Dugin: İran Devrimi Epstein Medeniyetine Meydan Okudu

Çar, 14/10/2026 - 13:20

İran’ın yarı resmi haber ajansı Fars News, Rus filozof Profesör Aleksandr Dugin ile İran üzerine özel bir röportaj gerçekleştirdi.

Welayet News  - Rus filozof Profesör Aleksandr Dugin ile yapılan söyleşi şu şekilde;

Batı medyasında İran’dan söz edildiğinde, İran halkı, kültürü ve medeniyetinden bahsetmeden önce “nükleer sorun”, “bölgesel tehdit” veya “ABD ile gerilim” gündeme getirilmektedir. Bu imaj yıllar boyunca inşa edilmiş ve tekrarlanmıştır; artık birçok Batılı muhatap için İran tasavvurunun bir parçası haline gelmiştir.

Peki bu imaj nasıl şekillendi? Sinema ve sanat bunu inşa etmede ne rol oynadı ve İran ile Rusya dünyada kendilerine dair farklı bir anlatı sunabilirler mi?

Bunlar, Rus filozof ve düşünür Profesör Aleksandr Dugin ile gerçekleştirdiğimiz özel söyleşide yönelttiğimiz sorulardan sadece birkaçı.

Fars: Batı’nın İran medya anlatısında son birkaç onlar yıldır önemli bir değişim görülüyor; İran daha az bir “toplum” ve daha çok bir “sorun” olarak temsil ediliyor: Nükleer sorun, insan hakları, bölgesel güvenlik veya ABD ile çatışma. Sizce konunun “İran toplumundan” “İran sorununa” bu şekilde kayması nasıl şekillendi ve sanat ile medya bunu sabitlemede ne rol oynadı?

Dugin: Kesin konuşmak gerekirse, Büyük İmam Humeyni’nin 1979’daki devrimi İran’da sadece iç siyasi bir olay değildi; Batı için kelimenin tam anlamıyla büyük bir meydan okumaydı. Başka bir deyişle, İran toplumu modern dünyaya ve Batı’nın hegemonyasına karşı kıyam başlattı.

İranlıların kendileri de bu meselenin tamamen farkındaydılar; ister Ayetullah Humeyni’nin destekçileri olsun ister düşmanları. Roller son derece net ve kuşkuya yer bırakmayacak şekilde belirlenmişti; bir tarafta Mehdî’nin [aleyhisselam] ordusu yer alırken, diğer tarafta Deccal’ın ordusu bulunuyordu.

İran Devrimi’nin meydan okuduğu Baal medeniyetinden, Epstein medeniyetinden, Deccal medeniyetinden ne beklenebilirdi ki? Onlar bilgi medyasından sanat ve eğitime kadar mevcut tüm araçları kullanarak İran toplumunun karikatürize edilmiş bir imajını inşa ettiler. Öyle ki artık hiç kimsenin İran’daki işlerin gerçeğini öğrenmeye ilgisi kalmadı.

Biz, uyumsuz ve uzlaşmaz iki ilke arasındaki çatışmayla karşı karşıyayız. İran; Şii İran, Velayet-i Fakih İran’ı, Ayetullah Humeyni, onun halefi Ayetullah Hamanei ve mevcut liderin İran’ı, Mehdî’nin [aleyhisselam] İran’ıdır; nihai savaşa inanan ve Mehdî’nin [aleyhisselam] yakın zamanda zuhur etmesini bekleyen İran’dır. Karşısında ise Batı, Deccal’ın medeniyetidir. Dolayısıyla, İran gerçeğinin bu şekilde tahrif edilmesine şaşırmamak gerekir.

Fars: Haber ve siyaset düzeyinin ötesine geçersek, sizce Batılı muhatabın zihnindeki İranlılar tasavvurunu şekillendirmede hangi kültürel imajlar ve klişeler en büyük rolü oynamıştır? Bu imaj Hollywood ve eğlence endüstrisinin bir ürünü müdür, yoksa haber medyasının mı? Ve ikisi arasında bir fark var mı?

Dugin: Batı, Deccal medeniyeti olarak, İran’ı dini kavram ve inançların egemenliği altında, geri kalmış, karanlık ve cahil bir toplum olarak gösteren tahrif edilmiş bir imaj oluşturdu. Bu sırada modern Batı’nın kendisi, dininden kurtulmuş olmakla övünmekte ve gurur duymaktadır; gevşek ahlakı, sapkın davranışları, sapkınlığın yasallaştırılmasını, sefahati, yozlaşmayı, cinsiyet değiştirme ameliyatlarını ve sınırsız göçü teşvik eden bir Batı…

Bunların hiçbirisi İran’da yoktur. İran mukaddes gelenek temelinde yaşamaktadır. İran, ebedi olanı dünyevi olanın karşısına koymuştur; Sühreverdi’nin tabiriyle Batı’nın gurbet kuyusunun karşısına asalet yurdunu, Doğu’nun yurdunu, “İşrak”ı koymuştur.

