İslam İnkılabı’nın ilkeleri perspektifinden Şehit Süleymani Mektebinin özellikleri

Thu, 18/02/2021 - 10:51

Üstad Hasan Rahimpur Ezgadi, Khamenei. İr sitesinde yayınlanan bir söyleşide, İslam İnkılabı’nın ilkeleri perspektifinden Şehit Süleymani mektebinin özelliklerini analiz ediyor.

Welayet News17 Ocak 2020 tarihinde, Korgeneral Şehit Kasım Süleymani’nin şehadeti üzerinden iki hafta geçiyordu ki İslam İnkılabı Rehberi, serdarları için yüreği yanan halka hitaben konuşmak için Tahran Cuma namazına katılmıştı. İslam İnkılabı Rehberi İmam Hamanei, bu görkemli merasimde “Şehit Süleymani Mektebi”nden söz etmiş ve halkın bu aziz şehidin cenaze merasimine daha önce görülmemiş şekilde katıldığı günleri “eyyamullah” olarak nitelendirmişti. Şehit Süleymani Mektebi’nin özelliklerini Üstad Rahimpur Ezgadi’ye sorduk ve İslam İnkılabı’nın ilkeleri perspektifinden halkın bu katılımını analiz etmesini istedik.

Devrim Lideri, neden Şehit Süleymani’yi bir mektep olarak zikretti? Birey, mektep, özellikler ve ana omurganın bu mektep ile ilişkisi nedir?

‘Birey karşısında mektep’ tabirine ilişkin birkaç nokta bulunuyor. Evvela bu bahis somut olarak belli bir şahıs veya şahıslara dönük ve odaklı olsa da ancak bir takım örnekler her zaman kendi dışındakilerden daha üstün görünürler ve Allah onları nesillerin gözünün önüne koyar; zira genel olarak, mücessem olmayan soyut değerlerin idraki bizim için zordur ama bir örnek elimizde olduğu zaman onları daha kolay anlarız. Ahlaki, ilmi, sosyal hizmetler, hak yolda fedakarlık bakımından halka, maddi karşılık beklemeden hizmet edenler ancak örnek olurlar; dolayısıyla şahsın kendisinin bir merkeziyeti söz konusu değildir.

Esasen bu tür kişiler eğer kendilerini merkeze alsaydı, kendilerini hedef olarak görseydi örnek olmazlardı. İmam Humeyni’nin (r.a) deyişiyle, “ben” demek yerine, “mektebim” demeliyiz. Halk ve dini toplum içinde sevilen, aziz ve örnek haline gelen, ister istemez kendileri için gözyaşı dökülen, hatırlanan kimselerin ayırt edici temel veçhesi, “ben” değil, “mektebim” deyişleridir. Devrim Lideri, Süleymani Mektebi’nden söz ederken kastı, şahıs-perestliğe çağırmak değildir hatta kahranmanpereslik de değildir. Böyle kişilerin değeri, mekteple bütünleşmiş, onda erimiş olmalarıyladır. Bu mektep aslında embiya ve tevhit mektebidir, İmam’ın bu asırda ihya ettiği mekteptir ve Süleymani gibiler bu mektebin mahsulü ve mezunudur.

Dolayısıyla Süleymani Mektebi Süleymani’nin kurduğu mektep değil, Süleymani’yi yetiştiren, ortaya çıkaran mekteptir. Kendisinin böyle bir iddiası yoktur ve böyle adamlar asla “ben” demediler, her zaman “mektebim” dediler. Bu nokta, bizim görüşümüzü şahısperest ve şahıs merkezli görüşlerden net olarak ayıran sınırdır. Tevhidi bakışta, her şahıs Allah’ın huzurunda olup hakla, tevhitle ve adaletle ilişkisi hiçtir, sıfırdır.

Gerçekten hiçbir şey olmadıklarına inanlar, her şeydir; Allah'a yaslandıkları için güçlü, güzel ve sevimli olurlar. Mutlak ilim, kudret ve güzelliğe müttesil oldukları için bilinçli olurlar. Herkes ne kadar müttesil ise güzellik, kudret ve ilim de o kadar onda mütecelli olur ve birden herkes tarafından sevilirler. Şehit Süleymani için gözyaşı döken ve dünyanın en büyük cenaze törenini düzenleyen kişilerin çoğu, neden bu şekilde gözyaşı döktüklerini bilmiyorlardı. Bu, fıtrattan fıtratlara açılan yoldur ve bu yol, gönül yoludur.

Bazıları Şehit Süleymani’nin azametini daha çok fark etti, ama ben o cenaze merasimini, o gözyaşları ve halkın sevgisini gördüğümde onun azametinden ziyade, halkımızın azametini farkettim. Kimse böyle bir durumu düşünmüyordu. Bu, halkımızın cevher tanımada, adam tanımada ne kadar usta olduğunu ve gerçek kriterlerinin neler olduğunu gösteriyor.

