Amerikasız Ortadoğu; Güç veya Güvenlik?

Thu, 16/09/2021 - 23:21

Washington'un iddia edilen "önleyici savaşlar" ve "terörle mücadele" politikasından geri adım atması, ABD'nin çöküş sürecine dair tarihi bir dönüm noktasıdır.

Welayet News Afganistan'da Taliban'ın güç kazanması hakkında çok şey konuşuluyor. Bu yazıda bu olayı uluslararası ilişkiler (dünya ve Ortadoğu ölçeğinde), siyaset sosyolojisi, devrim teorileri, devlet teorileri ve çağdaş İslami hareketler literatürü perspektifinden ele alıp analiz etmeye çalışacağız. Elbette, bu analitik pencerelerin her biri, kendi başına ayrıntılı tartışmaların kapasitesine sahiptir.

1 / Uluslararası ilişkiler:

a) Küresel ölçekte

Amerika'nın Ortadoğu politikası bir kareye dönüşecek olsa kesinlikle bu kare, uçağa asılıp gökyüzüne giden ve sonra, gördüğümüz üzere, gökyüzünde uzaklardaki bir nokta gibi bırakılan ve ne yazık ki cansız bir beden dışında kendisinden geriye bir şey kalmayan ferdin düşüş anındaki karesidir. Ve eğer bu politika söze dönünüşüp dile getirilecek olsa, geçtiğimiz günlerde Biden, “Kendisi için savaşmayan bir ülke için savaşmayız” diyerek bu politikayı dile getirmiş oldu. Görüntüler ve kelimeler yeterince açık ve net. Amerika’nın birkaç on yıl önce oğul Bush'un kampanyasıyla Ortadoğu'ya sert ve ideolojik bir bakışla yaklaştığı ve siyaseti hükümete ve orduya indirgeyerek Müslüman topraklarına ayak bastığı ihtirasından bir nevi geri adım atmak oluyor bu. Ancak yirmi yıl sonra, oğul Bush'un Wilsonizmi ve demokratikleşme vaadinin içinden İŞİD ve Taliban –biri Irak’ta, diğeri Afganistan’da – ortaya çıktı ta ki düşünenler için bir ders olsun; sömürgeciliğin öteki yüzü demokrasi değil, kaos ve tiranlıktır.

Biden'ın aldığı ve sorumsuzca geri verdiği bu ders, Obama'nın öğrendiği ve Trump'ın sloganını attığı şeydir. İster Çin canavarının korkusu, ister Ortadoğu'nun sonsuz savaşlarından duyulan hayalkırıklığı, ister ABD ekonomisinin bir süper gücün sorumluluklarına cevap verememesi olsun; ABD'nin Ortadoğu politikasının bu gayri-askeri hale gelmesinin arkasında pek çok sır bulunuyor. Biden'ın sözleri ve eylemleri ABD Ortadoğu politikalarının başarısızlığının bir ilanıdır. Bu, daha önce kelimelerin ve politik oyunların arkasına gizli kalırdı ama şimdi tamamen ayan ve aşikar olmuştur. ABD, bölgedeki hırslı politikalarını sürdürmek veya bölgesel hegemonya kurmak için yeterli ekonomik güce ve manevi etkiye sahip değil. Yoksa Afganistan’ı, yok edeceğini söylediği bir gruba teslim etmekten daha açık hangi işaret olabilir? Taliban, Biden’ın deyişiyle, korku salan bir düşmandan artık ABD'yi tehdit etmeyen normal bir gruba dönüştü. Washington'un iddia edilen "önleyici savaşlar" ve "terörle mücadele" politikasından geri adım atması, ABD'nin çöküş sürecine dair tarihi bir dönüm noktasıdır.

b) Ortadoğu ölçeğinde

ABD politikasındaki değişimin ardından Ortadoğu nereye gidiyor? Akla İki ihtimal geliyor: Son yıllarda yeterli altyapıları bulunan güç, tahakküm ve hegemonya merkezli caydırıcılık ve kendi kendine yardım etme içerikli güçler arası yeni bir denge turu ve belki de güvenlik odaklı yeni bir bölgesel müzakere turu. Diğer bir deyişle, ya devletlerin gücünü artırmak amacıyla yeni bir kaos, anarşi ve radikalizm döngüsüne ya da bölgede güvenliği sağlamak amacıyla bir tür muhafazakarlığa tanık olacağız. Gerçek şu ki, bölgedeki ABD müttefikleri ABD'nin radikal yaklaşımlara desteğinden emin değiller ve hayal kırıklığına uğrayabilirler, o nedenle kısa vadede bu yönde hareket ediyor gibi görünmüyorlar.

