Biden, hem Kaşıkçı'nın katilini kucaklıyor hem İran aleyhine konuşuyor

Mon, 26/09/2022 - 23:25

Uluslararası hukuk profesörü ve Lübnan Parlamentosu eski üyesi Nezih Mansur, Batı ve bölge medyasının İran'daki olaylara verdiği tepkiye atıfta bulunarak, “İran İslam Cumhuriyeti her alanda gücünü ve ilerlemesini kanıtladı. Bu çehreyi örselemeye çalışıyorlar” dedi.

Welayet News Mahsa Amini'nin ölümünün ardından ve İran polisinin bu olayla ilgili bir dizi belgeler sunarak kendisiyle herhangi bir fiziksel çatışmayı reddetmesine rağmen ve devletin üst düzey yetkilileri de gerçeğin tam olarak aydınlanmasına kadar olayı takip ederken, bazı İran şehirlerinde bir takım gösteriler düzenlendi ve birkaç gece devam etti.

Uluslararası hukuk profesörü Nezih Mansur, Al-Alam ile yaptığı söyleşide, Mahsa Amini'nin vefatından hemen sonra tüm İranlı yetkililerin tepki gösterdiğine ve ölüm nedeninin araştırılması için soruşturma emri verdine dikkat çekerek, “Şu anda yaşanan şey, ABD öncülüğünde gerçekleşen bir intihar eylemidir. Kurbanları da muhalifler de dahil bütün İran halkıdır. Bu süreç herkesi yakar ama sistemi değiştirmek mümkün değil” dedi.

Al-Alem sitesinde yayınlanan söyleşinin çevirisini ilginize sunuyoruz.

İnsan haklarının büyük ihlalcisi Amerika’dır

Al-Alem: İranlı yetkililer gerçek tamamen ortaya çıkana kadar meselenin takip edilmesinin altını çizdikleri halde mitinglerde ısrar etmenin ne anlamı olabilir?

Nezih Mansur: Ne yazık ki günümüz dünyası, kırk yılı aşkın bir süredir uluslararası terörizme karşı duran İslam Cumhuriyeti’nin imajını yıpratmaya çalışan Amerika egemenliğindeki bir cephede yer almıştır.

Eski Irak rejiminin dayattığı savaş, yaptırımlar, nükleer dosya vs. hepsi İran İslam Cumhuriyeti'nin itibarını zedelemeye yönelik girişimlerdi. İslam Cumhuriyeti'ne yönelik saldırının her aşamasına baktığımızda, hepsinin başarısız olduğunu ve Amerika ile ittifak halindeki hain unsurların yararlanabileceği bazı iç olaylardan başka bir şey kalmadığını görüyoruz.

Amerika'da her gün, medyanın gözleri önünde çeşitli suçlar işleniyor. Amerika'nın çoğu eyaletinde siyahilere ve Amerika'nın asıl sahiplerine (kızılderililer) yönelik polisin işlediği suçlar örnek olarak verilebilir. Ve bu gerçeği herkes biliyor. Ama ne yazık ki Batılı, Doğulu ve Arap medyasının, hatta insan hakları örgütlerinin hiçbiri bu gerçeği dile getirmiyor.

Bu ikisini karşılaştırmaya niyetim yok ama insan hakları yasalarına ve ilkelerine başvurmadan Mahsa Amini'nin işkence altında öldüğü suçlamasını ileri sürmek mümkün değil.

Bu karar, soruşturma ve adli tıbbın görüşünü gerektirir. Ölümünden önce sağlık durumunun nasıl olduğu bilinmesi gerekir. Belki kalp ya da beyin krizi geçirmiştir veya ilaç kullanmış olabilir, ölüm sebepleri hakkında birçok ihtimal var.

Bu iddianın kanıtı da, tüm İranlı yetkililerin derhal tepki göstermesi ve merhum Mehsa Amini'nin ölüm nedenini araştırmak için bir soruşturma emri çıkarmasıdır.

Geçtiğimiz günlerde Suudi polisinin hastanede kadınlara nasıl saldırdığını gördük ancak bölge içinde ve dışında bu kadar yaygara koparılmadı.

Ama burada görüyoruz ki bazı bölgelerde bazı aşırılık yanlısı unsurlar kendileri inanmadığı halde ve tabii ki rüşvet ve mali destek ve bazı medya organlarının suistimali nedeniyle bu rejimlere katıldılar.

