Savaşın Tüm Cephelerde Sona Ermesi; Kâğıt Üzerinde Mi, Sahada Mı?

Ct, 13/06/2026 - 20:41

Savaşın sona erdirileceği yönündeki vaatlerden yeni müzakere sürecinin başlangıcına kadar uzanan süreçte, İslamabad Mutabakat Muhtırası son durağına yaklaşırken, ABD’nin geçmişteki taahhüt ihlalleri ve sonuçsuz kalan anlaşmaların hatırası hâlâ bu sürecin üzerinde gölge oluşturmaya devam ediyor.

Welayet News  - “Karşımızda mutabakatlara tamamen bağlı kalacak aktörler yok ve taahhüt ihlallerinin yollarını kapatması gereken taraf biziz.”

Dışişleri Bakanı’nın Amerikan tarafıyla ilgili kullandığı bu ifadeden daha isabetli bir tanım belki de yoktur. Her ne kadar bu sözler diplomatik açıklamalar sırasında dile getirilmiş olsa da, aslında kamuoyunun yürütülen müzakereler hakkındaki en önemli sorusunu da içinde barındırmaktadır: Karşı tarafın uzun bir taahhüt ihlali geçmişi varken, bunun tekrarını önlemenin yolu nedir?

Bu günlerde diplomasi kurumu, “İslamabad Mutabakat Muhtırası” olarak adlandırılan bir anlaşmanın yaklaştığından söz ediyor. Yetkililerin açıklamalarına göre, aylar süren görüşmeler ve müzakerelerin ardından bu belge son aşamasına ulaşmış durumda. Söz konusu mutabakatın, farklı cephelerde savaşın sona ermesi, düşmanca faaliyetlerin durdurulması, bazı kısıtlamaların kaldırılması ve İran ile ABD arasında yeni bir diyalog sürecinin başlaması için bir çerçeve oluşturması öngörülüyor.

Ancak anlaşmanın metninden daha önemli olan konu, İran ile ABD arasındaki ilişkilerin tarihsel tecrübesidir. Bu tecrübe defalarca göstermiştir ki Washington’un imzası, mutlaka yükümlülüklerin yerine getirileceği anlamına gelmemektedir.

Savaşın Tüm Cephelerde Sona Ermesi; Kâğıt Üzerinde mi, Sahada mı?

Sayın Irakçi, mutabakat muhtırasına yaklaşıldığını ve savaşın tüm cephelerde sona ereceğini ifade ederken, İsrail rejimi Lübnan’daki ateşkesi her gün ihlal etmekte ve çeşitli bölgelere saldırılar düzenlemektedir. Rejim yetkilileri de açık ve pervasız bir şekilde Lübnan’a yönelik saldırıların devam edeceğini söylemektedir.

Bu durum, muhtemel anlaşma maddeleri ile bölgedeki mevcut gerçeklik arasında ciddi bir mesafe bulunduğunu göstermektedir. Savaşı sona erdirmesi beklenen bir anlaşma, daha imzalanmadan mevcut kuralların sürekli ihlaliyle karşı karşıyadır. Böyle bir ortamda şu endişe ortaya çıkmaktadır: Yeni anlaşma da önceki birçok anlaşmanın akıbetine mi uğrayacaktır?

İç İşlerine Müdahale Etmeme

Yapılan açıklamalara göre taraflar, yeni bir savaş başlatmamayı, birbirlerinin egemenliğine saygı göstermeyi ve iç işlerine müdahale etmemeyi taahhüt edeceklerdir.

Ancak bu maddeyle ilgili de çok sayıda soru işareti bulunmaktadır. ABD Başkanı’nın geçmişte yaşanan terör olayları sırasında yaptığı açıklamalar İran halkının hafızasından silinmiş değildir. Trump daha sonra terörist ve ayrılıkçı grupların silahlandırılmasından da açıkça söz etmiştir.

Bu nedenle, ABD yönetiminin bugün İran’ın iç işlerine müdahale etmeme niyetinde olduğunu kabul etmek birçok kişi açısından inandırıcı görünmemektedir.