Ancak İran-Suudi görüşmelerine ilişkin gelen haberler, ikinci yaklaşımı devreye sokma çabalarını doğruluyor. Tabi bu arada bölgenin denklemlerine yönelik liberal bakış ne kadar gerçekçi değilse, matlup olmayan realist görüş de o kadar gerçekçi değildir. Amerikan güçlerinin Afganistan'dan çekilmesi, direniş cephesinin hedeflerine hizmet ettiği kadar, Suudi Arabistan'a da Taliban'ın güç kazanması nedeniyle daha fazla özgüven veriyor. Ayrıca, bölgenin ABD'nin siyasi müdahalesine ihtiyaç duymamasından kaynaklanan Ortadoğu'nun istikrarı da bu ülkenin hoşuna gitmiyor. Bir dereceye kadar istikrarsızlık, düşmanlık ve çatışma ABD için gereklidir. Ortadoğu ülkeleri, güvenliği artırmak için zahiri pazarlığı yaptıktan sonra gerçekte güçlerini en üst düzeye çıkarmaya çalışıyor olabilirler. Oysa eğer ders alınacaksa, ABD'nin Afganistan'dan çekilmesi, bölgedeki müttefiklerine, bazı ülkelerin Amerikancı zihinleriyle diyalog ve işbirliğine dayalı kalıcı barışın mümkün olmadığı konusunda en büyük derstir.

2 / Direniş cephesi

Soru şu: Taliban Afgan hükümetini ele geçirdikten sonra Direniş Cephesi'nin geleceği ne olacak? Gerçek şu ki, Taliban kendisini yabancı kolonizasyona ve Amerikan istilasına karşı bir hareket ilan etti ve şimdi kendisini ABD'ye karşı 20 yıllık bir savaşın galibi olarak tanımlıyor. Direniş hareketinin bir parçası olarak Hamas Hareketi’nin, diğer hükümetlerden daha erken davranarak Taliban'a bir tebrik mesajı göndermesinin nedeni de budur, ki bu, elbette, Hamas ve Mursi arasındaki Müslüman Kardeşler zaferi sırasında olduğu gibi, mezhebi ortaklıklara da dayanabilir. Erdoğan'ın desteği, Mevlevi Abdülhamid'in Taliban'a sempatisi de aynı doğrultuda değerlendirilebilir. Ancak tüm bunlarla birlikte, Direniş Cephesi'nin ortak noktası, Hamas dışında Suudi hükümeti de dahil olmak üzere diğer Taliban müttefiklerinin nezdinde görülmeyen Siyonist rejime karşı duruşudur.

Kendisi ile Siyonist rejim arasında bariyer oluşturmayan bir direniş, kısır, pasif ve yapay bir direniştir. Böyle bir durumda, istikbara karşı mücadele sloganının içinden gaspçı rejimle bir tür uzlaşmanın üretilmesi suretiyle Filistin halkının haklarını desteklemek yerine, saflaşmanın Müslüman cephesinin içine çekilme endişesi bulunuyor. Direniş Cephesi için en büyük tehlike budur. Köktenci İslam nasıl ki içtihatçı ve yenilikçi İslam'ın en büyük rakibi ise, İsrail'e karşı yapay ve bariyersiz direniş de Batı'nın Direniş Cephesi'ne karşı en büyük alternatifidir.

3 / Çağdaş İslami hareketler

Çağdaş İslami hareketlerin literatüründe, genel olarak sömürgecilik karşıtı ve özel olarak da istibdat karşıtı iki eğilimle açıkça karşılaşıyoruz. Bu iki eğilimin kökeni, Batı’nın Müslümanların hayatı üzerindeki istilasıyla nasıl başa çıkmamız gerektiği sorusunda yatmaktadır. Müslümanlar arasında, özellikle Ehli Sünnet arasında bu sorunun cevabının içinden “selef-i salih”e dönüş fikri güç kazandı. Selefiliğin bu yorumu, Abdulvehhab, El Kaide, IŞİD ve Taliban gibi köktencilerin düşüncesinde etkili olurken, Müslüman Kardeşler'in düşüncesinde daha gerçekçi bir vecheye, Suudi devletinde ise muhafazakar, geleneksel ve kurumsal bir forma büründü.