Ancak Şehit Süleymani, son derece şahsiyetli, eşsiz, büyük ve şerefli bir insan olduğu halde bir birey olarak merkeze neden alınmamalı' sorusuna gelecek olursak, Kuran’ı Kerim bu hususta şöyle buyurmakta: Muhammed, yalnızca bir elçidir. Ondan önce nice elçiler gelip-geçmiştir (Al-i İmran: 144) Allah ile insanlar arasındaki en büyük vasıta ve insan-i kamil olan Muhammed’in de Allah’tan hiçbir bağımsızlığı yoktur ve Allah karşısında hiçtir, ancak bizim karşımızda her şeydir; Allah karşısında hiç olduğu için. Kuran, Muhammed'in (s.a.a) merkez olmadığını, ondan önce de nice peygamberlerin gelip geçtiğini buyuruyor. İslam, Muhammedizm değildir.

Teşeyyu; Alevicilik, Alicilik ve Aliperestlik değildir. Bu noktayı, ara sıra bir aziz veya kahraman yaparız veya yaratırız diyenlere yanıt olarak belirtiyorum. Hayır, biz değil, Allah yaratır. Kendileri çaba gösterip bu makama ulaşırlar.

Elbette kahramanlarımız var. İnkılaptan sonra, savaş döneminde nice şehitler, mücahitler, evliya ve salih insanlar gördük. Onları görerek, Kuran’da ve hadislerde zikredilen İslam'ın ilk yıllarındaki mü’minlerin nasıl insanlar olduğunu anladık. Onlardan bazıları zihinlerde efsaneydi, ama geçen bu kırk yıl içinde bu efsanelerden bazılarını gördük. Dolayısıyla ölçü, Süleymani’yi de yetiştiren Süleymani Mektetebi’dir.

İkincisi, halk mektebi tanıyor, Süleymani’yi tanıyor yoksa mümkündür böyle adamlar olsun ama onların kadrini, değerini bilen bir halk olmasın; ancak halkımız bu tür adamların değerini anlıyor.

Üçüncüsü, kahramanlaştırma ve kahraman-perestlik yapan kimseler de var ancak bu kahramanların içi boştur, fostur, kahraman olma değeri yoktur. İlim, amel, ahlak ve yaşam tarzları bakımından bize örnek olmak için asla bir selahiyeti bulunmayan ama ünlü olan envai çeşit adamlar. Batı ve Doğu’da yapılan selebritileştirme, ünlüleştirme işi yani. Süleymani gibi kişiler ile sadece ünlü olma tekniğini bilen sıradan insanlar arasında da bir sınır vardır. Bu tip insanlardan birlercesi, binlerce kez de ölse cenaze törenlerinde asla bu kadar insan bir araya gelmez, bu denli ihlaslı olmaz, onlar için bu şekilde gözyaşı dökmez. İmam ve olgu olmak, mektebi olmak ile selebriti/ünlü olmak ve sahte kahraman olmak arasındaki fark budur.

Hac Kasım’ın şehadeti ve o milyonluk cenaze merasimi sonrasında Devrim Lideri ile yapılan bir görüşmede hazır bulundunuz. Bu hadise ve halkın katılımı hakkında ne söylediler?   

Devrim Lideri’nin söylediklerinin içeriği şuydu: Bu olay, sıradan bir olay değildir. Mevcut sorunlara, ekonomik sıkıntılara rağmen çeşitli şehirlerde yapılan törenlerin, cenaze merasimlerinin normal ve dünyevi bir açıklaması yoktur. Devrim Lideri’nin deyişiyle, bu cenaze merasimi tamamen ilahi bir olgu ve gösteriydi, nedeni de şehidin ihlası, tevhit inancı ve daimi cihadıdır. Allah bunların örnek olmasını istiyor. Allah, salih insanlar arasında kendi selahiyeti amelde kanıtlayanları seçip örnek yapar.

Onlar masum değiller, görünürde akademik ve havzavi tahsil ve uzmanlıkları yoktur ve diğerlerinden daha seçkin de değiller ama insanlıkta doruktalar. Allah bazılarını bu şekilde öne çıkarıp onlara gönüllerde yer açıyor. Sadece İran’a da özgü bir şey değil. Her yerde böyledir. ABD’nin birkaç eyaletinde tezahüratlar oldu, Amerikalı bazı protestocuların elinde Şehit Süleymani’nin posterleri vardı ve özgürlükçü bir hareketin lideri olan Kudüs Gücü Komutanı Süleymani  terörist değil, ABD Başkanı teröristtir diyorlardı.

