İran’ın Affedilemez Yedi Büyük Günahı

Pt, 12/01/2026 - 18:57

Bugün dünyada Amrika ve gasıp siyonixt rejim tarafından oluşturulmuş tasallut, tahakküm ve sömürü üzerine kurulu müesses bir küresel nizamın varlığı bir slogan değil, hepimizin bizzat yaşadığı bir gerçekliktir.

Welayet News  - Amrikan başkanı modern bir firavun gibi davranmakta; adeta ilahlık taslayarak dünyadaki her şeye, herkese, her coğrafyaya kendi çıkar ve menfaatleri doğrultusunda şekil vermeye çalışmaktadır.

Son günlerde bu firavunun yönünü komşumuz İran’a çevirdiğini, İran’daki mevcut yönetimi devirerek orada kendisine uydu bir hükümet oluşturmak istediğini hepimiz görüyor ve seyrediyoruz.

İran’daki gelişmeler tüm dünyanın gündemindeyken, bu küresel tahakküm düzeni açısından İran’ın niçin hedefte olduğunu sormak zorundayız.

Bu sistemin gözünde İran’ın “yedi büyük günahı” vardır. Aslında firavun açısından mesele yalnızca İran değildir; bu günahların bir kısmını dahi işlemeye cesaret eden herkes hedefe konulmaktadır.

Şimdi bu “yedi büyük günah”ı ele alacağız ve bilinsin ki, bu günahlardan herhangi birine tevessül eden herkes, İran’ın bugün yaşadıklarına benzer süreçlerle karşılaşabileceğini görsün.

Birincisi: Tam Bağımsızlık İradesidir

Bunun manası şudur:

Ekonomik kaynakları, yeraltı ve yerüstü zenginlikleri, insan gücü, dış politikası, eğitim, ticaret, sanat ve spor sistemleri, askeriyesi ve güvenliği dâhil akla gelebilecek tüm alanlarda herhangi bir emperyal güce eklemlenmeden, özellikle de küresel sultan sistemine eklemlenmeden yaşama kararlılığıdır.

Yani bir ülkenin, kendi öz kaynakları ve kendi imkân–kabiliyetleri ölçüsünde tüm alanlarda kendi ayakları üzerinde durma iradesi göstermesi, siyasal ve ekonomik kararlarında kimseden direktif almamayı ilke edinmesidir.

İkincisi: Dünyayı Tanımlama Biçimidir

Bunun manası şudur:

Dünyada küresel bir sultan sisteminin varlığını kabul eden; dünyayı müstekbirler yani başkalarının hak ve kaynaklarına tasallut ve tahakküm edenler ile, dünyanın genelinde sömürüye ve baskıya uğrayan mazlum halklar ve milletler şeklinde ikiye ayıran bir siyasi anlayıştır.

Bu bakış açısı, yeryüzündeki mazlum milletleri bu küresel sultan düzenine karşı mücadeleye çağıran ve onları direnmeye davet eden bir dünya tasavvurunu ifade eder.

Üçüncüsü: Filistin Meselesi Ve Gasıp Siyonist Rejim’in Meşruiyetinin Reddedilmesidir

Bunun manası şudur:

Filistin’in, işgale uğramış Müslüman toprağı olduğu; gasıp siyonixt İxtrail’in ise yapay biçimde oluşturulmuş, emperyalizmin ileri karakolu niteliğinde bulunduğu ve bu yapının meşru kabul edilemeyeceği iddiasıdır.

Bu anlayışa göre, Filistin topraklarının gerçek sahiplerine döndürülmesi gerektiği savunulur.

Ayrıca bu bakışta Filistin meselesi, dünyadaki müstekbirler ile mazlumların mücadelesinin ana cephesi olarak görülür; küresel sultan düzenine karşı direnişin sembolü kabul edilir.

Dördüncüsü: Alternatif Bir Medeniyet Ve Kültür İnşa Etme Çabasıdır

Bunun manası şudur:

Bugün yeryüzünde egemen olan Batı medeniyeti, hayatın bütün alanlarında — kültür, sanat, edebiyat, spor ve düşünce biçimlerinde — kendi yaşam tarzını ve zihniyetini dayatmaktadır.