İslam Cumhuriyeti bölgesel bir aktörden uluslararası bir aktöre dönüşmüştür

El-Alem: İran yönetimine muhalif medya, İran'daki güvensizlik ve memnuniyetsizlik konusunu güçlü bir şekilde vurgulamaktadır. Bu yaklaşım yeni bir konu olmasa da muhalefet medyasının bu konuya yaptığı vurgu, konunun bu sefer hiç olmadığı kadar şüpheli olduğunu gösteriyor. Bu konuda görüşünüz nedir?

Nezih Mansur: Batı toplumu, özellikle Amerikan hükümeti ve bölgedeki medyası, dün Biden'ın konuşmasını tüm krizleri çözmek isteyen bir azizmiş gibi analiz ediyordu!

Ancak ABD Başkanı, elindeki tüm imkanlarla, işbirlikçilerinin aracılığıyla tüm bölgede yayılan bilgilerden yola çıkarak bu sahte ve uydurma hikayeden yararlanıyor. Öte yandan dünyadaki tüm sorunları unutup başta Bin Selman rejimi olmak üzere bölgedeki Amerikan piyonlarının beslediği sınır bölgelerindeki çatışma ve kaosu çıkarmak için İslam Cumhuriyeti'ne yönelmiştir.

Bin Selman'ın kendisi dünyada bu işlerin öncüsüdür. Peki büyükelçilikte öldürülen Kaşıkçı davası nereye vardı? Bu iğrenç suç, çağımızın en kötü suç yöntemi olarak kabul edilir. ABD hükümetinin bu suçla ilgili pozisyonu nedir?,

Daha dün Biden, Muhammed bin Selman'ın sofrasına konuk oldu. Bu nedenle Batı'nın bu iki olaya ilişkin ikircilikli tutumu dikkate alınmalıdır.

Arap Yarımadası halkının hareketi nereye ulaştı? Gösterileri ne ile sonuçlandı? Bir süre önce bu ülkede (Suudi Arabistan) 18 yaşından küçük hatta 14 yaşından küçük çocuklar idam edildiğinde ne oldu?

Yani buradan ve farklı tepkileri karşılaştırarak İslam Cumhuriyeti'nde bir kadına ne olduğu anlaşılabilir mi? Bir kişi hastalık nedeniyle ve kaderinin iktizasına göre vefat etmiştir. Yani ölüm nedenleri araştırılmadan ve bilinmeden bir hüküm verilemez.

Ancak yaşananlara gelince, bu olayların geçmişle bağlantılı olduğu ve alevlenmesi için sadece bir kıvılcımı gerektiği açıktır.

Kimilerinin kışkırtmasından hemen sonra bazıları –ister yurt içinde olsun ister yurt dışında olsun – etrafı ateşe verip kriz çıkarmaya başladılar. Çünkü onlar da kendi iç krizleriyle boğuşuyorlar.

İslam Cumhuriyeti'nin Şanghay üyeliği, Çin ve Rusya ile yaptığı müzakereler ve anlaşmalar gibi atılan bir dizi adımdan sonra bölgesel düzeyde rol oynayan bir aktörden uluslararası bir aktöre dönüşmesi, Amerikalılar ve bölgedeki yandaşları için sıkıntı yaratıyor.

İran’da yaşanan bu olaylar da benzer diğer olaylar gibi geçer ve hiçbir şey kazanamayacaklardır. Bu mesele de çok yakında bitecek. Bu fırtınanın kaosu içinde kanunları çiğneyenler, yabancılar ve şunun bunun arkasından gidenler bir şey elde etmeyeceklerdir.

İslam Cumhuriyeti'ni durdurmaya çalışmak boşuna kürek sallamaktır

Al-Alem: Bu macerada hem İslam'ın kendisi ve İslami öğretiler hem de İslam Cumhuriyeti sistemi hedef alınmış görünüyor. Bunun hakkında ne düşünüyorsunuz?

Nezih Mansur: Açıkça kışkırtıcı eylemlerde bulundular ve aslında görünür bir suça bulaştılar ve bunun sorumluluğu da kendilerine aittir.

