Yemen Direnişi; İki Temel Hamle
Yemen’de geçen haftanın gelişmeleri, bölgedeki atmosferin öngörülemez bir durumda olduğunu gösterdi.
Welayet News - Suudi koalisyonunun Yemen’e karşı başlattığı savaşın üzerinden 12 yıl geçti. Bu süreçte üç Arap ülkesi; Yemen, Suudi Arabistan ve BAE sekiz yıldan fazla bir süre savaşın içinde yer aldı. Sonunda Yemen karşıtı koalisyon dağıldı; BAE Yemen topraklarını terk etti, Riyad ile Sana arasında görüşmeler başladı ancak somut bir sonuç elde edilemedi. Gazze’ye karşı yürütülen savaş, Yemen’i yeni bir denkleme soktu. Bu denklem Lübnan’a ve İran’a karşı yürütülen savaşla devam etti ve Yemen’i tüm bölgesel denklemlerde özel bir kapasiteye sahip benzersiz bir aktör haline getirdi. ABD’nin İran’a karşı savaştaki yenilgisi, Yemenlilerin Suudi Arabistan ile sekiz yıllık savaş ve iki yıllık müzakere sürecinde bir yere varmayan ve yakın zamanda da bir sonuç alma umudu bulunmayan kendi aralarındaki meseleleri bir kez daha gözden geçirmelerine neden oldu.
Yemenlilerin bu değerlendirmesinin sonucu; deniz ve hava ablukasını kaldırmak adına askeri denklemi devreye sokmak oldu. Bu da Suudilerin Kızıldeniz’i kullanmaya devam edebilmesini, Yemen havalimanları ve limanları üzerindeki ablukanın kaldırılması şartına bağlamak anlamına geliyordu. Bu esnada Hürmüz Boğazı’ndaki yeni durum ve İran’ın oradaki operasyonel hakimiyeti nedeniyle zaman darlığı yaşayan Suudi Arabistan, meseleyi çözmek adına bombalama uçakları ve kabile milislerinden oluşan askeri kapasitesini Yemen’e karşı devreye soktu. Aynı zamanda karşı tarafa müzakere sinyalleri de gönderdi; fakat amacı iki yıl önce duran müzakereleri canlandırmak değil, bir tür baskın yapmak ve zaman kazanmaktı. ABD ile İran arasındaki savaş nedeniyle başlarına bela olan krizi kontrol altına almak adına Suudilerin çıkarına olan şey, Babülmendep ve Kızıldeniz’deki normal duruma bir zarar gelmemesi için Yemen ablukasını gevşetmekti. Ancak görünüşe göre Suudi Arabistan’da da, tıpkı ABD’de olduğu gibi, ülkesinin gerçek menfaatini teşhis edebilecek hesap kitap bilen bir kişi yok ya da Suudilerin bakış açısına göre çalışkan Yemenli savaşçılara verilecek her türlü taviz, onların iç ve bölgesel nüfuzunun genişlemesine yol açacak. Bu nedenle Suudi Arabistan; bombardıman uçaklarını ve paralı askerleri kullanarak Sana’ya askeri saldırı düzenleme şeklindeki zor yolu seçti.
Suudi Arabistan’ın Yemen hükümetine karşı askeri aşamaya geçmesiyle birlikte Seyyid Mücahit Abdülmelik Bedreddin el-Husi, “ablukaya karşı abluka” denklemini uygulamaya koydu ve Suudi limanlarından kalkan veya Suudi limanlarına giden gemi ve tankerlerin Kızıldeniz’deki seyrüseferini yasakladı. Ensarullah eşzamanlı olarak “havalimanına karşı havalimanı” ve “limana karşı liman” denklemini hayata geçirdi; kısa bir süre içinde Suudi Arabistan’ın birden fazla askeri üssüne, havalimanına ve limanına saldırdı, hatta bunun kapsamını Suudi Arabistan’ın doğusundaki Abkayk petrol sahasına kadar genişletti.
Yemenlilerin çok yönlü tepkisi şaşırtıcıydı; çünkü güncel teknolojiyle donatılmış ve birinci sınıf bir askeri istihbarat sistemine sahip güçlü ve tam teşekküllü bir ordu kimliğiyle ortaya çıktılar. Suudi Arabistan; Çin ve Rusya’yı genç Yemen ordusunun etkili teknolojik hamlelerinin arkasındaki faktör olarak göstermeye ve Irak’ı da bu olaya dahil etmeye çalıştı. Bu doğrultuda iki hafta önce Irak’ın güney vilayetlerindeki altı noktaya saldırdı. Aslında bu hedef şaşırtma çabası, Yemen’in gücünün ve Suudi Arabistan’ın onunla yüzleşecek güce sahip olmadığının bir itirafı sayılır.
