Batı ve ABD Medya Yoluyla Kamuoyunu Nasıl Yönetiyor?

Cu, 23/01/2026 - 13:12

ABD, son yıllarda medya ve yumuşak güç araçlarını kullanarak Batı Asya bölgesindeki kamuoyunu hedef alan kapsamlı bir strateji izliyor. Uzmanlara göre Washington, özellikle iletişim teknolojilerindeki gelişmeler ve kamuoyunun uluslararası siyasette artan rolü nedeniyle, sert güç yerine medya temelli yöntemlere ağırlık veriyor.

Welayet News  - Geçmişte devletler, dış politik hedeflerine ulaşmak için ağırlıklı olarak askeri ve ekonomik güce dayalı sert güç unsurlarını kullanıyordu. Ancak iletişim devrimi, sivil aktörlerin güç kazanması ve kamuoyunun belirleyici bir faktör haline gelmesi, sert gücün maliyetini artırdı. Bu durum, ülkeleri daha düşük maliyetli ve daha etkili olan yumuşak güce yöneltti.

ABD, yumuşak gücün dış politikadaki önemini fark eden ülkelerin başında geliyor. Bu yaklaşımın temelleri, 11 Eylül 2001 saldırılarından sonra atıldı. Daha önce Batı Asya’daki yönetimlerin otoriter yapısı ve halkın siyasal süreçlerde sınırlı rolü nedeniyle, ABD kamuoyunun tepkisini fazla önemsemiyordu. Washington, politikalarını büyük ölçüde bölgedeki müttefikleri üzerinden yürütüyordu.

11 Eylül sonrası ABD’nin ilk tepkisi Afganistan ve Irak’a yönelik askeri müdahaleler oldu. Ancak bu strateji beklenen sonucu vermediği gibi, ABD’nin özellikle İslam ve Arap dünyasındaki imajına ciddi zarar verdi. Bunun üzerine Washington, strateji değişikliğine giderek medya ve yumuşak güç unsurlarını dış politikanın merkezine yerleştirdi.

ABD’li karar vericiler, kamuoyunun desteği olmadan hedeflerine ulaşamayacaklarını açık biçimde gördü. Nitekim Irak savaşında Türkiye gibi ülkelerden destek alınamamasının temel nedenlerinden biri, bu ülkelerdeki kamuoyunun ABD politikalarına karşı olumsuz tutumuydu.

Bu süreçte ABD, “kamu diplomasisi” faaliyetlerini yoğunlaştırdı. Eğitim ve kültürel değişim programları, uluslararası yayıncılık faaliyetleri ve medya çalışmalarıyla Batı Asya halklarının ABD’ye yönelik algısını dönüştürmeyi hedefledi.

Uzmanlar, ABD’nin İran’a yönelik politikalarında da medya ve yumuşak güce özel bir önem verdiğini belirtiyor. Sosyal medya platformları başta olmak üzere modern iletişim araçları, kamuoyunu yönlendirmek ve siyasi hedefleri desteklemek amacıyla yoğun biçimde kullanılıyor.

ABD’nin Facebook, X (Twitter), Instagram gibi platformlar üzerinden Mısır ve Tunus’taki gelişmelere müdahil olduğu, bu süreçleri kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirdiği sıkça dile getiriliyor. Benzer yöntemlerin İran’da da uygulanmak istendiği, “renkli devrim” senaryolarının medya üzerinden hayata geçirilmesinin hedeflendiği ifade ediliyor.

Bu noktada temel tartışma, söz konusu medya araçlarının sınırsız biçimde faaliyet göstermesine izin verilip verilmemesi gerektiği üzerinde yoğunlaşıyor. İranlı yetkililer ve bazı uzmanlara göre, İslam Cumhuriyeti’nin dini temelleri ve ABD ile yaşanan açık siyasi karşıtlık göz önüne alındığında, bu araçların sınırsız kullanımına izin verilmesi ciddi riskler barındırıyor.

Batı ve ABD’nin İslami sisteme yönelik düşmanlığının, tarihsel olarak “hak ile batıl” arasındaki mücadelenin bir yansıması olduğu savunuluyor. Bu yaklaşımı dile getiren çevreler, geçmişten günümüze din karşıtı güçlerin yöntem değiştirerek daha gelişmiş araçlarla faaliyetlerini sürdürdüğünü ifade ediyor.

Uzmanlara göre, Batılı ülkeler etnik ve toplumsal fay hatlarını iyi analiz ederek; etnik ayrılıkları körükleme, muhalif grupları destekleme, iç çatışmaları teşvik etme, devlet kurumlarına sızma, uluslararası propaganda, yaptırım, ekonomik kuşatma ve savaş gibi yöntemleri sistemli biçimde kullanıyor.

Bu stratejilerin tamamında medyanın merkezi bir rol oynadığı vurgulanıyor. Medya, uzun vadeli kültürel bir programın temel aracı olarak görülüyor ve bireysel ya da kitlesel iletişim platformları bu çerçevede aktif biçimde kullanılıyor. Bu bakış açısına göre, modern medya araçları Batı tarafından yürütülen bu stratejinin en etkili unsuru haline gelmiş durumda.

Tags: 


Yeni yorum ekle