İran caydıcılık denklemini geliştiriyor: Artık yalnızca savunma yetmez

Sa, 09/06/2026 - 12:32

Tahran, Lübnan sahasındaki varlığını ve ağırlığını pekiştirmeyi başarmış görünüyor."

Welayet News  - İran ile İsrail arasında yaşanan son savaş, Tahran'ın savunma odaklı geleneksel stratejisinden sıyrılarak doğrudan ve ön alıcı askeri güç kullanımına dayalı yeni bir caydırıcılık denklemi kurmasıyla sonuçlandı. El-Ahbar gazetesi yazarı Yahya Debbuk'un değerlendirmesine göre bu gelişme, Lübnan sahasında direniş hareketlerinin hareket alanını genişletirken, İsrail’in bölgedeki askeri manevra serbestisini ciddi ölçüde daralttı. ABD'nin doğrudan bir bölgesel savaştan kaçınma arzusu ile müttefiki İsrail'i koruma gayreti arasındaki denge arayışı göze çarparken, her iki tarafın da ucu açık kalan bu güç mücadelesinde yeni denklemi kendi lehlerine dönüştürme çabaları devam ediyor.

Süresinin kısalığına ve hedeflerinin darlığına rağmen, İran’ın inisiyatifiyle yaşanan son gerilim dalgası, sahada ve siyasette yeni bir denklem kurarak emrivaki biçimde dayatılabilecek düzenlemelerin önünü açtı.

Tahran ile Tel Aviv arasındaki çatışmanın bazı hatlarını yeniden çizen bu süreç, aynı zamanda Washington ile Tel Aviv ilişkilerine de gölge düşürdü. Zira ABD’nin İran’a yönelik doğrudan askeri seçeneklere karşı duyduğu temkin, bu defa geçmişe kıyasla çok daha net bir biçimde su yüzüne çıktı.

Diğer taraftan Tahran, Lübnan sahasındaki varlığını ve ağırlığını pekiştirmeyi başarmış görünüyor. Bu durum, İsrail’in Lübnan direnişini ve onun toplumsal tabanını yalnızlaştırmasını engelleyecek, kendi lehine denklemler dayatmasının önüne geçecektir.

Yaşananlar; ABD, İsrail ve Lübnan yönetiminin, İran’dan ve onun Amerikalılarla yürüttüğü uzlaşı sürecinden uzakta şekillendirmeyi umduğu Lübnan’a dair siyasi ve müzakere odaklı süreçleri de kaçınılmaz olarak etkileyecektir.

Bu bağlamda, şu hususların üzerinde durulması gerekir:

Birincisi; Beyrut’un güney banliyösüne (Dahiye) yönelik saldırıya İran’ın doğrudan karşılık verme kararı, İsrail, ABD ve Lübnan’daki ortakları için tam bir sürpriz oldu. Tel Aviv, Tahran’ın çatışmaya doğrudan müdahil olacağını öngörebilseydi, bu adımı en başından atmazdı. Bu sürprizin doğrudan sonucu, İsrail’in "Dahiye’ye karşı yerleşim yerleri" başlığı altında kurmaya çalıştığı dengenin çok ötesinde, daha sağlam ve güçlü caydırıcılık denklemlerinin tesis edilmesi oldu. Yeni denklemin özü, Dahiye’nin hedef alınmasına İran’ın doğrudan İsrail’i füzelerle vurarak karşılık vereceğidir. Bu denklem, nihai sonuçlarını kestirmek için henüz erken olsa da çatışmanın seyrine ve değişen koşullara bağlı olarak gelişmeye, hatta Dahiye sınırlarını aşıp diğer bölgeleri de içine almaya açık görünmektedir.

İkincisi; ABD, İsrail ve Lübnan yönetiminin, bu dönüşümün etkilerini sınırlandırma ve sonuçlarını dizginleme yönündeki ortak motivasyonlarına rağmen, İran faktörü bu üçlünün yürüteceği her türlü müzakere girişimine eşlik etmeye devam edecektir. Söylenenlerden ve yapılan yorumlardan bağımsız olarak Lübnan direnişi; ortak düşmanlara karşı ön alıcı saldırı kararları alabilen, etkin ve etkili bir ortağa sırtını yaslayarak, baskı ve diktelere karşı artık daha geniş bir manevra alanına kavuşmuştur.