Fakat Batı’dan ne bekliyoruz ki? Batı, Hollywood’da, sanatta ve yaygın anlatılarda İran’ı geri kalmış bir toplum olarak resmetmektedir. Ancak dikkat edin, Batı’nın kendi tarihi de çok benzer şekilde resmedilmektedir.

Yani modern Batı, geleneksel bir toplum olarak İran’dan nefret etmekle kalmıyor; aynı zamanda kendi derin Katolik geleneğinden de nefret ediyor. Bu açıdan bakıldığında, İran’a duyulan nefret ve küresel endüstride sunulan, İran imajının şeytanlaştırılması da dahil olmak üzere tahrif edilmiş imajlar aslında Batı’nın kendi orta çağ ve geleneğiyle hesaplaşmasından başka bir şey değildir.

Bunlar aslında tek bir ilkedir. Modern Batı gelenekten nefret eder; diğer milletlerin geleneğinden, büyük İran halkının geleneğinden, İslam geleneğinden nefret eder. Ancak aynı zamanda Hristiyan geleneğinden de nefret eder. Şu noktaya dikkat etmek gerekir: Mesele sadece İran düşmanlığı değildir; mesele modern Batı’nın geleneği oluşturan her şeye duyduğu nefrettir. Bu, Deccal medeniyetinin belirleyici özelliğidir.

Fars: İran hakkında var olan önemli bir konu “anlatılar savaşı” ve medeniyet rekabetidir. Ancak önemli bir mesele şudur: Batı mutlaka “İran hakkındaki bu anlatı doğrudur” demez; aksine bazı imajları, konuları ve kelimeleri tekrarlayarak muhatabın İran’ı hangi açıdan görmesi gerektiğini bizzat belirler. Bu “zihinsel gündem belirleme”yi doğrudan propagandanın önüne koyuyor musunuz?

Dugin: Medya sadece bilgi aktarma aracıdır; asıl mesele paradigmada yatmaktadır. Uyumsuz ve uzlaşmaz iki medeniyet paradigmasıyla karşı karşıya kaldığımızda, bunlardan her biri düşmanın imajını kendine göre şekillendirir.

Öte yandan şu hususa dikkat edin: Humeyni yanlısı devrim sonrasında modern İran toplumundaki Batı imajı nedir? Esasında kötülük, çöküş ve yozlaşma toplumunun imajıdır. Ve bu tamamen de doğrudur! Gelenek perspektifinden bakıldığında Batı modernitesi yozlaşmayı temsil eder.

Ancak bizzat yozlaşmanın perspektifinden, Deccal ve Deccal-mesih medeniyetinin perspektifinden bakıldığında, onun karşı çıktığı her şey kötülük olarak etiketlenir. Dolayısıyla gerçekten önem taşıyan şey, derin ve manevi rakibi hakkındaki bu algıları aktarmak için kullanılan araçlar değil, bizzat medeniyet kodudur.

Fars: Sizce İran sanatı, özellikle sinema, Batı’da neden bazen ciddi ilgi görebiliyor, ancak aynı muhatap yine de İran hakkında çok olumsuz bir imaja sahip olabiliyor?

Dugin: Her şeyden önce Batı, İran sinemasına öncelikli olarak içinde liberal unsurlar barındırdığı zaman değer verir; yani bireyciliğin, liberalizmin, sisteme eleştirinin veya bir tür yabancılaşma hissiyatının işaretlerinin ayırt edilebildiği yerlerde. Bu da siyasi bir projenin parçasıdır.

Batı, Velayet-i Fakih sistemi altındaki bir toplumda egemen olan değerleri yansıtan derin bir İran sinemasını esasen takdir edemez.

Dolayısıyla, Sovyetler Birliği’nin son döneminde Batı’nın, Sovyet ideolojisini zayıflatan ve ana ideolojik anlatılar yerine bireyciliği, yabancılaşmayı ve kişisel çatışmaları odak noktasına koyan Sovyet sanatındaki akımları desteklemesi gibi, İran sineması söz konusu olduğunda da durum tıpkı böyledir.

Batı’nın desteklediği İran sineması, bana göre İran Devrimi’nin gerçek değerlerini yansıtan o sinema değildir.