Hava saldırılarındaki başarısızlığın ve Kızıldeniz’in Suudi gemilerine kapatılmasının ardından Riyad, Yemen’in içinden bir çıkış yolu ve çare bulmaya çalıştı. Bu doğrultuda Sana’nın doğusundaki Marib, kuzeyindeki El-Cevf ve güneyindeki Taiz olmak üzere üç vilayette, Sana’yı ele geçirmek veya orayı kaosa sürüklemek amacıyla güç toplamaya başladı. Haberler, Suudi Arabistan’ın bu üç vilayette amacına ulaşmak için en az dört piyade ve zırhlı tümeni devreye soktuğunu gösteriyor; oysa Yemen’e karşı daha önceki savaşta da benzer bir kapasite kullanıldığı için bu durum bir yenilik sayılmaz. Bu süreçte Ensarullah, dört gün önce (4 Ağustos / 13 Mordad) toplanan güçlere karşı önleyici bir operasyon başlattı. Yemenliler her üç vilayette de bazı noktaları ele geçirmeyi başardılar; özellikle Ruveyk, Abar ve Tsaniyye’de Suudi paralı askerlerine ağır darbeler indirdiler. Reuters onlarca ölü ve yüzlerce yaralı olduğunu bildirirken Suudi tarafı 88 yaralı olduğunu açıkça ifade etti. “Yemen Cumhuriyeti Genel Seferberliği” bu süreçle eşzamanlı olarak yayınladığı bildiride, ordu ve halk seferberlik güçlerinin işgal edilen bölgeleri kurtarmak ve yağmalanan servetleri geri almak için karma hareketliliğinin başladığını duyurdu. Bu sırada Yemen ordusu, Riyad’a alternatif yollar aramaması gerektiğini hatırlatmak amacıyla Suudi Arabistan’ın en önemli ihracat limanı olan Yenbu’nun kuzeyindeki bir noktayı hedef aldı.
Yemenlilerin eşzamanlı olarak; en az sekizi geniş yüzölçümüne sahip olan ayrılmış bölgelerin kurtarılmasından ve Yemen kıyılarından yüzlerce kilometre uzakta, Kızıldeniz’de Suudi Arabistan’ın mutlak ablukaya alınmasından bahsetmeleri ve fiilen bu yönde ilerlemeleri, 2021’deki ateşkesten bu yana Ensarullah’ın boş durmadığını gösterdi. Müttefikleri Filistin, Lübnan ve İran lehine oynadığı askeri rolün yanı sıra, 2023’ten bu yana ne kadar büyük bir güç topladığını ortaya koydu! Bu şaşırtıcı durum İslam düşmanları için son derece endişe verici, İslam ümmeti için ise son derece heyecan vericidir. Ensarullah Siyasi Büro Üyesi Muhammed Şevke’nin “önleyici” olarak nitelendirdiği, Yemen’in üç bölgesinde Suudilerin üç piyade ve zırhlı tümenine karşı düzenlenen ağır operasyon stratejik bir etkiye sahiptir. Suudi Arabistan, piyade ve zırhlı operasyonları yürütmek için yerel aktif askeri kapasitesinin Yemen’in aktif kapasitesinden daha az olduğunu ve Yemen’in güney ile doğusundaki bazı kabilelerden devşirilen unsurların gönderilmesinin, Ensarullah ve Yemen ordusunun lehine olan mevcut askeri denklemi değiştiremeyeceğini çok iyi biliyor. Dolayısıyla Suudi Arabistan’ın çıkarına olan şey, Yemenlilerin de açıkça belirttiği gibi; ilk olarak Umman sınırındaki El-Mahra’dan kuzeydeki Saada’da kadar, başkenti Sana olan Yemen’in birliği ve toprak bütünlüğü yoluna taş koymaması, ikinci olarak da Yemen ablukasını ve Yemen’e hava ile deniz ulaşımının önündeki zalimane engelleri kaldırmasıdır. Bu iki talep aşırı veya haksız değildir. Eğer bunu fazla görüyorsa, kendisi için de tam bu iki sorunun şekillenmesini beklemelidir: kendi etnik gruplarıyla ilişkilerinde bir sorun ve dış dünyayla hava ile deniz bağlantılarına sahip olma konusunda bir sorun. İyi olan her şey herkes için iyidir ve kötü olan her şey herkes için kötüdür. İyinin ve kötünün paylaştırılması, bir milletin payına kötünün, diğerinin payına ise iyinin düşmesi adil değildir.

Yeni yorum ekle