Şiiler arasındaki çağdaş İslami hareketler ise Seyyid Hüseyin Nasr'ın gelenekçiliği biçiminde, neredeyse güncel konulara cevap vermeden, tamamen eleştirel ve tavsiyeci bir boyut kazanan ve kendi zamanının çocuğu olamayan muhafazakar bir vecheye bürünürken, İmam Humeyni (r.a) liderliğinde ve Ayetullah Beheşti, Şehit Mutahhari ve Ayetullah Hamanei gibi öğrencileri öncülüğündeki yenikliçi ve usulcu müçtehitler nezdinde ise yaratıcı ve yenilikçi bir form kazandı ve siyasal İslam’ı çağın sorunlarına yanıt olarak dini devlet kalıbında meselelerin konteksine taşıdı. Her ne kadar Şeriati'den Suruş'a ve Bazargan'a kadar sol ve sağ dini aydınlanma biçiminde de bir takım tezahürleri oldu ancak nihai olarak hükümet ve siyaset düzeyinde tutunamadı.

Bu üç yelpaze arasında nihai olarak siyasal İslam düşüncesi, hem Batı hegemonyasına karşı çıkan hem de demokrasiyi ve cumhuriyeti siyasetin kalbine taşıyan ya da başka bir deyişle siyaseti toplumsallaştıran İslam Cumhuriyeti gibi bir kuruma ve modern bir devlete dönüştü. İslami hareketlerin literatürünün, radikalizm ve muhafazakarlık arasında; Seyyid Kutub'dan Reşid Rıza'ya, sağ ve solun arasında; Şeriati ve Peyman'dan Bazargan ve Suruş'a kadar uzun bir hikayesi bulunuyor ve bu hikaye üzerinden çağdaş gelişmeler açıklanabilir. Bu açıdan Taliban, Batı'nın İslam toprakları üzerindeki istilasını eleştiren ve geçmişe dönüş hareketidir.

Taliban'ın siyaset felsefesi, yerel “hilafetçilik” üzerine kuruludur ve coğrafyasını genişletmeye çalışan IŞİD'in aksine, Taliban’ın düşüncesinde Afganistan'ın ötesine geçmeye dair bir emare görülmemiştir. Bu halifelik, kullanılan "İslam Emirliği" kelimesinde açıkça hissedilmektedir.

Soru, bu muhafazakar hareketin farklı etnik gruplara ve sivil topluma ve uluslararası denklemlere göre siyasi sistemini nasıl kurduğudur. Ve esasen, modern devlet yerine İslami hilafeti ve bu hükümetin şekli ve prosedürü olarak İslam Emirliği’ni kurmak mümkün olacak mı? Eğer böyle olursa, Müslüman Kardeşler'den El Kaide'ye kadar İslami hareketlerin muhafazakar kanadında kök salmış Selefi düşüncenin önemli bir kısmı hayata geçirilmiş oluyor. Ancak böyle şartlarda, her türlü köktenciliğin karşısında içtihatçı siyasal İslam’ın ayırt edilmesi için İslam İnkılabı aydınlarının, İslam İnkılabı'nın doğasında var olan ve ülke anayasasında açıkça yer alan halk merkezliliğin, cumhuriyetçiliğin ve akılcılığın önemi hakkında yüksek sesle konuşmaları gerekir.