Fars: Batı’nın Rusya ve İran karşısındaki medya ve propaganda yaklaşımının ortak noktaları nelerdir? Her iki durumda da benzer bir model (örneğin bir ülkeyi “tehdit” haline getirmek, bazı özel imajlara odaklanmak vb.) görülüyor mu?

Dugin: Kesinlikle. Rusya da tıpkı 1979’daki devrimci İran gibi, 2022’de Ukrayna ile savaşın başladığı zamanda Deccal medeniyetine kesin bir şekilde meydan okudu. İran’da ne yazık ki birçok insan bunların aslında tek bir savaş olduğunu anlamamaktadır.

Biz savaş halindeyiz; Ruslar Deccal-mesih’e karşı savaşıyor; Müslümanlar, Şiiler ve İranlılar Deccal’a karşı savaşıyor. Deccal-mesih ve Deccal birbiriyle örtüşmektedir. Bu açıdan bakıldığında Batı toplumunun İran ve Rusya’yı şeytanlaştırması tam olarak tek bir ilkeyi takip etmektedir, çünkü mesele medeniyet fikirlerinin çatışması üzerinedir.

İşte bu yüzden yöntemler de benzerdir. Filmlerde Ruslar; yozlaşma içinde yüzen, Batılı perspektife göre ne gelişen ne de ilerleyen, zalim, acımasız, cahil ve geri kalmış bir halk olarak resmedilmektedir. Bu, fikirler arasındaki çatışmanın kendisidir; İranlılar ve Ruslar hakkında yapılan karikatürler arasında çarpıcı benzerliklerin olmasının nedeni de budur. İran ve Rusya, her ikisi de Deccal saltanatının yolundaki temel engellerdir. Bu meseleyi bu şekilde anlamak gerekir.

Buna karşılıklı olarak yanıt vermeliyiz. Ancak ne yazık ki hem İran hem de Rusya’nın sanatında bu medeniyet savaşına dair bu derin ve bağımsız anlayış mevcut değildir. Biz bu alanda geride kaldık. Batı’nın gerçek mahiyetini ortaya koymalıyız. Sanatımız, Batı’nın gerçek çöküş derinliğini aktarmaya ve göstermeye yönelik olmalıdır. Buna rağmen bazen sadece Batı’nın mizahi bir tasviriyle yetiniyor veya bizzat Batı’yı taklit ediyoruz.

İran ve Rusya kültürel politikalarını gözden geçirmelidir. Çünkü bu, medeniyetler savaşesıdır. Üçüncü bir tarafsız güç var olamaz. Her taraf kendi hakikatini savunmaktadır. Onlar batılı ve Deccal medeniyetinin mahiyetini savunmaktadır ve Deccal yalancıdır. Dolayısıyla tüm sanat ve siyasetleri yalan üzerine kuruludur.

Ancak bizim sanatımız ve siyasetimiz hakikat üzerine kurulmalıdır; ki bu hakikat biz Ruslar için Mesih, İranlılar için ise Mehdî’dir [aleyhisselam].

Fars: Bir ülkenin dünyadaki imajının sadece diplomasi ve dış politika ile inşa edilmediğini, sinema, müzik, medya, platformlar ve hatta sosyal ağlardaki günlük halk imajının da bunda rol oynadığını kabul edersek, şu anda İran hakkında nasıl bir küresel imaj inşa edilmiştir?

Dugin: Bu çok önemli bir soru. Bana göre Ayetullah Humeyni’nin düşüncelerinin, İran Devrimi’nin ve genel olarak Şiiliğin önemi evrensel bir konudur. Bu sadece dini, İslami, Şii veya milli-İranlı bir fikir değildir; İran küresel bir fikrin taşıyucusudur. Bu fikri aktarmak için yeni imajlar ve formatlar bulmalıyız.

“Dördüncü Siyasi Teori” adlı kitabım İran’da yayınlandı ve İran’daki pek çok ciddi ve üst düzey isimle, ister şehit olanlar (Larijani gibi) ister şu anda üst düzey makamlarda bulunanlar olsun, bu konu hakkında konuştum.

Dördüncü Siyasi Teori, İran Devrimi fikrinin küresel bir dile çevrilmesine yardımcı olabilir. Bu fikir metafizik dilinde ve siyasi felsefede somut olarak formüle edildiğinde, estetiğe, kültüre ve sinema, müzik ile sosyal platformların kullanımına doğru bir adım atılabilir.

Dolayısıyla işe fikirle başlamak gerekir. Ve tam burada çok büyük bir sorun vardır. Çünkü İran felsefesi güçlü bir şekilde Karl Popper’ın etkisindedir; Deccal-mesih düşmanının ideolojisinin güçlü etkisi altındadır. Liberalizm, İran felsefesinde “Servuş” ve diğer akımlar aracılığıyla yer almaktadır.