Üçüncüsü; İsrail’in tavrı pratik düzeyde tamamen savunmacı bir refleksle sınırlı kaldı. Tel Aviv, ilk andan itibaren bu tehdidi bir fırsata çevirmeye çalışmak yerine, İran saldırısının dayattığı denklemin şiddetini hafifletmeye odaklandı. Tehdit zaten somutlaşmıştı ve İsrail’den beklenen tek şey bunun yıkımını ve sonuçlarını en aza indirmekti. Peki, bunu başarabildi mi? Bu sorunun yanıtı derin şüpheler barındırmaktadır. Üstelik bu şüphe, dışarıdan yapılan analizlere değil, yeni denklemin sahada kök saldığını ve bunu geri çevirmenin son derece güç olduğunu kabul eden birçok İsrailli uzmanın bizzat kendi itiraflarına dayanmaktadır.

Dördüncüsü; İran’ın bu adımı, İsrail ve ABD’nin yürüttüğü İran karşıtı savaşın başarısızlığını bir kez daha teyit etti. Bu, iki boyutlu bir başarısızlıktır: Bir yanda, iddiaların aksine İran’ın kapasitesini yok edememe, felce uğratamama veya bu kapasiteye erişimi ve kullanımı engelleyememe gerçeği durmaktadır; diğer yanda ise İran’ın askeri güç kullanma yönündeki motivasyonunun savaş öncesine kıyasla çok daha yüksek bir seviyeye ulaşmış olması söz konusudur.

Beşincisi; İsrail, güvenlik doktrinini ve stratejisini başkalarını caydırmak veya onlardan taahhütler koparmak yerine, kendi "güvenliğini" doğrudan askeri güçle dayatacak şekilde değiştirirken; İran da benzer bir doktrin değişimine gitmiş görünmektedir. Tahran artık iradesini askeri güç kullanımı ve tehdidi yoluyla, sadece savunmacı bir araç olarak değil, çıkarlarını ön alıcı (önleyici) bir yaklaşımla dikte etmek için ortaya koyma eğilimindedir. Bölge, yalnızca İsrail özelinde değil, genel anlamda bu yeni yaklaşımı tecrübe etmektedir ve önümüzdeki yıllarda bunu daha da derinden hissedecektir.

Altıncısı; ABD cephesinde ise Washington’ın tutumu çatışan çıkarlar arasında giderek dalgalandı. ABD, bir yandan olayların kendisini de içine çekecek ve Tahran ile bir anlaşmaya varma stratejisiyle çelişecek topyekûn bir çatışmaya sürüklenmesini engellemek istiyordu. Diğer yandan, Tel Aviv’in karşılık vermekten aciz bir konumda görünmesine izin veremezdi; zira böyle bir durumun yansımaları İsrail sınırlarını aşarak doğrudan ABD’nin kendi imajını ve bölgesel konumunu zedeleyebilirdi. İsrail’e yeşil ışık yakılması tamamen bu hassasiyetten kaynaklandı; ancak bu yeşil ışık, ABD’nin uzlaşı yönelimlerine zarar vermeyecek ve Amerikan ordusunu doğrudan müdahaleye zorlayacak bir tırmanışa yol açmayacak belirli sınırlar dahilinde tutuldu.

Yedincisi; Bu tırmanma dalgasının, Tel Aviv kabul etmekten kaçınsa bile İsrail’e fiilen dayatılan yeni bir caydırıcılık denklemiyle sonuçlanması, bundan sonraki tüm İsrail hesaplarında belirleyici olacaktır. Bu durum, Tel Aviv’in düne kadar rahatlıkla başvurabildiği saldırgan girişimlerini dizginleyecek ve son savaşa kadar önünde açık bulunan geniş vurma ve manevra alanını daraltacaktır.

Yine de bu durum, İsrail’in yeni denkleme kolayca boyun eğeceği ya da İran’ın hedeflerine ulaşıp süreci noktaladığı anlamına gelmemektedir.

Çatışma hâlâ ucu açık bir süreçtir ve her iki taraf da diğerinin hedeflerine ulaşmasını zorlaştırmak için elinden geleni yapacaktır.

Tahran, son çatışmanın doğurduğu denklemi sağlamlaştırıp hem düşmanıyla mücadelesinde hem de Lübnan’daki ortaklarının konumunu güçlendirmede kullanmaya çalışırken; Tel Aviv ve ortakları ise gerek sahada gerek bölgedeki kapsamlı ateşkes sonrasındaki süreçte, gerekse Lübnan yönetimiyle yürütülecek müzakerelerde bu yeni denklemin etkilerini mümkün mertebe kırmaya odaklanacaktır.

Çeviri: YDH

Tags: 


Yeni yorum ekle