Geçen yıl, Şehit Süleymani için Hindistan’da beş yüz  ila altı yüze yakın matem ve anma toplantısı yapıldığını duydum. Bu, normal bir şey değil. Hatırlıyorum, İslam İnkılabı Rehberi bu olayın asla maddi ve dünyevi olan doğal bir olay olmadığını; bunu millete, inkılaba, Şehit Süleymani’ye ve anonim olarak şehit düşen diğer şehitlere yönelik ilahi bir inayet olarak düşündüğünü söylemişti.   

Dostlar şunu da bilsin ki, cephelerde ve çeşitli ülkelerde mücadele eden, her gün şehit düşün ve kendilerini milletlere, mustazaflara feda eden onlarca Kasım Süleymani bulunuyor ve kimse de onların ismini bilmiyor. Nitekim birkaç yıl öncesine kadar, bazı has bireyler dışında halkın ekseriyeti Şehit Süleymani’yi tanımıyordu. Devrim Lideri, şehitler üzerinde namaz okuduğu sırada halkın arkasında nasıl gözyaşı döküp hüngür hüngür ağladığını işittiğini, bunun sıradan ve planlanmış bir şey olmadığını, Allah’ın elinde olan ve sıra dışı bir hadise olduğunu ifade etti. Kendilerine de arz ettim, düşman ne yapacağını şaşırdı, biz de şaşırdık ve böyle bir şeyi beklemiyorduk. Halkın kendisi de ne yapacağını şaşırmıştı. Hiç de alışılmadık bir mıknatıstı aslında.

İslam İnkılabı Rehberi’nin hutbesinde geçen anahtar sözcüklerden biri, İran halkı için kullandığı “sabbar” –çok sabırlı – sözcüğü oldu. Devrim Lideri’nin o kritik koşullarda bu halk için kullandığı, (Andolsun ki, Musa’yı da, “Milletini karanlıklardan aydınlığa çıkar ve Allah’ın günlerini onlara hatırlat” diye ayetlerimizle göndermiştik. Şüphesiz bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır) ayetindeki direnişin kapasitesi ve sabbar olma parametreleri nelerdir?  

Bakınız, bu ayet Hz. Musa (a) ile ilgilidir. Hz. Musa, bir anlamda medeniyet kurabilen belki de ilk peygamberdir. Büyük toplumsal hicret, o dönemdeki dünyanın süper gücü Firavun’la çatışması bir tür medeniyet kurmadır, büyük toplumsal ve siyasi hicrettir. Bu nedenle Hz. Musa’nın (a) adı tüm peygamberlerden daha çok Kuran’da zikredilmiştir. Allah bu ayette, Beni İsrail’i karanlıklardan kurtarıp aydınlığa çıkarması ve onlara, çok sabredip şükreden, direniş gücü fazla olan, nimetlerle, zaferlerle ve olanaklarla uyumlu tepki gösterebilen kimseler için ibretlerle dolu Allah’ın günlerini hatırlaması üzere Musa’yı ayetleriyle gönderdiğini buyuruyor. Sorunları, tehditleri ve haddinden fazla baskıları tahammül etme gücü ve kapasitesi olan, zafer nimetini de yenilgi nikmetini göğüsleyecek kapasitesi bulunan, her iki durumda sağlam, metanetli, sakin ve yolu sürdüren kimseler için bunda büyük derslerin olduğunu buyurmaktadır.

Devrim Lideri’nin bu ayeti hutbede okunmasının ardından, dünya savaşlarından sonra ilk defa bir ülke resmen Amerikan üssüne saldıracaktı. İran, Amerika’nın bölgedeki en büyük askeri üssünü on onbeş adet füzeyle ağır bir ateş altına aldı, üstelik pespaye Amerikan başkanın, Süleymani suikastine en ufak bir tepki göstermeniz halinde İran’da onlarca bölgeyi aynı anda bombalayacağına dair savurduğu tehditlere rağmen.

Burada Devrim Lideri, Allah'a tevekkül ve halka olan güveni sayesinde korkmadı. Eğer halka güvenmeseydi böyle bir emir vermezdi. Bu, çok anlamlıydı. Zira bugün dünyada hiçbir yönetimin cüret etmediği bir işti. Böyle bir saldırıda bulunacak, sonra da bunun sadece bir tokat olduğunu ve intikamın henüz alınmadığını ve alana kadar da yerinde durmayacağını söyleme cüretinde bulunacak!  Bu suikastı yapan Trump, Pompeo ve diğerleri artık iktidardan düşdüklerine göre, Allah’ın izniyle, sınırsız savaşçılar ve küresel inkılapçılar bunun hesabını onlara sormalıdır. İlk kezdir Amerika resmen tehdit ediliyor. Bu intikam devam edecek. Temel hedef, Amerika’nın tüm bölgeden çıkarılmasıdır.

