İran’ın İsrail’deki Casusluk Ağı: Son 2 Yılda Genişleme

Pa, 08/02/2026 - 23:28

Siyonist İsrail gazetesi Yediot Aharonot, İran’ın İsrail içindeki casusluk ağına ilişkin bir rapor yayımladı.

Welayet News  - Siyonist Yediot Aharonot gazetesi, yargı alanı analisti Gilad Cohen imzasıyla yayımladığı analizde, İran’ın işgal altındaki topraklar içindeki casusluk ağının genişlemesini ele aldı. Analiste göre bu ağın üyelerinin görevleri yalnızca psikolojik operasyonlar yürütmekle, merkezler, tesisler, askeri sistemler ve İsrailli şahsiyetler hakkında bilgi toplamakla sınırlı kalmamış; zamanla sabotaj faaliyetlerine, tesis ve kişilere zarar vermeye, hassas merkezler ile öne çıkan şahısların görüntülenmesine doğru evrilmiştir.

İran İslam Cumhuriyeti bu konuda genellikle ayrıntılı bilgi paylaşmamakta; kamuoyuna yansıyanlar, bazı kişilerin genel nitelikteki açıklamaları ya da zaman zaman yayımlanan dağınık haberlerle sınırlı kalmaktadır. Ancak bu İsrail gazetesinin yazdığına göre, son iki yıl içinde işgal altındaki topraklarda İran’a bağlı geniş bir casus ve güvenlik işbirlikçisi ağı oluşmuş durumda. Bu ağ, yalnızca belirli bir insan grubuyla sınırlı olmayıp, İsrail toplumunun farklı kesimlerinden geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır.

İsrailli analist raporunda “phishing (oltalama)” terimini kullanmaktadır. Kelime anlamı “balık tutma” olan bu kavram, güvenlik literatüründe; yüklenicinin (bu bağlamda İran’ın) hedefle önce sıradan ve dikkat çekmeyen bir ilişki kurduğu, ardından adım adım eleman kazanma ve güvenilirlik testini sürdürerek ajanını daha büyük eylemler için hazırladığı bir yöntemi ifade eder.

Raporda, İran’ın kullandığı oltalama yönteminin klasik phishing yöntemlerinden farklı olduğu vurgulanmaktadır. Klasik modelde eleman temini daha hedefli ve “olta” yöntemiyle yapılır; bu yöntem daha hassas, daha zaman alıcıdır ve sınırlı sayıda kişiyi kapsar. Ancak Cohen’e göre İran, olta yerine “ağ” kullanmaktadır. Yani temas kurma alanı oldukça geniş tutulmakta, mesajlar ve teklifler belirli bir hedefe odaklanmaksızın yaygın biçimde gönderilmektedir.

Bu yöntemde, kurulan çok sayıdaki temas arasından işbirliğine yatkın olan kişiler seçilmektedir. Her ne kadar bu yaklaşım daha az hassas görünse de, casusluk ağının hızlı biçimde genişlemesini mümkün kılmakta ve İran’ın ilk aşamada niceliksel büyümeye öncelik verdiğini göstermektedir.

Bu durum, İran’ın kendi ağını hızla genişlettiğine işaret etmekte ve halihazırda protestolar ve çeşitli iç karışıklıklarla mücadele eden Siyonist rejim için büyük bir tehdit oluşturmaktadır.

Rapora göre, İranlı casusların duvarlara afiş asması ya da slogan yazması gibi sıradan eylemlere aldanmamak gerekir. Bunlar, yalnızca elemanların yetkinlik düzeyini ölçmeye yönelik ilk adımlardır ve zamanla daha ciddi eylemler devreye sokulmaktadır.

Raporda şimdiye kadar 60 şüphelinin gözaltına alındığı, 35 iddianamenin ise mahkemelerce hazırlandığı belirtilmektedir. Ancak Cohen’e göre bu sayı gerçeğin tamamını yansıtmamaktadır; zira bazı iddianameler yedi veya daha fazla kişiden oluşan gruplar için düzenlenmiştir.

Bu iddianamelerdeki temel suçlama “yabancı unsurlarla irtibat”tır. Dikkat çekici olan ise sanıkların yalnızca sıradan vatandaşlardan oluşmamasıdır. Şüpheliler arasında İsrail toplumunun çok farklı kesimleri yer almaktadır: Beyt Şemeş’te (İsrail’de dindar bir şehir) yaşayan bir din öğrencisinden, yazara göre Azerbaycan’dan gelen yeni göçmenlere, hatta ordu mensubu asker ve subaylara kadar geniş bir profil söz konusudur.

Örneğin bir vakada, hava savunma biriminde görev yapan bir askerin, Demir Kubbe sistemlerinden birine ait bilgi ve görüntüleri İran’a iletmekle görevlendirildiği belirtilmektedir.

Yazar, İsrail karşı istihbarat birimlerinin bu ağın yayılmasını önlemek için tüm çabalarını sarf ettiğini kabul etmekle birlikte, İran’la işbirliği yapan belirli bir toplumsal profil tespit etmenin son derece zor olduğunu ifade etmektedir.

Cohen’in aktardığına göre, tüm bu casuslar ödeme almıştır; ödemeler çoğunlukla döviz büroları veya kripto paralar aracılığıyla yapılmıştır. Bir vakada ise Golan Tepeleri’nde yaşayan genç bir şüphelinin, İran’la irtibatı bizzat kendisinin kurduğu belirtilmektedir.

Yediot Aharonot analistine göre İran’ın İsrail içindeki casusluk faaliyetlerindeki hedefleri bir veya iki başlıkla sınırlı değildir; toplumsal kargaşa yaratmaktan (yazar bunun İran’ın temel hedefi olduğunu savunmaktadır) terör eylemlerine kadar uzanan bir dizi faaliyeti kapsamaktadır.

Bu kapsamda bir örnek veren yazar, bazı sanıkların İsrail başbakanına ya da Weizmann Enstitüsü’nde çalışan nükleer bilim insanlarına zarar verme görevi aldığını ileri sürmektedir.
(Tesnim notu: Weizmann Enstitüsü, 12 günlük savaş sırasında İran’ın balistik füzeleriyle ağır şekilde hedef alınan merkezlerden biridir.)

Raporun son bölümünde yazar şu ifadeleri kullanmaktadır:
“Seçimlerimizi bile İran meselesi etrafında yapıyoruz; ancak sonuçta İsrailli askerlerin ya da din öğrencilerinin bile onun (İran’ın) hizmetinde çalışmaya hazır olduğunu görüyoruz.”



Yeni yorum ekle