Irak Direnişi: Hükümet ABD Baskısı Altında, Direnişin Silahı Teslim Edilmeyecek
Irak Nüceba Hareketi üyesi Mehdi el-Kaabi, ülkesinin bölgesel ve uluslararası sahneden ayrı olmadığını belirterek, Irak'taki siyasi karar alma sürecinin ABD'nin siyasi, ekonomik ve güvenlik baskılarının etkisi altında bulunduğunu söyledi.
Welayet News - El-Meyadin televizyonuna kapsamlı bir röportaj veren El-Kaabi, ABD'nin projesinin ilişkilerin normalleştirilmesi üzerine kurulu olduğunu ve buna karşı koymanın, işgale ve Amerikan nüfuzuna karşı duran İslami bir direniş projesi gerektirdiğini ifade etti.
Nüceba Hareketi üyesi, mevcut yürütme kararlarının Başbakan Ali ez-Zeydi'nin sorumluluğunda olduğunu ve farklı gruplara yönelik hassasiyetlerin dikkate alınması gerektiğini, bu nedenle Irak kararının tek bir tarafa indirgenemeyeceğini belirtti.
El-Kaabi, Necef merkezli dini otoritenin (merciiyet) Irak halkını anayasa yazımı ve seçimlere yönlendirdiğini ve ülkedeki siyasi sürecin kurulmasında rol oynadığını hatırlattı.
"Direnişin silahı teslim edilmeyecek"
El-Kaabi, Irak'taki direnişin zayıflatılmasının, Lübnan, Gazze, Yemen ve İran'daki direniş eksenini hedef alan daha geniş bir projenin parçası olduğunu vurguladı.
Silahların düzenlenmesi ve hükümetin konumunun güçlendirilmesi amacıyla ulusal diyalog önünde bir engel bulunmadığını, ancak bunun Amerikan ve Türk işgal güçlerinin Irak'tan çekilmesi ve bağımsız bir güvenlik yapısının oluşturulması koşuluna bağlı olduğunu söyledi.
Irak direnişinin "terörizm" olarak nitelendirilmesini reddeden El-Kaabi, silahlar konusundaki diyaloğun, ABD güçlerinin çekilmesi ve etkilerinin sona ermesinin ardından mümkün olabileceğini belirtti.
El-Kaabi, "Direnişin silahı teslim edilmeyecektir ancak düzenlenmesi ve güvenlik dosyasının yönetimi Irak içi diyalog yoluyla görüşülebilir" dedi. ABD güçlerinin gerçek bir baskı olmadan çekileceğinden şüphe duyduğunu da sözlerine ekledi.
"ABD çıkmadan silah tekeli mümkün değil"
El-Kaabi, Amerikalıların bir kapıdan çıkıp siyasi, güvenlik veya ekonomik nüfuz yoluyla başka bir kapıdan geri dönmemesi gerektiğini, Irak egemenliğinin kırmızı çizgi olduğunu vurguladı.
Nüceba Hareketi'nin Bağdat hükümeti ile ilişkilerini "iyi" olarak tanımlayan El-Kaabi, hükümetin, ABD güçlerinin çekilmesi ve Irak egemenliğinin sağlanması yönünde adım atması durumunda destekleneceğini belirtti.
Silahların yalnızca devlet elinde toplanması gerektiği yönündeki talebe ilişkin El-Kaabi, bu talebin yalnızca Şiileri veya direniş gruplarını hedef almaması, Peşmerge ve diğer silahlı grupları da kapsaması gerektiğini söyledi.
2017 yılında dini otoritenin silahların düzenlenmesi ve devlet tekelinde toplanması yönündeki çağrısını hatırlatan El-Kaabi, egemenlik, istikrar ve bağımsız kurumların tesisi koşuluyla bu çağrıya katıldıklarını ifade etti.
"ABD baskısı yüzde 99"
El-Kaabi, Irak'ın ekonomik ve petrol çıkarlarının Bağdat'a baskı araçları sağladığını ve ülkenin sürdürülebilir bir denge için Avrupa ve diğer ülkelerle ilişkilerini genişletmesi gerektiğini belirtti.
Irak'ın istikrarının ABD'nin çekilmesiyle sağlanacağını çünkü Washington'un varlığının siyasi ve güvenlik durumunu bozduğunu ve egemenliğin önünde engel teşkil ettiğini vurguladı.
El-Kaabi, silahların teslimi konusunun yüzde yüz Irak'ın koşullarına, ABD'nin çekilmesine, ulusal diyaloğa ve hükümet ile kurumlarının güçlendirilmesine bağlı olduğunu söyledi.
Direnişin şartlarının gerçekleşmesinin tek taraflı bir karar olmadığını, ABD'nin samimiyetine ve Irak'ın yabancı güçleri çıkarma konusundaki iradesinin gücüne bağlı olduğunu ifade eden El-Kaabi, ABD'nin Iraklı siyasi güçler üzerindeki baskı oranını yüzde 99 olarak nitelendirdi.
Irak'ın 5 veya 10 yıllık bir dönemde, bağımsız karar alma, uluslararası toplumla etkileşim ve diğer ülkelerin deneyimlerinden yararlanma temelinde bir devlet inşası programına ihtiyacı olduğunu belirtti.
"Direniş toplumun askerileştirilmesini istemiyor"
El-Kaabi, Nüceba Hareketi'nin direniş olarak varlığının, siyasallaştırma projesine karşı duran ve Irak'ın çıkarları doğrultusunda diplomatik ve askeri alanlarda faaliyet gösteren tarafların konumunu güçlendirdiğini söyledi.