Mezkur ayette geçen şu noktalara dikkat edin: Allah bu ayette açıkça ‘biz gönderdik’ diyor. Bazıları, enbiyanın ve enbiyanın çizgisinde hareket eden izleyicilerin ve mücahitlerin adalet yanlısı tevhidi hareketlerinin Allah ile bir ilgisinin bulunmadığını, kendilerinin ilahi olduklarını veya Allah tarafından konuştuklarını öne sürdüklerini söylüyor. Mezkur ayetin ilk mesajı, ‘Velekad erselna’dır; yani şüpheniz olmasın, emin olun biz peygamberleri gönderdik ve onlar bizim tarafımızdan görevlidir. O halde bu hareketin, bu direnişlerin dayanak noktası, Allah’u Teala’dır. Bütün canlıların, varlıkların gösterdiği fiziki, beşeri, garizi (içgüsel) ve gayr-i ilahi olan sıradan bir tepki değildir.

İslam İnkılabı zaferi kabilinden yaşanan ve sıradışı olan mucizeler, hadiseler ilahi beyyine ve ayetlerin bir parçasıdır. Onlarca ülke karşısında dayatılan savaşta gösterilen sekiz yıllık direniş havadisi ve sonrasında Saddam'ın ve bölgenin durumu normal değil. Direniş cephesinde, Devrim Muhafızları Kudüs Gücü’nde, Şehit Süleymani’nin cenaze merasiminde yaşananlar, Amerikan üssüne yapılan saldırı, Trump’ın şu anki durumu ve koronavirüs olayı da sıradan, addi olaylar değildir. Bu olayların tabii açıklamasının, maddi yorumunun olmadığını söylemek istemiyorum. Yaşanan tüm ilahi ayetler, metafizik hadiseler için de bir tabii açıklama, fiziki bir yorum bulunur. Esasen fizik ve metafizik birbirinden ayrı ve birbirinin karşısında değildir. Metafizik aleme dehalet ettiği zaman, tabiatla kendisini ayıran yüzde yüzlük bir sınırının olması gibi bir şey yoktur. Kafir, tüm bu harikulade olayları, mucizeleri inkar eden veya onlardan şüphe eden vehut kabul etse bile onlara fiziki açıklama getiren ve bunların da mucize değil, sıradan tabii olaylar olduğunu söyleyen kimsedir.

Diğer nokta şu ki, yaşanan sıradışı olaylar normal insanın elinden gelmez, kendimiz de işin elimizde olmadığını, Allah’ın elinde olduğunu anlarız. Elbette sıradan yaptığımız normal bir iş de Allah’ın işidir ama Allah'ı eyyamullah’ta (Allah’ın günlerinde) daha açık görebiliriz. Allah bu ayette buyuruyor ki eğer sabbar ve şekur olmazsanız, eyyamullahın ve ilahi ayetlerin manasını anlamazsınız, doğru kavramazsınız ve addi açıklama yapmaya gidersiniz.

İmam Humeyni, “Bu inkılap bizim işimiz değil. Bu inkılaba rehberlik yapan Allah'tır. İhlaslı halk sahnede olduğu sürece Allah onları terketmez. Meydanda hazır bulunduğunuz sürece Allah bu inkılabı ileriye götürecektir” demişti. İnkılabın başından şimdiye kadar birbirinin ardından gelen bunca zaferler, büyük güçlerin yenilgisi, Amerika ve Batı’nın bölgede ararda yaşadığı hezimetler, İran halkından başlayan İslami hareket nedeniyledir ve bu sıradan bir şey değil. İmam diyor ki, bazen bir işin yapılması için planlama yaparız ancak o yaptığımız plan gerçekleşmez ve başka bir şey gerçekleşir, sonra anlarız ki gerçekleşen şey doğruydu ve eğer bizim planımız olsaydı çok daha kötü olurdu. İmam gibi birisi Allah’ın elini  işin içinde görüyor ama biz görmüyoruz ve başlıyoruz maddi/fiziki açıklamasını yapmaya.

Allah buyuruyor ki eğer hakka, tevhit ve adalet bayrağına yardım ederseniz ben size yardım edeceğim; yani fiziki kanunların ötesinden madde ötesi kanunları yardımınıza göndereceğim, görünürde yenileceksiniz ama on katını kazanacaksınız. Herkim  milletlerin özgürleşmesi için, karanlıktan aydınlığa çıkarmak için çalışırsa ilahi memuriyeti yerine getirmektedir.

Devamı geliyor...

Çev.: Mehmet Gönül 

Welayet News



Add new comment