4 / Devlet teorileri  

Şüphesiz, Ortadoğu'da ulus-devlet inşa süreci kusurlu ve eksiktir.  Türkiye, İran ve Mısır gibi bazı ülkelerde bu süreç büyük ölçüde gerçekleşmiş olsa da, Lübnan, Irak ve Afganistan gibi ülkelerde dini, etnik ve mezhepsel saikler hala ulusal saiklerin önüne geçmektedir. ABD'nin Ortadoğu kampanyasındaki temel iddialarından biri, demokratikleşme sorunu dışında Irak ve Afganistan gibi ülkelerde ulus-devlet sorununu çözmekti. Bush, amaç ister siyasi istikrar ve kurumsallaşma, ister barışçıl güç transferi olsun, siyasi kalkınmanın çözümünün askeri saldırı olduğunu düşünüyordu. Bu iki tanımla istenilen siyasi kalkınma pek kârlı olmadı ve nihayetinde bu iki ülkede görülen şey zayıf hükümetler oldu. Ki bu hükümetler evvela, ulusal imajlarını güçlendiremediler, milletin bütünlüğünün olmaması nedeniyle halkın tamamının temsilcisi olamadılar ve diğer yandan kişisel çıkarların öne çıkması ve yozlaşma nedeniyle güçlü bir hükümet kurmada başarısız oldular. Kendi coğrafi alanlarını kuşatamayışı, ulusal orduların zayıflığı, yozlaşmış bürokrasi, Afganistan'da daha çok "devletsizlik" ve Irak'ta "kötü devlet" gibi bir şeye yol açtı. Temelde modern devlete inanmayan Taliban'ın yükselişiyle birlikte ulusal bir hükümet kurma fırsatının kaçırılması, şeriatın yüzeysel ve sığ bir yorumuyla devam edemeyecek, tüm Afgan halkının devletine dönüşmeyecek ve nihayetinde istikrarsızlıkla sonuçlanacak sekter bir devletin yolunu açma riskini taşıyabilir. Bir hereketen devlete geçiş eşiğinde olan Taliban, Suudi devletinin devrimci şekli ve El Kaide'nin muhafazakar biçimidir. Devlet teorilerine göre Taliban, anarşiye, devletsizliğe ve Eşref Gani gibilerinin beceriksizliğine karşı doğal ama istenmeyen bir tepkidir. Afganistan gibi bir ülkede milli ve halkçı olmayan bir hükümetin ve Gani gibi fırsatçı politikacıların içinden, sosyolojik açıdan, Taliban'dan başka bir hükümetin çıkmasını beklemek her şeyle bağdaşsa bile mantıkla bağdaşmaz.

5 / Neo-Taliban?

Acaba Taliban çağın çocuğu ve maslahatçı olacak mı? Halkın ihtiyaçlarını şeriat esaslarına göre karşılayabilecek bir devlet fıkhına erişir mi yoksa esişmez mi? Taliban’ın siyaset felsefesi yere ayak basacak mı yoksa gökyüzünde seyrini sürdürecek mi? Acaba Taliban örfi (seküler), çağdaş ve dünyevi bir hükümete dönüşecek mi? Son iki gündür, genel af ilan edilmesi ve kadınların işe dönüşü gibi gelen işaretler ve bu türden bir takım şeylerin gerçekleşmesi daha çok uluslararası arenanın sakinleştirilmesi ve Taliban'ın gerginlik olmaksızın iktidara geçişini amaçlıyor. Esasen Taliban, ne şeriata bakış biçimiyle ne de siyaset felsefesi açısından Afgan halkının ekseriyetinin görüş ve isteğinin bir sonucu değildir ve bu hareketle çağın çocuğu olmak arasındaki mesafe, bu kadar kısa sürede katedilebilecek bir mesafe değildir. Taliban'ın normal bir gruba dönüşmesi harekette kaçınılmaz olarak büyük bir bölünmeye yol açacağı gibi hareketin sekülerleşmesi de onların hükümetteki ömrünü kısaltacaktır.

Bu, Taliban hakkında karşı karşıya olduğumuz en büyük muammadır. Şu anda Taliban, konuşlanma aşamasından sonra zaman içinde istediği modeli uygulamak için bu denkleme hassasiyet uyandırmadan geçici bir yanıt vermeye çalışıyor. Taliban'ın sekülerleşmedeki herhangi bir aşırılığı, bünyede ideolojik bir kopuşa yol açar ve Taliban kimliğinin temelini tehlikeye atabilir. Aynı zamanda, bu hareketin karanlık geçmişi, kendileriyle halkları ve bölgedeki bazı ülkeler arasındaki ilişkiyi hiçbir şekilde kolayca yumuşatmayacaktır. Taliban, geçmişlerini açık bir şekilde izaha kavuşturamadığı sürece gelecek hakkında konuşamaz. Sıradan insanlara karşı birçok terörist saldırı vakasında şüpheli ve bir çoğu sanık konumundadır. “Politik takiyye” ile sadece zaman satın alabilirsiniz.

