Jerusalem Post: İran’ın İHA’ları ABD ve İsrail için ‘ölümcül tehdit’
The Jerusalem Post’un haberinde, İran’ın insansız hava araçları kapasitesinin, ABD ve İsrail’in bölgedeki askeri unsurları açısından ciddi ve “ölümcül” bir tehdit oluşturduğu ifade edildi.
Welayet News - The Jerusalem Post’un haberine göre, İran’a ait bir Şahid-139 insansız hava aracının salı günü Umman Denizi’nde bulunan USS Abraham Lincoln uçak gemisine doğru yönelmesi, Tahran’ın ABD Başkanı Donald Trump’a yönelik bir mesajının parçası olarak değerlendirildi.
Haberde görüşlerine yer verilen bir uzman, söz konusu hamlenin İran yönetiminin olası bir çatışmanın bölgesel düzeyde genişleyebileceğine dair daha önce dile getirdiği uyarılarla bağlantılı olduğunu ifade etti.
Washington merkezli Foundation for Defense of Democracies (FDD) adlı düşünce kuruluşunda İran Programı Kıdemli Direktörü ve Kıdemli Araştırmacı olarak görev yapan Behnam Ben Taleblu, Post’a yaptığı değerlendirmede, İran yönetiminin “başka bir savaş olması halinde bunun bölge geneline yayılacağı” yönündeki açıklamalarını hatırlattı ve son gelişmenin bu çerçevede okunabileceğini ifade etti.
Taleblu, İranlı yetkililerin, son olarak Ayetullah Ali Hamenei’nin de dahil olduğu şekilde, olası bir saldırının “bölgesel istikrarsızlığa yol açacağı” yönünde açıklamalarda bulunduğunu anımsatarak, bu adımın “Fars Körfezi’nin bir çatışma sahasına dönüşebileceği” yönündeki mesajı güçlendirmeyi amaçladığını savundu.
Fars Körfezi ve Hürmüz Boğazı vurgusu
Taleblu, 7 Ekim sonrasında bölgede yaşanan çatışmalarda Fars Körfezi ve Hürmüz Boğazı’nın önceki dönemlere kıyasla daha az gündeme geldiğini belirtti.
Buna karşın, 2019–2020 döneminde, ABD Başkanı Donald Trump’ın ilk başkanlık döneminde uygulanan ve “Azami Baskı 1.0” olarak adlandırılan yaptırımlar sürecinde, İran’ın ABD petrol yaptırımlarına karşılık olarak “ticari gemilere yönelik baskı kurduğu, tanker alıkoyma ve enerji altyapılarına yönelik hamlelerde bulunduğu” bir dönemin yaşandığını ifade etti.
Taleblu, son dönemde Fars Körfezi ve Hürmüz Boğazı’nın görece düşük gerilimle anıldığını, buna karşılık Kızıldeniz, Aden Körfezi ve Babülmendep Boğazı’nın Yemen’deki Ensarullah hareketinin İsrail bağlantılı ticari deniz taşımacılığına yönelik operasyonlarıyla daha görünür hale geldiğini ifade etti.
“Asimetrik” yöntemler tartışması
Taleblu, Post’a yaptığı değerlendirmede, Ensarullah’ın 7 Ekim sonrasında kullandığı ve “asimetrik” olarak tanımlanan bazı yöntemlerin, geçmişte Fars Körfezi ve Hürmüz Boğazı bağlamında İran tarafından da uygulandığını iddia etti.
İran’ın geçmişte küçük deniz araçlarıyla ticari gemilere yaklaşma girişimlerinde bulunduğunu, daha sonraki süreçte ise bu tür faaliyetlerde insansız hava araçlarının öne çıktığını savundu.
Taleblu, bu tür hamlelerin ABD yönetiminin tutumunu ölçmeye yönelik olduğunu öne sürerek, Washington’un buna “askeri profesyonellik çerçevesinde” yanıt vermesi gerektiğini dile getirdi. USS Abraham Lincoln uçak gemisi ile söz konusu insansız hava aracını düşüren F-35 savaş uçağının bu bağlamda “operasyonel bir sınamadan geçtiğini” ifade etti.
İHA “sürü” ihtimali
Haberde, uçak gemisine yaklaşan insansız hava aracının İran’ın daha uzun menzilli sistemlerinden biri olduğu belirtilirken, bazı uzmanların İran’ın çok sayıda insansız hava aracını eş zamanlı kullanmaya dayalı bir “sürü” yaklaşımını deneyebileceği yönünde değerlendirmelerde bulunduğu aktarıldı.
Kanadalı insansız hava aracı şirketi Draganfly’ın CEO’su Cameron Chell, Fox News Digital’e yaptığı açıklamada, İran’ın düşük maliyetli tek yönlü insansız hava araçlarıyla “yüksek değerli ABD deniz unsurlarına” yönelik “ciddi bir tehdit potansiyeli” oluşturabileceğini söyledi.
Chell, kısa sürede çok sayıda aracın fırlatılması halinde “bazılarının savunmayı aşmasının mümkün olabileceğini” ifade etti.
Bu değerlendirmelere yanıt veren Taleblu ise İran envanterindeki insansız hava araçlarının büyük bölümünün “alçak irtifada ve düşük hızda uçan” sistemler olduğunu öne sürdü.
Taleblu, “intihar İHA’ları” olarak adlandırılan bu araçların, tek yönlü saldırı amacıyla kullanılan ve sınırlı kapasitelere sahip sistemler olduğunu belirterek, bunların seyir ya da balistik füzelerle birlikte, savunma sistemlerini zorlamayı amaçlayan “katmanlı bir yaklaşımın” parçası olarak kullanılabileceğini iddia etti. Ancak Taleblu, İran’ın bu tür bir yöntemi İsrail’le yaşanan ve haziranda 12 gün sürdüğü belirtilen çatışmada etkili biçimde uygulayamadığını da ileri sürdü.
Bölgesel kırılganlık değerlendirmesi
Taleblu, İsrail’in hava ve füze savunma sistemlerinin etkinliğine dikkat çekerek, İran’a coğrafi olarak daha yakın askeri unsurların bu tür senaryolara karşı daha kırılgan olabileceğini ve bu durumun bir insansız hava aracı saldırısının başarı ihtimalini artırabileceğini söyledi.
ABD’nin daha önce Irak’taki Şii gruplar bağlamında “benzer tehditlerle” karşı karşıya kaldığını ifade eden Taleblu, ancak İran’ın gönderebileceği sayıda insansız hava aracının kullanıldığı bir senaryoyla henüz doğrudan karşılaşılmadığını belirtti.
Taleblu, değerlendirmesinin sonunda, İran’ın “zayıf olduğu yönündeki değerlendirmelere rağmen hâlâ etkili askeri kapasitelere sahip olduğunu” ve havanlardan roketlere, insansız hava araçlarından seyir ve balistik füzelere uzanan geniş bir “insansız hava ve füze yetenekleri yelpazesini” elinde bulundurduğunu ifade etti. Bu kapasitenin, İran yönetimi tarafından “hem caydırıcılık hem de karşılık verme aracı” olarak görüldüğünü söyledi.(YDH)

Yeni yorum ekle