İran İslam Cumhuriyeti her alanda gücünü ve ilerlemesini kanıtlamıştır. Bu imajı bozmaya çalışıyorlar. Onlar tavuk güzellik kraliçesinin seçimini kutlarken, İran İslam Cumhuriyeti, uzaya roket göndermeyi, Rusya'ya yerli olarak üretilen insansız hava araçlarını satmayı, uluslararası düzeyde petrol ve gaz sözleşmeleri imzalamayı ve 6 ay boyunca Lübnan'a yakıt yardımında bulunmayı kutluyor.

Dolayısıyla İran İslam Cumhuriyeti'nin bu yükselişi onları mutsuz ediyor. Bu yüzden bu suçlara başvurdular ama bu şartlarda bir şey elde edemeyecek kadar zayıflar.

Al-Alem: Dünyada talepleri dile getirmenin en yaygın yollarından biri, sokak gösterileridir. İran da bu kuraldan müstesna değildir. Batı dünyasının ve İran'ın bölgedeki muhaliflerinin bu konuyu ele alış biçimi, başarısız kalan İran hükümetini devirme planının bu çevreler tarafından bu tür mitingler kalıbında takip edildiğini göstermektedir. Nedeni nedir sizce?

Nezih Mansur: Uzlaşmacı hükümetler resmen ve pratikte normalleşmeye başlar başlamaz İslam'ı hedef almaya başladılar ve bu açıdan aralarında hiçbir fark yok.

Bazı hükümetler, düşmanla ilişkilerini antlaşmalara göre ilan etmeksizin fiilen normalleştirirken, bazıları da antlaşmalara göre ilişkilerini normalleştirdiler.

Hergün Siyonist düşmanla uzlaşmacılar arasında basına yansıyan görüşme haberlerini ve de Yahudilik ile İsrailoğulları hakkında olan Kuran ayetlerinin silinme çabalarını duymaktayız. Bölgede yaşanan sıkıntı ve cinayetlerin müsebbibi olanlar ve bölgede bir kriz merkezi gibi kurulan ve İslam ümmetini paramparça eden küresel siyonizmi koruyanlar böyle bir ortamda İslam’ı hedef almalarını uzak bir ihtimal görmüyorum.

ABD liderliğindeki tüm bu uluslararası örgütlerin kaderini tehdit eden, İslam birliğidir.

Böyle bir İslam birliğine sahip olduğumuzda, Müslüman nüfus, dünya nüfusunun beşte birini oluşturan bir milyar dört yüz milyonu aşarken ve onların enerji, gaz, petrol ve insani kabiliyetleri ile tarıma sahip oldukları düşünüldüğünde, yani eğer bu millet birlik olursa dünya nasıl olacak?

İslami yönetim İran İslam Cumhuriyeti'nde olduğu gibi hükümferma olursa, dünyaya kim hakim olacak? Evet, İslam dinine bu kadar saldırmaları, onu yıpratmaları ve öldürmeye teşvik eden bir terör dini olarak görmeleri doğaldır çünkü  İslam, fesadı, eşcinselliği ve din karşıtlığını yayıp terviç eden tüm kültürler ve medeniyetler için tehdittir.

Bütün bu çabalar, İslam'ı yıpratma ve onu gerici bir din olarak tanıtıp kenara koyma amacı ile yürütülmektedir. İslam'ı kültürü olmayan bir din olarak tanıtıyorlar. İslam ümmetinin ve keza Arapların sorunlarını onun geri kalmışlığından sayıyorlar. Oysa İslam böyle değildir. Kendini din önderi olarak gören bazıları dinin çehresini tahrip etmiştir. Ve onlar Batı'nın ve özellikle Amerika Birleşik Devletleri'nin bu konuyu kötüye kullanmasına ve askeri ve medya olanaklarını ve hatta Birleşmiş Milletler, Güvenlik Konseyi, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Uluslararası Banka ve Uluslararası Para Fonu dahil olmak üzere uluslararası örgütleri İslam'a saldırmak için kullanmasına neden olmuşlardır.

Bu şartlar altında İran İslam Cumhuriyeti artık Fars Körfezi'nin polisi değil, bölgenin generali ve komutanı ve dünya düzeyindeki tüm kararlarda ortaktır. Bu temelde, Amerika ve ona tabi olan hükümetlerin İran İslam Cumhuriyeti aleyhine hareket etmeleri doğaldır. Çünkü İran ilerlediği sürece ve hem bu bölgede hem de diğer bölgelerde uzun ve büyük bir eksenin liderliğini üstlendiği müddetçe süreçin Amerika'nın istediği gibi gitmesi mümkün olmayacaktır. 

