Savaş politikalarının mimarı Lindsey Graham tarihin çöplüğünde
71 yaşında hayatını kaybeden Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham'ın ölümü, yalnızca bir siyasetçinin yaşamının sonu değil, aynı zamanda Washington'un siyasi yapısında İran’a yönelik azami baskı, yaptırım ve çatışma stratejisinin en önemli mimarlarından birinin sahneden çekilmesi anlamına geliyor.
Welayet News - Graham, ABD Senatosu'ndaki yirmi yılı aşkın görevi boyunca, Washington'un Batı Asya'daki askeri müdahalelerinin, İran'a yönelik ekonomik yaptırımların sertleştirilmesinin ve İsrail rejimine koşulsuz desteğin en güçlü savunucularından biri oldu. Adı, ABD'nin Direniş Ekseni'ne karşı izlediği saldırgan politikalarla özdeşleşti.
Amerikan medyası Graham'ı Cumhuriyetçi Parti'nin en etkili isimlerinden biri olarak tanımlasa da Batı Asya'da o daha çok savaş yanlısı söylemleri, işgal politikalarına verdiği destek ve bölge halklarına yönelik baskının artırılması yönündeki çabalarıyla tanınıyordu. Irak ve Afganistan savaşlarından Gazze ve Lübnan'daki İsrail askeri operasyonlarına kadar geçen süreçte, ABD'nin askeri gücünün kullanılmasının en güçlü destekçileri arasında yer aldı.
Graham'ın ölümünü daha da dikkat çekici kılan ise yaşamını yitirmeden yalnızca birkaç saat önce yaptığı son açıklamaydı. Axios'un aktardığına göre, sağlık durumunun kötüleşmesi üzerine yakınları kendisinden vakit kaybetmeden doktora gitmesini istediğinde, esprili bir ifadeyle, "Şimdi ölemem; Rusya yaptırımlarını ilerletmem, İran meselesini çözmem ve İsrail ile Suudi Arabistan arasındaki normalleşmeyi sonuçlandırmam gerekiyor." dedi.
Bu söz, mizahi yönü bir yana bırakıldığında, Graham'ın yaşamının son saatlerindeki siyasi önceliklerini açıkça ortaya koyuyordu. Yıllarca gerçekleştirmeye çalıştığı bu üç hedefin hiçbiri tamamlanamadı. Saatler sonra ölüm haberi duyuruldu ve tüm bu hedefler yarım kaldı.
Graham'ın sözünü ettiği "İran meselesini çözme" projesi, İran İslam Cumhuriyeti'ni davranış değişikliğine ya da rejim değişikliğine zorlamayı amaçlayan uzun yıllardır sürdürülen baskı, yaptırım, tehdit ve hatta askeri müdahale politikasını ifade ediyordu. Bu politika, yıllar boyunca ABD ve müttefiklerine milyarlarca dolara mal olmasına rağmen ilan edilen hedeflerine ulaşamadı.
Azami baskının mimarı
Lindsey Graham, Donald Trump yönetiminin ABD'yi nükleer anlaşmadan (KOEP) çekme kararını ilk destekleyen siyasetçilerden biriydi. Sadece ABD'nin anlaşmaya dönmesine karşı çıkmakla kalmadı, İran'a yönelik yaptırımların artırılması, ekonomik baskının yoğunlaştırılması ve hatta ülkenin hayati altyapılarının hedef alınması çağrısında bulundu.
Konuşmalarında ve röportajlarında, İran İslam Cumhuriyeti'yle başa çıkmanın tek yolunun felç edici yaptırımlar ile askeri tehdidin birlikte kullanılması olduğunu savundu. Son yıllarda da bölgedeki gelişmeler üzerine ABD yönetiminden İran'ın petrol tesisleri ve enerji altyapısını hedef almasını istedi; askeri baskının Tahran'ı geri adım atmaya zorlayacağını ileri sürdü.
Graham ayrıca, Trump yönetiminin 2018'de nükleer anlaşmadan çekilmesiyle başlattığı "azami baskı" politikasının en önemli destekçilerindendi. Bu politikanın amacı İran'ın petrol ihracatını sıfırlamak, ülkeyi tamamen ekonomik olarak izole etmek ve içeride hoşnutsuzluk oluşturmaktı. Ancak bu hedefler gerçekleşmediği gibi, birçok Amerikalı analist de daha sonra bu stratejinin İran İslam Cumhuriyeti'ni Washington'un taleplerini kabul etmeye zorlayamadığını kabul etti.
İsrail rejiminin koşulsuz destekçisi
Graham'ın siyasi kariyerinin en belirgin özelliklerinden biri de İsrail rejimine verdiği kapsamlı destekti. Gazze savaşları, Lübnan'a yönelik saldırılar ve Suriye'ye düzenlenen operasyonlar dahil olmak üzere tüm bölgesel krizlerde Tel Aviv'in yanında yer aldı ve ABD'nin İsrail'e mali ve askeri desteğinin artırılmasını istedi.