Bu tam olarak bizim de karşı karşıya olduğumuz sorundur. Çağdaş Rus felsefesi liberaldir ve Batı yanlısıdır. Elbette her yerde değil ama geniş bir ölçekte. Bu mesele, İran ve Rusya’nın medeniyet kapasitelerini küresel bir söylemi yaymak için kullanmalarına izin vermeyen bir engeldir.

Eğer Rusya örneğin sadece Ortodoksluk ve geleneğinden bahsederse veya İran sadece Şiilik ve Velayet-i Fakih’ten bahsederse, bunların her biri sınırlı bir etki alanı olarak kalır. Mücadelemize dünyadaki her insanı ilgilendiren evrensel bir anlam kazandırmalıyız; çünkü bu, hakikat ile batıl, kurtuluş ile helak arasındaki bir müacedeledir.

Öncelikle yeni düşünsel kavramlar bulmalı ve ardından bunların uygun ifadesini bulmalıyız. Mesele sadece propaganda değildir. Propagandanın alanı çok sınırlıdır. İnsanın bilincinin içine nüfuz eden bir düşmanla karşı karşıyayız. Deccal medeniyeti, şeytanın medeniyetidir. O sadece dışarıda değil, aynı zamanda insanın bilincinin içerisinde de mevcuttur. Dolayısıyla şeytanı insanların varlığından dışarı atmak ve uzaklaştırmak için bilinç savaşı ilan etmeliyiz.

Bu hedefe ulaşmak için mukaddes geleneklerimizde, Rus ve İran geleneğinde birikmiş olan tüm yöntemleri kullanmalı ve her şeyden yararlanmalıyız; İşrak felsefesi, İran psikolojisi, İbn-i Sina felsefesi, Şiilik, irfan ve dünya görüşümüzün tüm biçimleri.

İmaj oluşturmaya vurgu yapmalıyız. Sühreverdi İşrak felsefesinde ne kadar güzel imajlar kullanmıştır! Aslında sosyal medyamız ve sanatımız geleneksel imajlardan ilham almalıdır. Biz simgelerimizden ve dinimizden, İranlılar ise kendi mukaddes ilimlerinden. Önemli olan da budur; mukaddes ilmi yaymak ve onu ifade etmek için uygun formatları ve yüzleri bulmak.

Fars: Batı’nın İran’a karşı yürüttüğü son savaşta, füzeler ana imaj haline gelmeden önce medya ve popüler kültür, bilinçli veya bilincsiz olarak “savaş eşiğindeki İran”ı kamuoyu için önceden hazırlamış mıydı?

Dugin: Bu savaş başlamadan önce İran Batı’da totaliter, acımasız ve saldırgan bir toplum olarak resmediliyordu; “Şahid” İHA’larıyla saldırıya hazir bir ülke ve nükleer bomba yapan bir devlet olarak. Yani Batı’da militarize edilmiş bir İran imajı inşa edilmişti. Bizzat İran’a saldırıyı haklı çıkarmak için aynı imaj kullanıldı.

Ancak önemli olan şudur ki İran hiç tereddüt etmeden bu meydan okumaya yanıt verdi. İranlıların bu savaşın başlamasından sonra yapmaya başladıkları o lego klipleri son derece simetrik, son derece gerçek ve son derece doğru bir yanıttı ve Amerikalıları korkuttu. Bu kliplerdeki füze imajları, cesaret imajları, zafer imajları fevkaladeydi. Çünkü onların gücünün karşısında bir gücün olduğunu, onların sertliği ve kararlılığının karşısında bir sertlik ve kararlılığın olduğunu göstermektedirler. Neden İran füzelerini bu nihai mukaddes savaşın sembolü haline getirmeyelim?

Diğer bir mesele ise bu imajların genişletilebileceğidir. Önemli olan sadece imaj saldırılarına karşı savunma yapmamak veya bunlara yanıt vermemek, aksine önceden bizzat bu imajları bizim yaratmamızdır.

Bu savaş başlamadan önce İran Batı’da aynı anda hem saldırgan hem de zayıf bir ülke olarak tantılıyordu. Bu çelişkili bir kombinasyondur. Ama nihayetinde bu, bizzat Deccal’dır; o yalancıdır. Aynı anda hem İran’ın korkunç ve tehlikeli olduğunu iddia ediyor hem de aynı zamanda İran’ı zavallı, korkak ve zayıf gösteriyor.

