BAE’nin Batı Asya’daki yeni dış politikası

Thu, 02/12/2021 - 22:14

Batı Asya bölgesi son aylarda karmaşık ve kapsamlı gelişmelere tanık olmaktadır. 

Welayet News  - Bu gelişmelerin asli nedenlerinden biri, başta Fars Körfezi şeyhlikleri olmak üzere bölgedeki birçok Arap ülkesinin ABD'ye yüksek düzeyde güvenlik bağımlılığına sahip olmasıdır. Dolayısıyla, bu ülkedeki hükümet değişikliği ve Batı Asya bölgesine yönelik stratejisi, bu ülkelerin dış politikasının rotası üzerinde büyük ölçüde etkili olmuştur. Aslında farklı zaman dilimlerinde Fars Körfezi’ndeki Arap devletlerin ABD Başkanı'nın tam desteğini arkalarına alması veya Amerikalı yetkililerin kayıtsızlığı ve ilgisizliği ile karşı karşıya kalmasına bağlı olarak bölgeye ve komşu ülkelere yaklaşımları değişmektedir.

Bu arada tabii ki BAE dış politikasındaki en büyük dönüşlere ve düzenlemelere tanık oldu. Suriye krizinin zirvesinde Esad hükümetine muhalif cephede duran, Türkiye'deki darbe sırasında Recep Tayyip Erdoğan hükümeti tarafından darbeye yardım etmek ve darbeyi desteklemek ile suçlanan, Suudi Arabistan’ın İran ile siyasi ilişkilerinin kesildiği dönemde İran'la ilişkilerini azaltan ve Yemen savaşında Suudilerin yanında yer alan BAE, şimdi dış politikasında köklü bir değişikliğe gitmektedir.

BAE son yıllarda zorlu ilişkiler yaşadığı tüm ülkelerle ilişkilerini şu anda onarmaya çalışıyor. Son günlerde Suriye ve Türkiye'ye diplomatik yetkililer gönderen bu ülke, bölgesel üstünlük sağlamak ve Batı Asya bölgesindeki konumunu irtika ettirmek adına kalıcı düşmanları olmadığını, her türlü değişikliğe gitmeye hazır olduğunu kanıtlamak için İran Dışişleri Bakan Yardımcısı’nı ağırlamıştır.

Mevcut durumda, BAE'nin yeni yaklaşımı birkaç önemli hedefle benimsenmiş görünüyor; birincisi, BAE, Biden yönetiminin Batı Asya bölgesine müdahale etme noktasında Trump yönetimine kıyasla daha az istekli olduğu ve ABD'yi bölgedeki gerilimlerden uzak tutmaya çalıştığı sonucuna varmış durumda. Buna binaen BAE, bu bölge dışı gücün esirgemeksizin yaptığı desteklerden artık bir haber olmadığını ve Fars Körfez’indeki diğer Arap devletleri gibi, komşularıyla ilişkileri düzenlemek ve geliştirmek için doğrudan mekanizmalar düşünmesi gerektiğini açıkça anlamış bulunuyor.

BAE'yi bölge ülkeleriyle ilişkileri geliştirmeye sevk eden bir diğer önemli sebep ise Fars Körfezi Araplarının büyük abileri olarak Suudi Arabistan'ın bu ülkelere yeşil ışık yakması ve İran ile görüşmeleri başlatarak bizzat önayak olmasıdır. Kuşkusuz, BAE yetkilileri, İran'la olan tüm siyasi, askeri ve güvenlik sorunlarına rağmen Suudi Arabistan Tarhan'la gerilimi düşürmeye yöneliyorsa, bunun bölgesel gerilimleri çözmekten başka bir yol olmadığı anlamına geldiğini  ve kendilerinin de zihinsel ve psikolojik engelleri kaldırarak komşu ülkelerle ve bölgeyle olan gerilimi azaltmaya yönelik hareket etmesi gerektiği sonucuna varmış bulunuyorlar.

BAE dış politikasındaki geri dönüşün bir başka nedeni de Abu Dabi'nin Siyonist rejimle diplomatik ilişkiler açılımından kaynaklı etkiler, İslam dünyasında kamuoyunun baskısını artırması ve İslam ülkeleri arasındaki itibarını yetirmesi ve yalnızlaşması konusunda hissettiği endişedir. Bu kesinlikle BAE yetkilileri için iyi bir şey değil. Onun için İran ve Türkiye gibi İslam dünyasının güçlü ülkeleriyle ilişkilerini genişleterek hem kendilerini bu tuzaktan kurtarmaya hem de İslam ülkeleri arasındaki konumlarını korumaya çalışıyorlar.

Aslında, son yıllarda BAE pragmatik ve çıkar merkezli bir ülke olma imajını sergileyerek, kendisini bölgedeki tüm taraflarla etkileşime giren, çıkar arayışında ve ticaret ve güvenliğin geliştirilmesinde dış ilişkilerini Direniş Ekseni’nden Tel Aviv’e kadar geniş bir yelpazede tanımlayan bir aktör olarak sunmaya çalıştı. Bu bağlamda bu ülke, Siyonist rejim yetkilileriyle son dönemde yaptığı siyasi ve ekonomik anlaşmalardan sonra Direniş Cephesi'nin ön saflarında yer alan ülkeler olarak İran ve Suriye’ye yaklaşarak ve medyada bunu kullanarak her halükarda kendisine kazandıracak çift yönlü bir oyun kurma ve İslam dünyası kamuoyunun baskısından kendini kurtarma çabası içindedir.

BAE'nin şu anda ekonomik bir krize ve ulusal para biriminde eşi görülmemiş bir devalüasyon sorununa batmış olan Türkiye'ye 10 milyarlık yatırım vaadi de tam olarak Erdoğan'dan karşılıklı tavizler almayı, bu ülkenin desteğini celbetmeyi ve tabii ki İhvanü’l-Müslimin’in Türkiye’deki etkisini azaltmayı amaçlıyor.

Bu nedenle, BAE'nin dış politika alanındaki yaklaşımının, ülkeler için kalıcı dost ve düşman olmadığını ve bir ülkedeki karar vericiler için sadece ulusal çıkarların yol kılavuzu olması gerektiğini savunan realist görüşlerin gerçek bir örneği haline geldiğini söylemek gerekir.

Bu yaklaşım BAE'nin çıkarlarına hizmet edip ülkenin bölgesel konumunu iyileştirebilse de, ancak İslam Cumhuriyeti yetkilileri de bölgedeki diğer ülkelerle, özellikle Direniş Ekseni üyeleriyle koordinasyon halinde, bölgesel ilişkileri geliştirmeyi memnuniyetle karşılamak ile birlikte bu yeşil ışıkların arkasındaki hedeflere vakıf olduklarını ve BAE'yi ve diğer Arap ülkelerini karşılıklı tavizler olmadan hedeflerine yaklaştırmaya hazır olmadıklarını göstermeleri gerekir.

irdiplomacy.ir/fa

Çev.: Mehmet Gönül / Welayet News 



Add new comment