Irak toplumunun askerileştirilmesini istemediklerini, askeri ve siyasi faaliyetlerin yan yana durduğu ve Irak'ın çıkarlarının öncelikli olduğu bir dayanışma ve işbirliğini savunduklarını belirtti.
El-Kaabi, bazı Iraklı siyasi liderlerle yaşanan anlaşmazlıkların nedenini, Washington'un Irak'ın mali kaynaklarını kuşatması ve egemenliğini rehin almasıyla eş zamanlı olarak ABD ile uyum sağlanması gerektiğinde ısrar eden görüşe bağladı.
"Mali kaynakların serbest bırakılması egemenlik için şart"
Irak egemenliğinin, mali kaynakların serbest bırakılması, ordunun donatılması, sınırların korunması, yabancı güçlerin çıkarılması ve bağımsız bir siyasi karar elde edilmesiyle sağlanacağını vurgulayan El-Kaabi, ABD baskısının beklenebilir bir durum olduğunu ancak mali kaynakların serbest bırakılmasının Irak'a, Irak kökenli bir proje inşa etme ve yolsuzlukla mücadele etme konusunda gerekli iradeyi kazandıracağını söyledi.
"Cürf en-Nasr'da güvenlik sağlandı"
El-Kaabi, ordu, merkezi hükümet polisi, Haşdi Şabi ve güvenlik teşkilatlarının Cürf en-Nasr'daki varlığının, bu çöl ve savunmasız bölgede güvenliği güçlendirdiğini belirtti.
Irak'ın çöl bölgelerinde İsrail üssü bulunduğu iddialarını, güvenlik ve istihbarat çabalarının zayıflığının ve bölgenin sürekli varlığa olan ihtiyacının göstergesi olarak değerlendirdi. Bu çöl bölgesinin 2003 yılında Bağdat ile güney ve Fırat'ın orta kesimi arasındaki bağlantıyı kesmek için Amerikan güçlerinin geçiş güzergahı olduğunu ve güvenlik açısından savunmasız bir alan olarak kaldığını hatırlattı.
"Hol kampına dönüş konusunda güvenlik öncelikli"
El-Kaabi, Suriye sınırındaki Hol kampının kapatılması konusunda, IŞİD veya güvenlik operasyonları nedeniyle mağdur olan ailelerin geri dönüşüne karşı olmadıklarını ancak bu konuda karar verme yetkisinin tamamen yetkili makamlara ait olduğunu söyledi.
Başbakan, hükümet ve güvenlik teşkilatlarından oluşan bir komite kurularak ailelerin Cürf en-Nasr'a dönüşünün belirlenmesi çağrısında bulunan El-Kaabi, güvenliğin her türlü kararın önünde gelmesi gerektiğini ifade etti.
"Suriye'deki gelişmeler direniş eksenine baskı projesi"
El-Kaabi, Irak'ın komşu ülkelerle, ülkenin egemenliğine, liderliğine ve sembollerine saygı göstermeleri ve topraklarını saldırı için üs haline getirmemeleri koşuluyla ilişkilerini açmasını desteklediklerini söyledi.
Suriye'de yaşananları, İran, Lübnan ve Irak'ı kuşatma ve direniş ekseni üzerinde baskı kurmaya yönelik bölgesel bir projenin parçası olarak nitelendirdi.
Kürdistan Bölgesi'ndeki bazı ayrılıkçı grupların, İran'ı tehdit etmek için ABD'nin baskı araçları olduğunu belirten El-Kaabi, İran'ın Irak topraklarına yönelik saldırılarının, sınırlardaki ve federal hükümetin kontrolü dışındaki silahlı ayrılıkçı örgütlerle bağlantılı olduğunu söyledi.
Sınırların ve geçiş noktalarının korunmasının merkezi hükümetin ve ordunun egemenlik görevi olduğunu, bölge güçlerinin de devlet yapısı çerçevesinde bu göreve katkı sağlayabileceğini vurguladı.
"Direniş İran'ın müttefiki ve eksenin parçası"
El-Kaabi, direniş gruplarının İran, Aksa Tufanı Operasyonu, Filistin ve Lübnan'a destek konusundaki tutumlarını açıkladığını belirterek, her türlü iddia karşısında delil sunulmasını istedi.
Direniş gruplarının İran İslam Cumhuriyeti'nin müttefiki ve direniş ekseninin bir parçası olduğunu, savaşın yeniden başlaması halinde kendilerini ve müttefiklerini savunacaklarını vurguladı.
El-Kaabi, silahların tekelleştirilmesi konusundaki diyaloğun Irak içi bir mesele olması gerektiğini, silah konusu yalnızca Şii gruplar üzerinden tartışıldığında bu diyaloğun direniş ile koordinasyon çerçevesi arasında yürütülmesi gerektiğini söyledi.
Tüm unsurların silah diyaloğuna dahil edilmesinin, siyasi sömürü nedeniyle sahneyi karmaşıklaştırabileceğini ancak bunun diğer tarafları dışlamak anlamına gelmediğini belirtti.
El-Kaabi, direnişin silahının Irak'ı, egemenliğini savunma, işgal ve tehditlere karşı koyma projesi olduğunu, siyasi süreçle veya Iraklılarla mücadele etme amacı taşımadığını sözlerine ekledi.

Yeni yorum ekle