6 / Siyaset Sosyolojisi

Afgan toplumunun temel sorunu siyasi ve sosyal kimliktir. Geleneksel durumdan yeni duruma geçişte zayıf merkezi hükümet nedeniyle kopuş ve kimlik bunalımı içinde görünen bir toplum. Bu toplumun önde gelen ve etkili entelektüelleri ve elitleri var ancak, Taliban'ın insicamı ve mobilize edici gücü karşısında başarısız olmuştur. Taliban, Afganistan'daki çoğunluğun temsilcisi değil, halkın bir kesimi tarafından güvensizlik, yolsuzluk ve merkezi hükümetin zayıflığı gibi sorunlara verilen cevaptır. Bu zayıflatılmış toplum, zayıf merkezi hükümetin diğer yüzüydü. Eşref Ghani'nin para bavullarını taşıdığına ilişkin çıkan haberler hükümetteki yolsuzluk ve oportünizmi görmek için yeterlidir. Devletten kopuk, vizyonsuz, lidersiz, ulusal politikacıdan yoksun, yoksulluk oranları yüksek, eğitim eksikliği, sağlık ve işsizlik sorunlarıyla melul bir toplum. Atomize olmuş böyle bir toplum Taliban'a karşı pasif olmuştur. Kabil'deki son yirmi yılın hükümetleri, toplumun zayıflatılmasında önemli bir rol oynadı. Bunun açık bir örneği Eşref Gani'nin hükümetinde görülebilir. Merkezi hükümetin ve ordunun teslim olması, ülkenin geleceği için vizyon eksikliğinden kaynaklanan kimlik krizi ve pasifliğin bir işaretidir ve bu da Taliban'ın ilerlemesi şeklinde tercüme ediliyor. Ancak gerçek, sadece Taliban'ın ilerlemesi değil, aynı zamanda Taliban karşısında insicam ve motivasyon eksikliğidir. Afganistan halkı artık sömürgeciliğin demokrasiye değil, köktenciliğe ve tiranlığa yol açtığının farkında. Bağımsızlık için hem sömürgeciliğe hem tiranlığa karşı mücadele edilmelidir.

7 / Afganistan'ın geleceği

Afganistan'ın gelecekteki hükümeti, çeşitli cihatçı grupların ve Peştun olmayanlar da dahil olmak üzere çeşitli akımların katılımı olmadan ve katılımcı ve rekabetçi mekanizmalar oluşturulmadan, kurulabilse bile ayakta kalamaz. İran da dahil olmak üzere bu ülkenin komşuları için bu ülkenin istikrarı her şeyden daha önemlidir ama elbette istikrar, toplumun güvenliği ve memnuniyeti olmadan ve halkın çıkarları gözetilmeden sağlanamaz. Afganistan'ın bölgedeki köktenciliği destekleyen hükümetler için bir kaldıraç haline gelmesi ve herhangi bir müzakerede çıkarlar doğrultusunda kullanılması ne bölgenin ne de ülkemizin çıkarınadır.

ABD'nin Afganistan'dan çekilmesi, yalnızca Batı ülkeleri için bir proje değil, aynı zamanda Afganistan'daki güvenlik, istikrar ve kalkınma sürecinin bir parçası olacak ulusal ve sosyal bir hükümetin şekillenmesi için en iyi fırsattır. İran, terörizm ve aşırı köktencilik ile mücadele için ağır bir bedel ödedi ve doğal olarak bu gruplara karşı mücadelede ulusal ve bölgesel çıkarları tanımlıyor. Bölgenin kolektif ve birbirine bağlı güvenliğinin her türlü radikalizm ve költencilikle mücadeleye bağlı olması doğaldır ve bu da yetkin, ulusal, barışçıl ve etkileşimli hükümetlerle ancak mümkündür. Bu arada, Afganistan'ın etnik ve dini çeşitliliğine bir yanıt vermek için federal ve bölgesel modeller de dahil olmak üzere birleşik hükümetler bile düşünülebilir. Unutmayalım ki, Taliban eşittir Afganistan demek değildir; bu gerçek, dünya ülkelerinin Taliban'ı tanıma konusundaki muhafazakar tutumunda oldukça belirgindir.

Uluslararası toplum, Taliban'ı henüz "fiili/hukuki" olarak tanımadı ve bu grupla mesafesini korumuş durumda. Bu arada, İslam Cumhuriyeti'nin de Taliban karşısındaki tepkisi, hem İran'ın hem de Afganistan halkının çıkarlarına hizmet etmek için Taliban'ın gizemli ve karmaşık oluşu kadar karmaşık ve çok boyutlu olmalıdır.

Çeviri: Mehmet Gönül - Welayet News  

Tags: 


Add new comment