Suudi Arabistan ve BAE’nin Güney Yemen’deki Kumarı
Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) güçlerinin Yemen sahasından acil ve yüksek maliyetli şekilde çekilmesine ilişkin nihai analiz, “yapısal realizm” teorileri perspektifinden bakıldığında, Arap Yarımadası güvenlik alt sisteminde güç hiyerarşisinin zoraki biçimde yeniden tanımlandığını ortaya koymaktadır.
Welayet News - BAE’nin 2015 yılında başlattığı Yemen’e yönelik müdahaleci strateji, Arap koalisyonunun ilan edilen hedeflerinden açık biçimde saparak, ulusal ordunun sistematik biçimde zayıflatılmasına ve yerine yarı askerî grupların ikame edilmesine odaklandı. Abu Dabi yönetimi, Güney Geçiş Konseyi’ni silahlandırarak stratejik limanlar ve kilit adalar üzerinde hâkimiyet kurmayı, böylece Babülmendep’teki nüfuzunu pekiştirmeyi amaçlayan bir “güvenlik kuşağı” oluşturma peşine düştü.
Yemenli kaynakların raporlarına göre bu yaklaşım istikrar için değil, tam tersine devlet yapılarının çökertilmesi ve ayrılıkçı projelerin kolaylaştırılması amacıyla tasarlandı. Son on yılda BAE’nin saldırgan dış politikasından beslenen bu plan, Güney Yemen’i Abu Dabi’nin nüfuz üssüne dönüştürmeyi hedefliyordu; ancak bugün bu strateji BAE için bir “Aşil topuğu” haline gelmiş durumda. Bu çerçevede, yazının devamında BAE’nin Yemen’den çekilmesinin nedenleri, Suudi Arabistan’ın hamleleri bağlamında ele alınmaktadır.
Riyad’ın Abu Dabi karşısındaki geçici üstünlüğü
Suudi Arabistan destekli hükümete bağlı güçler, nihayetinde Riyad’ın askerî ve siyasi desteğiyle Hadramut’ta Güney Geçiş Konseyi’ne bağlı unsurları geri püskürtmeyi başardı ve şimdilik bu bölgenin kontrolünü ele geçirdi. Son bir ay içerisinde Abu Dabi, Siyonist rejimin jeopolitik talepleriyle uyumlu biçimde, Güneyli ayrılıkçı güçlerin Yemen’in doğusundaki iki önemli vilayet olan Hadramut ve Mehri’ye doğru ilerlemesini destekledi.
Bu gelişmeden yalnızca saatler sonra Suudi Arabistan, önce Sana’daki Ulusal Kurtuluş Hükümeti ile müzakerelere başladı; kuzeyli tarafla varılan mutabakatın ardından ise Güney Geçiş Konseyi’nin Mukalla Limanı’ndaki askerî kapasitesini birkaç kez bombalamayı gündemine aldı. Gerginliğin zirve noktası, Suudi Arabistan’ın BAE’nin Yemen’deki askerî misyonunun sona erdirilmesi için verdiği 24 saatlik ültimatom oldu. Bu sürecin sonunda BAE’nin, en azından görünürde, Suudi taleplerine boyun eğdiği görüldü.
Bu noktada dış gözlemciler ve uluslararası ilişkiler uzmanları açısından temel soru şudur: Muhammed bin Selman ile Muhammed bin Zayid arasındaki rekabet yeniden açık bir çatışma evresine mi girmiştir, yoksa bu gerilim Körfez İşbirliği Konseyi’nin iki üyesi tarafından yönetilebilir nitelikte midir?
Suudi Arabistan’ın Yemen’de BAE’nin askerî ve lojistik hareketlerine verdiği tepki son derece sert, kararlı ve askerî oldu. BAE Savunma Bakanlığı’nın terörle mücadele ekiplerinin görevlerinin sona erdiğini açıklamasının ve Reşad el-Alimi’nin ortak savunma anlaşmasını iptal etmesi gibi hızlı siyasi gelişmelerin ardından, Riyad liderliğindeki Arap koalisyonu doğrudan askerî müdahaleye yöneldi.
Koalisyon, BAE’nin Füceyre Limanı’ndan Yemen’deki Mukalla Limanı’na taşınan askerî teçhizat ve araçları hava saldırılarıyla hedef aldığını duyurdu. Bu durum, iki eski müttefik arasındaki ayrışmanın ve gerilimin ulaştığı boyutu gözler önüne serdi. Aynı zamanda diplomatik cephede Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı, ülkenin ulusal güvenliğinin “kırmızı çizgi” olduğunu vurgulayarak, güney sınırlarında ortaya çıkacak her türlü tehdide kararlı karşılık verileceği uyarısında bulundu.
Riyad yönetimi ayrıca, BAE’yi Güney Geçiş Konseyi güçlerini Yemen’in doğu vilayetlerinde (Hadramut ve Mehri) askerî operasyonlara teşvik etmekle suçladı. Bu suçlama, Suudi Arabistan’ın kendi sınırlarına komşu stratejik bölgelerde BAE nüfuzunun artmasından ve Güney Yemen’de güç dengesinin değiştirilmesinden duyduğu derin endişeyi yansıtmaktadır. Abu Dabi ise bu iddiaları reddetmektedir.