İran İslam Cumhuriyeti'nin etkisi Yemen, Irak, Lübnan, Suriye ve Filistin milletleri üzerinde görülmektedir ve Filistin devrimi adeta yeniden başlamıştır. Camp David, Oslo ve Wadi Araba anlaşmaları Filistin'e hiçbir fayda sağlamazken, İran İslam Cumhuriyeti 1948 toprakları içinde doğanlar için bile Filistin meselesini yeniden canlandırmayı başardı.

Evet, İslam'ın bereketi sayesindedir ki Lübnan'daki İslami direnişi yeniden canlandırarak topraklarını geri alabildi ve halihazırda ise Hamas hareketinden İslami Cihad hareketine ve diğer Filistinli gruplara kadar Filistin milleti topyekün Siyonist rejimin planlarına karşı durmuş vaziyettedir. 

Dün Joe Biden iki Filistin ve Siyonist devletten söz etti ama İsrail'in bakış açısından bir Filistin devletinin kurulması imkansızdır. Ancak bugün Filistin'de genç ve hatta yaşlı Filistinlilerin başını çektiği bir devrime, İslam dininden ilham alan bir devrime tanık oluyoruz. Bu temelde, İslam'a yönelik bir saldırıya ve İslam karşıtlığına tanık olmamız doğaldır.

İran'daki olaylar bir bulut gibi geçicidir

Al-Alem: ABD'nin ihtirasları nedeniyle nükleer müzakerelerin çıkmaza girdiği ve İran Cumhurbaşkanı’nın Birleşmiş Milletler'de olduğu bir ortamda, ısrarla bu mitinglerin şiddete evrilmesi, kamu mallarının tahrip edilmesi ve tüm İran halkının durumdan memnuniyetsizmiş gibi gösterilmesi İslami İran'a karşı yürütülen yumuşak savaşın yeni bir boyutu değil mi?

Nezih Mansur: Amerika'nın amacı, İran İslam Cumhuriyeti'nin demokrasiden, insan haklarından ve kamu özgürlüklerinden hoşlanmayan bir ülke olduğunu lanse etmek için isyan çıkarmak ve altyapıları yok etmektir. Çünkü Beyaz Saray nükleer müzakerelerde ve diğer alanlarda İran'ı teslim olmaya zorlamayı başaramadı. Dün İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, General Süleymani'nin fotoğrafını Birleşmiş Milletler kürsüsünde kaldırdı. Üstelik, Suriye, Irak, Filistin, Yemen ve dünyanın diğer bölgelerinde terörü yenen ve büyük başarılar elde etmeyi başaran kişinin fotoğrafını. Amerika ve diğerleri böyle bir hareket beklemiyordu.

Evet, düşmanın baskı yapması doğaldır. İslam Cumhuriyetinin tutumundan geri adım atıp nükleer müzakerede güvence istememesi için bu kadar baskı yapması tabiidir. Ancak gerçek şu ki, bu anlaşmayı imzalamaya ihtiyaç duyan Amerika ve İsrail'dir. Zira anlaşmaya geri dönüş olmazsa İran teknik ilerleme kaydetmeye devam edecek ve %20'nin altında bir seviyede (uranyum) zenginleşmek yerine bu miktarı %60'ın üzerine çıkaracaktır.

Bu gelişme, özellikle İran'a yönelik planlarının başarısız olması ve İran'ı birçok etnik ve dini sömürerek parçalama planında yaşadıkları başarısızlığının ardından ABD, İsrail ve ABD bloğundaki rejimlerin kaygısını artırmaktadır.

İran İslam Cumhuriyeti, bir milyon yedi yüz bin kilometrekarelik bir alana sahip ve farklı etnik gruplara sahip olup bağımsız bir kıta gibidir. Bu nedenle İran tek parça halinde kalabilir ve halkı da hangi gruptan, etnik kökenden ve dinden olursa olsun, dünyanın en istikrarlı ülkesi olan hükümetin bayrağı altında birlik içinde kalacaktır.