Halkla Konuşun

Dışişleri Bakanı, İsrail rejimi gibi anlaşmayı sabote etmeye çalışan aktörler bulunduğu için daha fazla ayrıntı açıklayamayacağını ifade etti.

Ancak Trump’ın Yahudi damadı Jared Kushner gibi isimlerin süreçte etkili olduğu düşünüldüğünde, İsraillilerin anlaşmanın ayrıntılarından habersiz olduğunu varsaymak büyük saflık olacaktır. İsrail için savaşa girmiş bir Amerika’nın, bu anlaşmada İsrail’in çıkarlarını dikkate almaması da beklenemez.

Snapback mekanizması ve nükleer anlaşma (KOEP/JCPOA) maddeleriyle ilgili acı tecrübeler hâlâ hafızalardadır. İran artık yüksek maliyetli yeni bir anlaşma istememektedir. Dondurulmuş varlıkların ve yaptırımların geleceği netleşmezse, diplomasinin sonucu askeri kazanımların teslim edilmesinden başka bir şey olmayacaktır.

Geçmiş İki Savaşta Müzakereler Savaşı Önlemedi; Direniş Savaşa Yol Açtı!

Sayın Irakçi’nin açıklamalarının en dikkat çekici bölümü tam da burasıdır.

Dünyadaki birçok uzman tarafından da ifade edildiği üzere, ABD’nin yasa dışı saldırılarının temel nedeni İran’ın direnişi değil; Amerika ve İsrail’in İran’da rejim değişikliği yönündeki aşırı talepleri ve hedefleridir.

Şehit liderimizin de ifade ettiği gibi, İran geri adım attıkça karşı taraf daha fazla ilerlemektedir ve direnişin maliyeti uzlaşmanın maliyetinden çok daha düşüktür.

Keşke diplomasi kurumu, düşmanı geri adım atmaya ve İran’ın haklarına saygı göstermeye zorlayan unsurun müzakereler değil, sahada elde edilen kazanımlar olduğunu hatırlasa.

Açık olan şudur ki, başarısızlıkla sonuçlanan iki müzakere sürecinin neticesi, ABD’nin ihanetlerinin tekrarından başka bir şey olmamıştır.

Hâlâ Cevapsız Kalan Soru

Sonuç olarak yeniden Dışişleri Bakanı’nın başlangıçta söylediği sözlere dönmek gerekiyor. Belki de bu sözler her türlü analizden daha açıklayıcıdır:

“Karşımızda mutabakatlara tamamen bağlı kalacak aktörler yok ve taahhüt ihlallerinin yollarını kapatması gereken taraf biziz.”

Bu durumda en önemli soru da ortaya çıkmaktadır:

Taahhüt ihlallerinin önüne geçmenin yolu nedir?

Anlaşmada somut hukuki ve fiili garantiler öngörülmüş müdür? Yükümlülüklerin ihlali halinde zararların telafisine yönelik bir mekanizma var mıdır? Yaptırımların, dondurulmuş mali kaynakların ve İran’ın ekonomik haklarının geleceği açık şekilde belirlenmiş midir? Ve en önemlisi, kamuoyu neden bu soruların cevaplarından habersizdir?

İran halkı her şeyden önce şeffaflığa ihtiyaç duymaktadır. Geçmiş deneyimler göstermiştir ki kamu güveni, toplumun hangi anlaşmanın şekillendiğini ve bunun ülkeye ne gibi faydalar sağlayacağını bilmesi durumunda güçlenmektedir.

Sessizlik, belirsizlik ve genel ifadeler uzun vadede kamuoyunu ikna etmenin yerini tutamaz. Bugün asıl mesele müzakereleri desteklemek ya da karşı çıkmak değildir; asıl mesele, taahhüt ihlali döngüsünün nasıl önleneceği ve ulusal çıkarların kalıcı ve güvenilir bir anlaşmayla nasıl güvence altına alınacağıdır.

Özellikle de taahhütlerini ihlal etme alışkanlığının, Trump yönetiminin karakteristik özelliklerinden biri olarak görüldüğü bir ortamda, aşırı iyimserliğin geçmişte elde edilen sonuçlardan farklı bir netice doğuracağına dair beklentiler oldukça sınırlı görünmektedir.

Tags: 


Yeni yorum ekle