yakından koordine olmuş ve Umman sahil şeridinin bir milden daha az mesafesindeki bir rotada hareket etmişlerdir. Ayrıca farlarını yakmadan, radyo veya telefon kullanmadan seyretmektedirler.
ABD silahlı kuvvetlerinin bu rotayı güvence altına alma çabasındaki rolünün geniş olduğu görülmektedir; Amerikan uçakları bu rota boyunca operasyon yürütmekte ve görevleri İran füze ve İHA’larını önlemektir. Buna rağmen gemiler geçiş sırasında düzenli olarak saldırıya uğramaya devam etmektedir. Fox News muhabiri Trey Yingst’in bir raporu, eylül ortalarında Fars Körfezi yakınlarındaki ABD sözleşmeli bir deniz aracında bulunan bazı kişilerin, bu aracın bir füze de dahil olmak üzere mermilerle hedef alınması sonucu hafif yaralandığını göstermektedir. Bu rapora göre, söz konusu deniz aracında “Amerikan personeli” de bulunuyordu.
İran’ın bu operasyonu, Fars Körfezi üzerindeki baskı kaldıraç gücünü zayıflatmaya yönelik bir plan olarak değerlendirdiği anlaşılmaktadır. 25 Haziran’da Singapur bayraklı “Ever Lovely” gemisi Umman sahilinde ateş açıldı. İran İslam Cumhuriyeti Devrim Muhafızları Donanması yayımladığı bildiride, gemilerin İranlı yetkililerle koordine olması gerektiği ve İran’ın onayı olmadan ilan edilen her rotanın “kabul edilemez” ve “oldukça tehlikeli” olduğu konusunda uyardı.
ABD Merkez Komutanlığı CENTCOM, bu olaya tepki olarak bir gün sonra İran kıyıları boyunca bazı hedefleri askeri saldırılarla vurdu. Bu komutanlık, İran’ın “Ever Lovely” gemisine ilk saldırıyı düzenleyerek ateşkesi ihlal ettiğini iddia etti. Amerikan saldırıları da mutabakat zımniyetinin ilk maddesini ihlal ediyordu; bu madde tarafları “birbirlerine karşı güç kullanmaktan veya tehdit etmekten kaçınmaya” mecbur kılıyordu. Ne Amerika ne de İran, bu anlaşmada öngörülen uyuşmazlık çözüm mekanizmasını kullanmadı.
İran, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne gönderdiği mektupta mutabakat zımniyetinin, “İran İslam Cumhuriyeti’nin gemilerin Fars Körfezi’nden güvenli geçiş düzenlemelerini belirlemedeki sorumluluğunu açıkça teyit ettiğini. Amerika Birleşik Devletleri’nin bu maddeyi açıkça ihlal ederek tek taraflı olarak bu düzenlemelere meydan okuduğunu ve paralel bir deniz güzergahı dayatma çabasında olduğunu” bildirdi.
25 Haziran’daki saldırılar ve misilleme eylemleri sonraki günlerde de yinelendi. 7 Temmuz’da Amerika, İran’ı 24 saat içinde üç ticari gemiye saldırı düzenlemekle suçladı. Washington buna karşılık güney İran genelinde 80 hedefi vurdu. Bu saldırılar, İran İslam Cumhuriyeti’nin merhum lideri Ayetullah Ali Hamaney’in cenaze töreni ve milli defin merasimiyle eş zamanlı olarak gerçekleştirildi.
Amerika 8 Temmuz’da da 90 saldırı daha düzenledi. İran Sağlık Bakanlığı’na göre bu saldırılar iki gün içinde 14 kişinin ölümüne ve 78 kişinin yaralanmasına yol açtı. İran da buna karşılık bölge genelindeki Amerikan üslerini füze ve İHA’larla hedef aldı.
Bunun ardından Donald Trump, mutabakat zımniyetinin “sona erdiğini” ilan etti ve İranlıları “hasta” olarak nitelendirdi. 11 Temmuz’da CENTCOM, bir başka ticari gemiye düzenlenen saldırının ardından İran’a yönelik saldırıların yeniden başladığını duyurarak, mayıs ayının başından bu yana “Fars Körfezi’nden 800’den fazla ticari geminin ve 400 milyon varil ham petrolün başarılı bir şekilde geçmesine yardımcı olduğunu” iddia etti.
Amerikan kuvvetleri hem İran limanlarının ablukasını yeniden tesis etti hem de ard arda 13 gece boyunca İran’a saldırdı; bu saldırılar İran’ın bir başka misilleme dalgasını beraberinde getirdi.
Mutabakat zımniyeti savaşa son vermek için ciddi bir zemin oluşturabilecekken, artık Tahran’ın Washington’a olan güvenini yok eden ve Washington’a asla güvenilemeyeceği algısını pekiştiren bir başka Amerikan-İran diplomasisi örneğine dönüşmüştür.
Elbette Trump’ın mutabakat zımniyetine ilişkin niyetini tam olarak belirlemek zordur. Trump mutabakat zımniyetinin maddelerine harfi harfine uymak niyetinde olmasa bile, bunu kendi iradesini dayatarak savaşa son vermek için bir başlangıç noktası olarak kullanmayı umut ettiği savunulabilir. Ancak bu argüman, savaş yanlısı Cumhuriyetçilerin mutabakat zımniyeti hakkındaki tutumlarını neden değiştirdiklerini açıklamamaktadır; ayrıca Trump’ın anlaşmanın kilit bölümlerini derhal reddetmesi için ikna edici bir neden sunmamaktadır.
Bu gerçekler bunun yerine, Amerika’nın mutabakat zımniyetini tam ölçekli bir askeri saldırı başlatmak zorunda kalmadan İran’ın konumu zayıflatmak için bir araçtan, yani “zaman kazanma” aracından başka bir şey olarak görmediğini göstermektedir.
Bu stratejinin ters tepmiş olduğu anlaşılmaktadır. Şimdi ABD Başkanı, yalnızca Fars Körfezi’nin kontrolüne ilişkin boş iddialara dayanabileceği bir konumda sıkışıp kalmıştır; İran’ın Fars Körfezi’ndeki denizciliğe yönelik saldırılarının şiddetlenmesi, geniş çaplı bir başka savaşın yakın tehlikesi ve mutabakat zımniyeti hakkındaki açık cayma nedeniyle derinleşen güven krizleri bu iddiaları sorgulanır hale getirmektedir.
Not: bu analiz tahririeh.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir
Rasthaber

Yeni yorum ekle