Sadece İsrail'in askeri operasyonlarını savunmakla kalmadı, gerektiğinde ABD'nin doğrudan İsrail ordusuyla birlikte savaşa girmesi çağrısında da bulundu. Bu nedenle İsrailli yetkililer onu ABD siyasetindeki en yakın müttefiklerinden biri olarak görüyordu.
Bu geçmişi nedeniyle ölüm haberi nin ardından İsrailli yetkililer dikkat çekici açıklamalar yaptı. Binyamin Netanyahu, İsrail'in "en büyük dostlarından birini" kaybettiğini söyledi. Isaac Herzog, Itamar Ben-Gvir ve Yair Lapid de yayımladıkları mesajlarda Graham'ı İsrail'in güvenliğini her zaman öncelik haline getiren bir siyasetçi olarak andı.
Washington'un tepkisi
Amerikalı yetkililerin tepkileri de Graham'ın ülke siyasetindeki etkisini ortaya koydu. Donald Trump yayımladığı mesajda onu "gerçek bir vatansever" olarak nitelendirerek hizmetlerinden dolayı teşekkür etti. Ayrıca Beyaz Saray'da ABD bayrağının onun anısına yarıya indirilmesi talimatı verildi.
Bu tepkiler, Graham'ın sıradan bir senatör olmadığını; özellikle İran, Rusya ve Batı Asya politikalarında ABD dış politikasını etkileyen önemli isimlerden biri olduğunu gösterdi.
Gerçeklerle yüzleşme
Graham'ın tüm çabalarına rağmen yıllarca uğruna çalıştığı hedeflerin çoğu gerçekleşmedi. İran İslam Cumhuriyeti yalnızca ayakta kalmakla kalmadı; savunma, füze ve bölgesel kapasitesini geliştirdi ve Batı Asya'daki birçok denklemde belirleyici aktörlerden biri haline geldi.
İran'ı uluslararası alanda yalnızlaştırma projesi de ciddi zorluklarla karşılaştı. Tahran'ın Asyalı güçlerle iş birliğini genişletmesi, bölgesel örgütlere üye olması ve farklı ülkelerle ekonomik ilişkilerini artırması, azami baskı politikasının İran'ı bölgesel ve uluslararası denklemlerin dışına itemediğini gösterdi.
Son yıllardaki gelişmeler de Graham'ın İran'ın geleceğine ilişkin öngörülerinin gerçekleşmediğini ortaya koydu. Defalarca İran'daki siyasi sistemin çöküşünün yakın olduğunu söylemişti; ancak bölgedeki gelişmeler ve İran İslam Cumhuriyeti'nin etkisini sürdürmesi bunun tersini gösterdi.
Bir siyasetçinin değil, bir düşüncenin sonu
Lindsey Graham'ın ölümü, yalnızca bir ABD senatörünün hayatının sona ermesi olarak değerlendirilemez. O, yaptırımlar, tehditler ve savaş yoluyla halkların iradesinin değiştirilebileceğine ve ABD'nin istediği düzenin bölgeye dayatılabileceğine inanan Washington siyasetçi kuşağının simgelerinden biriydi.
Siyasi kariyeri; savaşların desteklenmesi, rejim değişikliği girişimleri, ekonomik baskılar ve İsrail rejimine koşulsuz destekle şekillendi. Bu yaklaşım ise birçok durumda ilan edilen hedeflere ulaşmak yerine bölgede istikrarsızlığı ve krizleri artırdı.
Graham'ın son sözlerinde dile getirdiği "İran meselesini çözme" hedefi, bugün her zamankinden daha fazla savaş yanlısı siyasetçilerin beklentileri ile sahadaki gerçekler arasındaki mesafeyi hatırlatıyor. O, azami baskı projesi sonuç vermeden, İran bölgesel denklemlerin dışına itilemeden, ABD'nin Batı Asya'da arzuladığı düzen kurulmadan ve yıllarca uğruna çalıştığı birçok hedef gerçekleşmeden hayatını kaybetti.
Bu açıdan bakıldığında Graham'ın ölümü, yalnızca bir senatörün siyasi yaşamının sonu değil; askeri güç, yaptırım ve baskıyla halkların geleceğinin şekillendirilebileceğini savunan bir anlayışın akıbetinin de sembolü olarak değerlendirilmektedir. O da kendisinden önceki birçok savaş yanlısı siyasetçi gibi, gerçekleştiremediği hedeflerle siyaset sahnesinden ayrıldı; bu stratejilerin başarı ya da başarısızlığına ilişkin hükmü ise tarihin ve sahadaki somut sonuçların vereceği ifade edilmektedir.

Yeni yorum ekle