Dün Trump ve yandaşları Kongre’ye baskın yaptı ve bir süre sonra dağılıp gittiler. İran’ın havadisi de geçici bir bulut gibi dağılıp gidecektir. Elbette düşmanlar İran halkını kışkırtmayı ve aşırılık yanlısı grupları suistimal etmeyi sürdürecektir. Ancak İran’ın siyasi sistemi başarılı olduğunu kanıtlamış ve çeşitli sorunları geride bırakmıştır. İran gibi bir ülke inkılabın başlarında 25 milyon nüfusa sahip iken şimdi 90 milyon nüfusa sahiptir. İran, hem bilimsel hem de demografik olarak her düzeyde gelişme kaydetmiştir.

Amerika bile son 40 yılda nüfus, altyapı ve bilimsel ilerleme olarak bu kadar ilerleme kaydetmemiştir. İran gibi 40 yıllık kuşatma ve savaş görseydi hiçbir ülke ayakta kalamaz ve Amerika'ya ve diğerlerine hayır diyemezdi.

Al-Alem: Demokratik taleplerini mitingler şeklinde sürdüren insanlara bakmaksızın, bulanık sulardan balık tutmaya çalışan, kargaşa yaratan, düzeni bozan ve kamu mallarına zarar veren insanlara karşı Batı nasıl bir tavır ve yaklaşım sergiliyor?

Nezih Mansur: Batı ne demokratiktir ne de insan haklarına saygı duyuyor. Benzer protestoları Fransa'da, Belçika'da ve daha birçok ülkede gördük.

Mekanlar ve kamu malları ateşe verildi vs... ama şu anda Ukrayna'da olanın aksine, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği soruna müdahale etti.

Ukrayna sorununu protesto etmek için yapılan gösterileri engelliyorlar. Avrupalıları ve dünyaya dayatılan enerji ve gıda sorunlarını hedef alan gösteriler yasaktır.

Oysa, başta buğday ve arpa olmak üzere gıda maddelerinin eksikliğinin Ukrayna'daki durumdan etkilenmesi nedeniyle batılı ülkelerin sokakları ilk etapta protesto sahnelerine şahit olması gerekir.

Aynı şey, enerji konusunda da geçerlidir. Zira enerji fiyatı her durumda %30 artmıştır ve kışın bir krizle karşı karşıya kalacaklardır.

Filistin ve Yemen halkı için gösteriler, demokrasi ve insan hakları nerede? Suriye halkının ve denizlerde boğulan Lübnanlıların durumu karşısında Batı'da ve ABD'deki demokratik halk nerede?

Venezuela, Latin Amerika halkı ve hatta Amerika banliyölerindeki insanlar nasıl yaşıyor? Bu skandalları ve insanlığa karşı işlenen suçları aktaran bir medya var mı? Yoksa maddi ve medya imkanları olmasına rağmen sadece istenen konuları mı manşetlere çıkarıyorlar?

Uluslararası kurumlar sadece hoşlandıkları konulara ışık tutar ve diğer konuları görmezden gelirler. Örneğin demokrasiye vurgu yapıyorlar ama koca bir yalan söylüyorlar. Batı demokrasisi sahtedir ve yalnızca uluslararası ve küresel düzeyde kararlar alan baskıcı ülkelerin mali ve askeri çıkarlarına hizmet eder.

Amerika, İran sistemini değiştirmenin imkansız olduğundan emindir

Al-Alem: Görünen o ki, geçmişteki örneklerde olduğu gibi, İran dışından yönlendirilen veya İran sistemine karşı çıkanların emirleriyle yönetilen isyancılar, hükümeti devirmek amacıyla işleri ilerletmek için her türlü çabayı göstermekten geri kalmıyorlar. Bu arada onlar için hiçbir değeri olmayan, masum insanların canlarıdır. Bu temelde, önceki dönemlerde olduğu gibi bu dönemde de "ölü üretme" projesi isyancıların ilgi odağı olmuştur. İsyancılar ve onların liderleri tarafından bu amacın takip edilmesiyle ilgili ne düşünüyorsunuz?

Nezih Mansur: Şu anda yaşanan şey, ABD öncülüğünde gerçekleşen bir intihar eylemidir. Kurbanları da muhalifler de dahil olmak üzere bütün İran halkıdır. Bu süreç herkesi yakar ama sistemi değiştirmek mümkün değildir.