Arap Yarımadası’nda güç dengelerinin değişimi
Son günlerde BAE’nin Yemen’deki misyonunun sona erdiğinin ilan edilmesi, her ne kadar görünürde Mukalla Limanı’ndaki silah sevkiyatlarının bombalanması ve Yemen’in meşru hükümetinin sert ültimatomunun doğrudan sonucu gibi dursa da, daha derin bir analiz bu gelişmenin Arap Yarımadası’ndaki güç denklemlerinde temel bir değişimi yansıttığını göstermektedir.
Bölgesel çalışmalar teorileri ve özellikle “bölgesel güvenlik kompleksi” kavramı çerçevesinde bakıldığında, Abu Dabi’nin tutumu salt askerî bir karar değil, yapısal baskılara verilen kaçınılmaz bir tepki olarak değerlendirilmektedir. BAE’nin Hadramut ve Mehri’nin stratejik derinliklerine uzanan vekil nüfuzunun genişlemesi, güç dengesini Suudi Arabistan’ın ulusal güvenliğine yönelik varoluşsal bir tehdit olarak algılayacağı ölçüde bozdu. Riyad’ın sert tepkisi, Abu Dabi açısından bölgesel nüfuzun korunmasının maliyetinin getirilerinin önüne geçtiğini ortaya koydu.
Bu nedenle söz konusu geri çekilme, taktik rekabetin bölgesel ölçekte stratejik bir düşmanlığa dönüşmesini önlemeye yönelik bir tür “yumuşak dengeleme” olarak yorumlanabilir. Bu gelişme, Güney Geçiş Konseyi’ni ani bir güç boşluğu ve koruyucu şemsiyenin yokluğu ile karşı karşıya bırakmış; Körfez güvenlik alt sisteminde hegemon aktörün çıkarlarıyla çelişen projelerin sürdürülemez olduğunu ve er ya da geç revizyona uğrayacağını göstermiştir.
Sahadaki son gelişmeler
Öte yandan son saha raporları, bu hırsların ne denli ağır bedelleri olduğunu gözler önüne sermektedir. Hadramut ve Mehri’deki çatışmalarda BAE’ye bağlı güçler arasında 232 ölü ve yaralının kayda geçmesi, Suudi Arabistan destekli güçler karşısında savunma hatlarının çöktüğünü göstermektedir. “El-Haşa” ve “Seyun” gibi önemli üslerin kaybedilmesi ve yüksek sayıda kayıp, Riyad’ın strateji değişikliği karşısında Abu Dabi’nin “milisleştirme” projesinin başarısızlığa uğradığını kanıtlamaktadır.
Bu ağır insan kayıpları, para ve silah aktarımıyla Yemen’in karmaşık toplumsal dokusuna hâkim olunabileceği varsayımına dayanan BAE doktrininin doğrudan sonucudur. Bugün Abu Dabi, yalnızca vekil güçlerinin bedel ödediğini izlemekle yetinmektedir. Nihayetinde bu kayıplar, BAE’nin temel politikalarında değişikliğe yol açmıştır.
Sonuç
BAE güçlerinin Yemen sahasından acil ve maliyetli çekilişine ilişkin nihai değerlendirme, “yapısal realizm” teorileri açısından Arap Yarımadası güvenlik alt sisteminde güç hiyerarşisinin zorla yeniden tanımlandığını göstermektedir. Bu stratejik gelişme, Abu Dabi’nin Hadramut’un hayati derinliğine sızma ve vekil aktörler üzerinden güç dengesini değiştirme çabasının, Riyad açısından bir “güvenlik ikilemini” tetiklediğini ve bölgesel hegemonu, “çıkar ittifakı”ndan hızla “sert dengeleme”ye geçmeye zorladığını ortaya koymuştur.
Suudi Arabistan’ın askerî tepkisi ve Mukalla Limanı’nın bombalanması, uluslararası sistemin anarşik doğasında ittifakların kırılgan olduğunu ve hegemon aktörün güney sınırlarındaki statükoya yönelik her türlü değişimi varoluşsal tehdit olarak algılayıp zor kullanarak düzelttiğini teyit etmektedir.
Güney Geçiş Konseyi’nin hızlı çözülüşü ve ağır insan kayıpları, BAE’nin vekâlet savaşı doktrini açısından tam anlamıyla bir yenilgi anlamına gelmiş; doğrudan destek şemsiyesi olmadan yarı askerî yapılara dayanan güvenlik modellerinin, klasik devletlerin yapısal baskıları karşısında dayanıklılıktan yoksun olduğunu göstermiştir. Sonuç olarak BAE’nin geri çekilişi bir diplomatik tercih değil, “rasyonel seçim” mantığı çerçevesinde dayatılmış bir zorunluluk olmuştur; zira Babülmendep’te nüfuzu sürdürmenin askerî ve güvenlik maliyetleri getirilerinin önüne geçmiş ve orta ölçekli güçlerin, ana güç merkezinin hayati çıkarlarıyla çatışan hırslarının kaçınılmaz olarak törpülendiğini ya da başarısızlığa uğradığını bir kez daha kanıtlamıştır.

Yeni yorum ekle