Batı Şeria'da “sessiz ilhakla” soykırım

Sa, 15/09/2026 - 11:24

İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria'da yerleşimleri genişletip Filistinlilerin varlığını sistematik biçimde daraltarak, resmi bir ilhak ilanına ihtiyaç duymadan bölgenin demografik ve siyasi yapısını dönüştürdüğü belirtildi.

Welayet News  - El-Ahbar yazarı Yahya Debbuk, dünya kamuoyunun dikkati Gazze'deki savaşa yoğunlaşırken İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria'da, kullandığı araçlar farklı olsa da Gazze'dekinden daha az tehlikeli olmayan bir “soykırım süreci” yürüttüğünü yazdı.

Tel Aviv'in Batı Şeria'daki politikası, yerleşimci varlığını genişletirken Filistinlilerin toprak üzerindeki varlığını daraltmayı ve gelecekte Filistinlilere herhangi bir siyasi yapı, hak veya egemenlik sağlayabilecek düzenlemeleri baştan engellemeyi amaçlıyor.

İsrail'in işgal altındaki topraklara yaklaşımında artık temel hedefin açık biçimde “İsrailleştirme” olduğunu belirten Debbuk, bunun geçmişte izlenen “çatışmayı yönetme” politikasından önemli bir kopuş anlamına geldiğine dikkat çekti.

İsrail, birkaç yıl öncesine kadar Filistin meselesinin çözülemeyeceği varsayımıyla Batı Şeria'daki durumu kontrol altında tutmayı, büyük bir patlamayı önlemeyi, Filistin Yönetimi ile güvenlik koordinasyonunu sürdürmeyi ve teorik olarak siyasi çözüm ihtimalini açık bırakmayı hedefliyordu.

Ancak bu yaklaşım, Batı Şeria'yı Talmud'a dayanan gerekçelerle “tarihi İsrail toprağı” olarak gören güçlerin 2022'de hükümetin belirleyici unsurları haline gelmesiyle değişmeye başladı.

7 Ekim 2023'te yaşanan gelişmeler ise bu güçlere söz konusu politikayı çok daha açık ve hızlı biçimde uygulama fırsatı verdi ve İsrail “çatışmayı yönetme” aşamasından doğrudan “çatışmayı sonuçlandırma” stratejisine geçti.

Oslo düzeni fiilen tasfiye ediliyor

Son dört yılda Batı Şeria'da uygulamaya konulan adımlar bu dönüşümün sahadaki karşılığını oluşturdu.

Denetim ve uygulama yetkilerinin İsrail Sivil İdaresine aktarılması, yeni altyapı projelerinin başlatılması, yerleşim karakollarının kurulması ve planlama ile inşaat yetkilerine müdahale edilmesi bu adımlar arasında yer aldı.

Oslo Anlaşmaları Batı Şeria'yı Filistin kontrolündeki A Bölgesi, ortak kontrol altındaki B Bölgesi ve İsrail kontrolündeki C Bölgesi olmak üzere üç ayrı idari ve güvenlik alanına ayırmıştı.

Ancak Filistin kurumlarının yetkilerinin İsrail kurumlarına aktarılması, yerleşimlerin Filistin alanlarına doğru genişletilmesi ve bu yerleşimlerin İsrail'in altyapı ağına bağlanması, Oslo düzeninin resmen kaldırılmasına gerek kalmadan sahadaki yapıyı fiilen değiştiriyor.

Bu dönüşümün boyutları yerleşim verilerine de yansıyor.

Geçtiğimiz mart ayında Batı Şeria ve Ürdün Vadisi'nde 34 yeni yerleşim kurulmasına yönelik planlar onaylanırken, mevcut İsrail hükümetinin onay verdiği yerleşim alanlarının sayısı 100'ü aştı.

Aynı dönemde yerleşim karakollarının genişletildiği ve Filistinli topluluklar üzerindeki baskının artırıldığı, bazı bölgelerde bu baskıların halkı yaşadığı yerleri terk etmek zorunda bıraktığı bildirildi.

İlhak ilan edilmeden ilerliyor

Debbuk, İsrail'in bu politikasını herhangi bir resmi karar veya ilhak ilanına ihtiyaç duymayan ve dolayısıyla uluslararası sonuçlarını da sınırlayan “sessiz ilhak” olarak nitelendirdi.

Bu politikanın başlıca mimarlarından biri Maliye Bakanı ve Batı Şeria'dan sorumlu bakan Bezalel Smotrich. Smotrich süreci 30 yıldır devam ettiğini söylediği bir “hatanın düzeltilmesi” olarak sundu.

Smotrich'in hedeflediği “yerleşim devriminin” temel amacı ise gelecekte bir Filistin devletinin kurulmasını imkânsız hale getirmek.

Bu “yerleşim devrimi” sürerken yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik saldırıları özellikle son iki ayda ciddi biçimde arttı.

Yerleşimci saldırıları aşırı sağın karar mekanizmalarında güç kazandığı son dört yıldır devam ediyor. Son dönemdeki tırmanışın önemli nedenlerinden biri, İsrail seçimlerine yalnızca haftalar kalmış olması.

Seçim süreci, hükümeti Batı Şeria'daki yerleşimci projesini hızlandırmaya iterken sağ partiler arasındaki rekabet de en radikal yerleşimci gruplara sağlanan imkanların genişletilmesine yol açıyor.

Bu kesimler Filistinlilere fiziksel ve maddi zarar vermeyi, toprağın ele geçirilmesi kadar önemli “kutsal bir görev” olarak görüyor.

Batı Şeria'daki şiddet yerleşimci projesinin genişletilmesinden bağımsız değil, bu politikanın araçlarından biri.(YDH)



Yeni yorum ekle