Rusya söz konusu olduğunda da tesadüfen aynı imajı oluşturuyorlar. Rusya’nın yenilmek üzere ve çöküş eşiğinde olduğunu, aynı zamanda da acımasız ve korkunç olduğunu söylüyorlar. Bu tam olarak aynı yöntemdir; Batı propagandasının üzerine kurulu olduğu saf batılın kendisidir.

Kendi propagandamızla yanıt vermeliyiz. Evet, eğer füzeler İran’a veya Rusya’ya aitse, güzeldirler. Füzelerimiz mukaddestir; onların füzeleri ise suç teşkil etmektedir. Eğer bir füze İran’a aitse, yani hakikat ve nur taşıyıcısıdır. Eğer bir füze İsrail veya Amerikan füzesiyse, masum insanlar için yıkım, harabiyet ve ölüm taşıyıcısıdır. Tıpkı bu şekilde devam etmeliyiz.

Fars: Yaklaşık 8 yıl önce Üçüncü Dünya Savaşı’nın çıkacağı konusunda uyarılarda bulunmuştunuz. Batı bu yıllarda sanat ve medya ürünleriyle halkın zihnini böyle bir savaşın çıkmasına hazırladı mı?

Dugin: Bugün kıyamet teması merkezi temalardan biridir. Dikkat ederseniz sakin ve müreffeh bir geleceği tasvir eden tek bir çağdaş eser, film veya dizi yoktur. Her yer savaştır. Ve Üçüncü Dünya Savaşı’nın normalleştirilmesi Batı’nın benimsediği yoldur.

Esasında biz şu anda bile sanal olarak Üçüncü Dünya Savaşı’nın içindeyiz, çünkü Rusya, İran, Çin ve Kuzey Kore birbirlerine ne kadar çok yaklaşırsa, Batı da muhalifleriyle mücadelede o kadar çok birleşmektedir. Biz fiilen şu anda Üçüncü Dünya Savaşı’nın içerisindeyiz ve Batı popüler sanat dahil olmak üzere çeşitli bilgilendirme yöntemleriyle bizi buna hazırlamak için elinden gelen her şeyi yapmıştır.

Örneğin “Fallout” dizisinde, insan sığınaklardan çıktığında nükleer bir felaket sonrasında yaşamın nasıl aktığını görüyoruz.

Kelimenin tam anlamıyla muhtemelen Batı için bir dünya savaşından başka hiçbir senaryo yoktur. Elbette biz bundan kaçınmak istiyoruz; barış için savaşmalıyız. Ancak şunu anlamalıyız ki eğer bize savaş dayatılırsa -ki halihazırda dayatılmıştır- artık “savaş mı barış mı?” diye seçemeyiz. Sadece kazanmalıyız.

Taraflardan biri bunu şiddetle arzuluyorsa bu savaş muhtemelen kaçınılmazdır ki Batı kesinlikle bu savaşı istemektedir. Modern Batı mutlak kötülüktür ve bu kötülüğü kendi haline bırakmak, nihai savaşı ertelemek demektir.

Üçüncü Dünya Savaşı’nı ertelemek muhtemelen mümkündür ancak bundan kaçınmak imkansızdır. Dolayısıyla geleceğe dair tüm Batı filmleri aslında felaket filmleridir. Bu filmler insan çatışmasının ve nükleer çatışmanın kaçınılmazlığı hakkındadır. Nükleer silahların rolü de tam buradan gündeme gelmektedir.

Sanıyorum bu meseleyi kesin bir gerçeklik olarak, gerçekçi ve nesnel bir şekilde kabul etmeli ve buna kendi sinema eserlerimizle yanıt vermeliyiz. Üçüncü Dünya Savaşı’nın eşiğinde olan insanların bundan nasıl kaçındığını ve farklı bir dünya kurduğunu anlatan bu konuda tek bir Rus, İran veya Çin filmimiz bile yoktur.

Başımızı omuzlarımızın arasına sokuyor ve develer gibi başlarını kuma gömenlar gibi Üçüncü Dünya Savaşı tehdidini görmezden geliyor veya Batı anlatılarını tekrarlıyoruz.

Bu duruşu değiştirmeli ve sanat ile imaj oluşturma alanında -hem İran hem Rusya ve ortaklaşa olarak- karşı saldırıya geçmeliyiz.

Gelin Üçüncü Dünya Savaşı’nın bizim perspektifimizden nasıl başladığını ve ilerlediğini anlatan bir Rus-İran filmi yapalım. Ve tüm insanlığın birbirinin yanında birleşerek Üçüncü Dünya Savaşı’nı nasıl önleyebildiğini anlatan başka bir film daha yapalım. Sanıyorum Çin de bunu finanse etmeye hazırdır.



Yeni yorum ekle