ABD Askeri Üsleri, Sermayedarların BAE’den Kaçışının Sebebi
Muhammed bin Zayid’in ABD ve İsrail’in çıkarları doğrultusundaki mevcut politikası, Abu Dabi için daha ağır sonuçlar doğuracak.
Welayet News - İran’a karşı üçüncü dayatma savaşı, Basra Körfezi kıyısındaki şeyhlikler için acı bir gerçeği ifşa etti. Bir zamanlar kendisini “sermayedarların güvenli cenneti” olarak adlandıran Birleşik Arap Emirlikleri, Basra Körfezi’nin güney kıyısındaki diğer tüm Arap ülkelerinden daha hasmane bir yaklaşımla, doğrudan İran’a karşı askeri maceraya girdi.
Şimdi, savaşın sona ermesinin ardından Abu Dabi, imajını yeniden inşa etmeye çalıştığı koşullarda, bu karşıtlıktan hiçbir kazanç sağlamamakla kalmadı; ekonomisi felç oldu, limanları boşaldı ve dünyanın önde gelen yatırımcıları için güvenli bir durak noktası olarak imajı sonsuza dek zedelendi.
Birleşik Arap Emirlikleri toplamda iki stratejik ABD üssüne ev sahipliği yapıyor: Abu Dabi’deki el-Zafra Hava Üssü ve Dubai’deki dev Cebel Ali Limanı. BAE’li yetkililer savaştan önce ülke topraklarının İran’a karşı hiçbir hasmane eylemde kullanılmayacağını taahhüt etmişlerdi. Ancak pratikte olan, bu taahhüdün açıkça ihlal edilmesiydi. Belgeli raporlara göre ABD, İran hedeflerine doğrudan saldırılar gerçekleştirmek için bu üsleri kullandı. BAE’nin “savunma kalkanı” olması öngörülen bu üsler, pratikte “İran’ın saldırılarını çeken bir mıknatısa” dönüştü. Bunun sonucu olarak BAE, Siyonist rejimden bile daha fazla İran’ın füze ve İHA saldırılarının hedefi oldu ve ekonomik altyapısı hasar gördü.
BAE; İran’a Karşı Hasmane Siyasetin Saha Komutanı
Genel olarak Ramazan Savaşı boyunca Arap ülkeleri arasında BAE, İran’a karşı en hasmane tutumu benimsedi. Güvenilir uluslararası raporlar, Abu Dabi’nin bu savaşa katılımının “istihbarat paylaşımı, füze önleme koordinasyonu ve İran hedeflerinin seçiminde Siyonist rejimle işbirliğini” kapsadığını teyit ediyor. BAE, Lavvan Adası’ndaki rafineri de dahil olmak üzere İran’ın petrol tesislerine karşı gizli saldırılar bile gerçekleştirdi. BAE’nin, Körfez İşbirliği Konseyi’nin diğer beş üyesini İran’a karşı ortak bir askeri operasyona katılmaya ikna etme yönündeki nafile çabası da Abu Dabi’nin Tahran’la karşıtlıkta ne kadar ileri gittiğini gösterdi.
Bu düşmanlığın dönüm noktası, savaşın en hararetli döneminde İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun BAE’ye gizli bir ziyaret gerçekleştirdiği haberinin duyurulması oldu. BAE’nin ifşa olma korkusuyla yalanladığı, ancak İsrail tarafının resmen teyit ettiği ve hatta devamında yayımlanan diğer haberlerin, BAE Başkanı Şeyh Muhammed bin Zayid’in Abu Dabi sokaklarında Netanyahu’yu taşıyan aracı bizzat kullandığını ifşa ettiği bir ziyaret. Ayrıca Mossad Başkanı David Barnea Abu Dabi’ye çok sayıda ziyaret gerçekleştirdi ve taraflar ileri silah geliştirme için milyarlarca dolarlık ortak bir savunma fonu oluşturdu. İsrail, “Demir Kubbe” sistemlerini dahi BAE topraklarında konuşlandırdı; böylece Abu Dabi fiilen Siyonist rejimin İran’ın İHA ve füze saldırılarına karşı stratejik savunma derinliğinin bir parçasına dönüştü.
Felç Olan Ekonomi; Bir Maceranın Bedeli
Ancak bu düşmanlık BAE’ye ağır bir maliyet getirdi. Ticarete, turizme ve yabancı yatırıma yoğun şekilde bağımlı olan bu ülkenin ekonomisi savaş sırasında felç oldu. Orta Doğu’nun en büyük konteyner limanı ve Dubai ekonomisinin bel kemiği olan, bu şehrin gayri safi yurtiçi hasılasının yüzde 36’sını sağlayan Cebel Ali Limanı, operasyonların askıya alınması nedeniyle fiilen gemisiz kaldı.