Buna karşılık Batı merkezli olmayan; kendi millî temellerine ya da daha üst bir kimlikle İslamî temellere dayanan bir kültür ve medeniyet inşa etme çabası, küresel sultan sistemi açısından sakıncalı görülmektedir. Bu çaba, mevcut hegemonyasına darbe vurabileceği endişesiyle, söz konusu düzen tarafından yedi büyük günahtan biri olarak kabul edilmektedir.

Beşincisi: Emperyal İlim Ve Teknoloji Tekelini Kırma Çabasıdır

Bugün yeryüzünde ilim, teknik ve teknoloji üzerinde Batı medeniyetinin güçlü bir tekeli bulunmaktadır. İlaçtan eğitim materyallerine, havacılıktan silah sanayisine, uzay çalışmalarından madenciliğe kadar hayatın hemen her alanında bu tekelin etkisi hissedilmektedir.

Herhangi bir ülkenin kendi öz kaynak ve imkânlarıyla, dışa bağımlı olmadan kendi kendine yeter hâle gelmesi, küresel hegemonya sistemi açısından ciddi bir tehdit olarak görülmektedir. İran’ın özellikle nükleer çalışmalar ve balistik füze teknolojisi konusundaki gayreti, bu sisteme göre “yalnızca kendilerinin sahip olması gereken” teknik ve teknolojilere başkalarının da ulaşma ihtimalini göstermektedir.

Doğal olarak bu durum, dünyadaki hegemon düzen açısından yedi büyük günahtan biri olarak değerlendirilmektedir.

Altıncısı: Ilımlı İslam Ve Bop Projesini Reddetme Ve Buna Karşı Duruştur

Amerika, dünyaya hâkim olabilmenin ancak Orta Doğu’nun kaynaklarına ve insanına hükmetmekle mümkün olduğunun farkındadır. Bu nedenle yarım asrı aşkın bir süredir geliştirdiği Ilımlı İslam ve Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ile bölgeyi kendine entegre etmek ve kendi çıkarları açısından bir “yeşil kuşak” hâline getirmek istemektedir.

Ilımlı İslam projesine ve BOP’a karşı çıkmak, esasında küresel hegemonik sisteme topyekûn bir itiraz anlamına gelmektedir. Bu projeleri reddetmek ve onlara karşı bir duruş geliştirmek, aynı zamanda bu örtülü hegemonik düzene karşı örtülü bir meydan okuma olarak görülmektedir.

Doğal olarak bu tutum, hegemonik sistem açısından yedi büyük günahtan biri olarak kabul edilmektedir.

Yedincisi: Dolar Merkezli Ekonomik Düzene Başkaldırı

Bunun manası şudur:

Bugün firavunî bir tavırla hareket eden hegemonik güç, dünya ticaretini ve küresel ekonomik düzeni büyük ölçüde doların hâkimiyeti üzerinden yürütmektedir. Doların devre dışı bırakıldığı her ticaret ve ekonomik model, aynı zamanda küresel sultan sistemine doğrudan bir itiraz ve meydan okuma anlamına gelmektedir.

İran’ın özellikle Rusya ve Çin ile millî paralar üzerinden ticaret geliştirme gayreti ve doları adım adım devre dışına çıkarma çabaları; bu ülkelerin de aynı yöndeki girişimleri, hegemonik sistem açısından büyük bir başkaldırı olarak görülmektedir.

Bu nedenle dolar merkezli ekonomik düzene itiraz, söz konusu küresel düzen tarafından yedi büyük günahtan biri sayılmaktadır.

Girişte söylediğimiz üzere bugün İran için görülen bu günahlar, esasında ona özgü değildir. Hangi dinden, hangi meşrepten, hangi etnik kökenden olursa olsun; hangi coğrafyada bulunursa bulunsun bir millet ya da bir hükümet bu günahların bir bölümünü işleyip küresel emperyal sistemin kırmızı çizgilerini çiğnediğinde mutlaka iç ve dış baskılara, çeşitli müdahalelere ve sayısız operasyonlara maruz kalacaktır.

Bu nedenle tüm dünya milletleri, bu küresel hegemonik gücün mahiyetini doğru analiz etmeli; onu sadece söylemleriyle değil, eylemleri ve kurduğu düzenle birlikte doğru okumalıdır.

Milletler ve hükümetler, tam bağımsızlığın ancak küresel emperyal düzene karşı mücadele iradesiyle korunabileceğini bilmeli ve buna göre hareket etmelidirler.

_______________________

Kemal Şükrü Sevindik

Tarihçi / Yazar

Rasthaber



Yeni yorum ekle