Lübnan için 'intihar' senaryosu: Direniş ve müzakere çatışması

Çar, 29/04/2026 - 11:52

Lübnan’da üçlü zirvenin yeniden ertelenmesi, devlet kurumları ile Direniş Ekseni arasındaki derin görüş ayrılıklarını açığa çıkarırken, ülkenin artan ABD-İsrail baskısı altında kapsamlı bir iç siyasi krize sürüklendiğini gösteriyor.

Welayet News  - El-Ahbar'ın haberine göre, Lüban Cumhurbaşkanı Jozef Aun, Meclis Başkanı Nebih Berri ve Başbakan Nevaf Selam arasında yapılması planlanan üçlü görüşmenin yakın gelecekte gerçekleşeceğine dair hiçbir işaretin bulunmaması, durumu ucu açık bir iç siyasi krize doğru sürüklüyor.

Bu görüşmenin mükerrer şekilde ertelenmesi, yalnızca prosedürel karmaşıklıklardan kaynaklanan teknik bir aksama değil; aksine son derece hassas bir bölgesel ve uluslararası dönüm noktasında yaşanan kutuplaşmanın derinliğini yansıtan bir gelişme.

Öte yandan Amerika ve İsrail kanadından gelen açıklamalar, ateşkesin düşmanlıkların tamamen sona ermesi anlamına gelmediğini; aksine "öz savunma" bahanesiyle askeri operasyonların sürdürülmesine imkan tanıyan ve eş zamanlı olarak Lübnan ordusunun direnişle karşı karşıya gelmesini talep eden bir çerçeve dayatıldığını ortaya koyuyor.

Dün akşam itibarıyla Cumhurbaşkanlığı çevrelerinde, Meclis Başkanı Nebih Berri’nin bugün Baabda Sarayı’na gerçekleştirmesi planlanan ziyareti hususunda Suudi Arabistan’dan gelecek bir adım beklentisine dair konuşmalar yapıldı.

Buna rağmen yetkin kaynaklar; Berri’nin, özellikle son konuşmasının yankıları sürerken ve insanların evleri ile geçim kaynaklarının yok edildiği bir dönemde, isim vermeden direnişçileri "vatana ihanetle" suçlayarak Şii toplumu nezdinde infial yaratan Cumhurbaşkanı Başkanı Jozef Aun’a bu meşruiyet imajını vermeyeceğini teyit etti.

Bu süreçte siyasi çevreler kapalı kapılar ardında, Berri'nin yalnızca doğrudan müzakere sürecini desteklediği yönündeki algıyı kırmak adına, ortak bir açıklama yapılmaksızın görüşmenin önünü açacak formüller üzerinde duruyordu.

Ancak Berri; ateşkesin sağlanması ve güneydeki sistematik yıkımın durdurulması konusundaki kararlılığını sürdürerek, bu ön koşullar yerine getirilmeden herhangi bir müzakereye girişmenin "intihar" ve güney halkına "ihanet" olacağı yönündeki tavrını korudu.

Toplantının ertelenmesi; bir tarafta Cumhurbaşkanlığı ve hükümet, diğer tarafta ise Hizbullah arasındaki yaklaşım farklılıklarının derinliğini gözler önüne seriyor.

Müzakere sürecini mevcut istikrar kırıntılarını korumak için elzem görenler ile bunu tüm ülkeyi tehdit eden tehlikeli bir dayatma olarak nitelendirenler arasındaki görüş ayrılığı, iç uzlaşma zeminini aşındırıyor.

Bu durum, söz konusu zirvenin gerçekleşmesini henüz ufukta görünmeyen büyük ölçekli uzlaşmalara bağımlı hale getiriyor.

Amerikan yönetimi ise istikrarın tesisini, Lübnan ordusunun Hizbullah ile mücadelede doğrudan bir rol üstlenmesi şartına bağlıyor.

Dolayısıyla üçlü zirvenin ertelenmesi, artık sadece idari bir ayrıntı değil, daha köklü bir krizin tezahürü: Lübnan devleti, artan dış baskılara karşı koyabilecek bir formül ararken, birleşik bir duruş sergilemek için gereken asgari iç mutabakattan yoksun.

Bu gerçeklik, Cumhurbaşkanı Başkanı Aun’un, özellikle İsrail ile yürütülen müzakereler gibi kritik stratejik kararlarda göz ardı edemeyeceği ya da baypas edemeyeceği bir tablo.

Aynı esnada İsrail, şiddeti tırmandırmaya dayalı güvenlik politikalarıyla Güney Lübnan ve Bekaa Vadisi'nde oldu bittiler yaratmaya devam ediyor.

Eş zamanlı olarak Trump rejimi, Cumhurbaşkanı Jozef Aun ile İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu arasında bir görüşme gerçekleşmesi için baskı kurarak, Lübnan’ın bölgesel denklemdeki yerini Washington’ın vizyonu doğrultusunda yeniden şekillendirmeye çalışıyor.

İsrail’in saldırganlığı ile Amerikan baskısının bu birleşimi, iç istişarelerin risk katsayısını artırıyor; özellikle hükümet somut bir kazanım elde etmeksizin taviz vermeyi sürdürürse, kapsamlı bir Lübnan mutabakatına varılmasını neredeyse imkansız kılıyor.

Son dönemdeki Amerikan ve İsrail beyanatları, Lübnan için öngörülen "ateşkes" tanımında köklü bir sapma yaşandığını ifşa ediyor.

Buna göre ateşkes artık askeri faaliyetlerin durması değil; "savunma" maskesi altında operasyonların devamına izin veren bir düzenleme niteliği taşıyor.

Bu durum İsrail’e geniş bir manevra alanı tanırken, Lübnan’ı güvencesiz bir ateşkes ve caydırıcılıktan yoksun uluslararası baskılar sarmalında ağır bir ikilemle baş başa bırakıyor.

Daha da vahim olanı, istikrarın Lübnan ordusunun Hizbullah ile doğrudan çatışması ve örgütün silahsızlandırılması görevine endekslenmesi; bu durum askeri kurumu keskin bir iç bölünmenin odağına itiyor.

Bu bağlamda ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun açıklamaları, krizi "devlet ile parti arasındaki bir çatışma" olarak kurgulama ve Lübnan devletini bu iç savaşa zorlama yönündeki açık eğilimi yansıtıyor.

Bu yaklaşım, orduya geleneksel savunma misyonunun ötesinde, partinin yapısını tasfiye etme ve silahsızlandırma görevini yükleyerek, orduyu kendi bütünlüğünü tehdit eden siyasi bir projenin parçası haline getirmeyi hedefliyor.(YDH)



Yeni yorum ekle