Amerika, sistemi değiştirmenin imkansız olduğunu ve bu alanda hiçbir şey elde edemeyeceğini biliyor. Orada burada kaos yaratabilir, ancak kendisi için bir başarı gerçekleştiremez ve İran İslam Cumhuriyeti'nin gelişmesini engelleyemez. Çünkü İran, bölgede ve dünyada gücünü ve ilerlemesini kanıtladı. Bu yüzden Amerika az bir parayla isyancılardan faydalanıyor.

Tabii bu Amerikan parası değil, kendilerini büyük şeytana satıp bölgede küçük şeytan rolü oynayan ve demokrasiden, insan haklarından ve kamu özgürlüklerinden uzak rejimlerin parasıdır. Bunlar para ödeyen rejimlerdir ama aslında bu eylemle intihar ediyorlar. Bu eylemlerin amacı, İran İslam Cumhuriyeti'nin ilerlemesini engellemek için İran'a baskı yapmak ve Tahran'ı nükleer müzakerelerdeki şartlarından vazgeçirmeye zorlamak ve bölgedeki ve dünyadaki direniş hareketlerini desteklemekten el çektirmektir.

Düşmanın bir diğer amacı da Rusya ve Çin'e baskı yapmak, onları İran'dan ayırmak, Tahran'ı iç meselelerle meşgul etmek, uluslararası toplumun kapılarını Tahran'a açmasını engellemek ve İran'ın dünyadaki geniş nüfuzunu engellemektir. Ancak bu dar görüşlü insanlar, İran nizamını devirmenin imkansız olduğunu bilmelidir.

İran'daki olaylar geçicidir ve amacı, özellikle Amerika'daki ara seçimlere ve Siyonist rejimde devam eden iç gerilime bakılırsa, İran'ı güvenlik, askeri ve siyasi düzeyde meşgul etmektir.

İslam Cumhuriyeti'nde süreç her zamanki gibi normal seyrinde ilerliyor. Eski Irak rejiminin İran'a dayattığı savaş sırasında bile İran'da demokrasi durmadı ve seçimler kurallara göre yapıldı. Bu nedenle Amerika'nın İran'daki eylemleri  İran'ı asla korkutmaz. Dolayısıyla, yaşanan son olaylar, dünyaya açılma politikasının ilerleme veya uygulama seviyelerinde İran'ın geleceği için stratejik bir risk oluşturmamaktadır.

İran dünyadaki tüm mazlumları desteklemeye devam edecektir

Al-Alem: Bir medya uzmanı olarak bugünlerde Suudi merkezli basın başta olmak üzere Garbi-İbrani-Arabi basını takip ediyor olmalısınız. Bu cepheye bağlı basının Mahsa Amini meselesine yönelik yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Nezih Manzur: Batı'nın tarihi, kendisine tabi olmayan ve onun siyasi, güvenlik, askeri ve ekonomik tavsiyelerine uymayan devletlere hiçbir zaman nazik davranmamıştır. Batı, özellikle de ABD öncülüğündeki NATO ittifakı, arka bahçeleri sayılan Küba, Meksika, Brezilya ve tüm Latin Amerika kıtası başta olmak üzere pek çok ülkede bir dizi tertipler ve koşullar yaratarak onları kendilerine bağlı tutmak istemiştir.

Onlara bunu yapıyorlarsa, Asya ülkelerine ne yaptıklarını artık düşünün. Buna göre, Batı’nın, özellikle de Amerika'nın işlediği suçların sınırı yoktur.

İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda bir konuşma yaptığında ve ayrıca farklı ülkelerin cumhurbaşkanlarıyla ve özellikle Fransa Cumhurbaşkanı ile görüştüğünde, İslam Cumhuriyeti'nin büyüklüğüne şahit olduk ve Batı sisteminde üçüncü kişi olarak kabul edilen Fransa Cumhurbaşkanı'nın İbrahim Reisi'yi ülkesini ziyaret etmeye davet ettiğini gördük. Bütün bunlar İran İslam Cumhuriyeti'nin açılışını gösteriyor.

Gerçek şu ki, İslam Cumhuriyeti'ne darbe vurma çabaları hiçbir bir sonuç vermemiştir ve İran dünyadaki tüm mazlumları desteklemeye devam edecektir. Bu nedenle Amerika’nın gözüne batan diken olmuştur. Direniş ekseni her alanda gelişip ilerlediği sürece Amerika ve bölgedeki müttefikleri bir şey yapamayacaktır.      

Çeviri: Mehmet Gönül - Welayet News

 

Tags: 


Add new comment