Ayrıca BAE’nin petrol ihracatı da yüzde 50’den fazla azaldı. Dolayısıyla Dubai’nin “sermayedarların güvenli cenneti” olarak imajı sonsuza dek zedelendi. Saha raporları, sermayelerin çığ gibi Doğu Asya’ya doğru çıkış yaptığını anlatıyor. Bir zamanlar Dubai’yi devasa sermayeleri için güvenli bir durak noktası olarak seçen yatırımcılar, şimdi Singapur ve Hong Kong’a taşındı. Bu, ekonomistlerin “çığ gibi sermaye çıkışı” olarak adlandırdıkları tam da o uğursuz fenomendir.
Hürmüz Boğazı; Baypas Edilemeyen Şah Damar
BAE, ekonomik varlığını sürdürebilmek için Hürmüz Boğazı’na yoğun şekilde bağımlıdır. Bu ülke her ne kadar Hürmüz Boğazı’nı baypas etmek için Habeşan-Füceyre petrol boru hattını geliştirmekteyse de, şunu bilmelidir ki, birincisi bu güzergâh savaş zamanında kolayca saldırıların hedefi olur ve güvenliği garanti edilemez; ikincisi ise İran, Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünün coğrafi kapsamını artırarak fiilen BAE’nin bu boğazı baypas yolunu kapatmıştır. İran’ın kontrolündeki bölge şimdi Hürmüzgan’daki Kühe Mübarek’ten Füceyre Limanı’nın güneyine kadar uzanmakta ve BAE’nin petrol ihracatı için alternatif yolları felç etmektedir.
Önümüzdeki Yol: Çatışmadan İşbirliğine
Şimdi, bölgedeki düşmanlık zincirine son vermek, söz konusu ülkeler tarafından benimsenecek yeni bir yaklaşımı gerektiriyor. İran, Basra Körfezi’ne kıyıdaş ülkelerin ihracat ve ithalatının hayati şah damarı olan Hürmüz Boğazı üzerindeki stratejik hâkimiyetine dayanarak komşularının önüne yeni bir yol koyabilir. Kapsamlı ve her şeyi içeren bir anlaşma yerine, her ülkeyle ayrı ikili anlaşmalar imzalanması ve belirli, uygulanabilir şartların netleştirilmesi, ABD’nin bölgedeki nüfuzunu domino etkisiyle azaltabilir.
BAE, güvenliğin petrol dolarlarıyla Washington’dan veya Tel Aviv’den satın alınan bir meta olmadığını öğrenmelidir. Yabancı güçlerin askeri varlığı yalnızca güvenlik getirmekte kalmadı, aksine bu ülkeyi İran’ın hedef listesinin başına yerleştirdi. Her türlü sürdürülebilir anlaşma için iki temel şart vardır: birincisi, İran’a saldırmak için kullanılan ABD askeri üslerinin kapatılması. İkincisi, İsrail ile güvenlik ve siyasi bağlantı ve işbirliğinin tamamen kesilmesi. Abu Dabi yöneticileri, Siyonist rejimin şüphesiz bölgedeki Müslüman ülkeler arasında barış ve işbirliğini istemediğini ve bunu kendi bölgesel hegemonyasının önünde bir engel olarak gördüğünü bilmelidir.
Buna karşılık İran kayda değer teşvikler sunabilir: petrol tankerleri ve ticari gemilerin Hürmüz Boğazı’ndan güvenli geçişini garanti etmek ve İran’ın 90 milyonluk pazarına erişimle birlikte kapsamlı ekonomik işbirlikleri. BAE, Suudi Arabistan ve Katar’dan, çatışma yerine Tahran’la işbirliği yolunu tutmayı öğrenmelidir.
Değerlendirme
Mevcut rotanın sürmesi ve kendi güvenliği ile ekonomisinin ABD ve İsrail’in çıkarları uğruna feda edilmesi, Muhammed bin Zayid için daha ağır sonuçlar doğuracaktır. Abu Dabi’nin İran’a yönelik sayısız düşmanca tutumu, bu ülkenin diğer tüm Arap hükümetlerinden daha fazla İran’ın saldırılarının hedefi olmasına. yol açtı. BAE, yeni bölgesel düzenden zarar görmek istemiyorsa, bu maceracı eylemlerden vazgeçmelidir. Güvenlik, komşularla diyalog ve işbirliğinin meyvesidir; onu binlerce kilometre uzaktan petrol dolarlarıyla satın almak değil. İşte bu, BAE’nin 40 günlük Ramazan Savaşı’ndan öğrenmesi gereken derstir.

Yeni yorum ekle