Suudi Arabistan’ın Suriye’ye yönelik politikasında u dönüşü

Thu, 08/04/2021 - 22:53

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı'nın Suriye dosyasına ilişkin son açıklamaları, Riyad’ın Şam’a yönelik politikasında bir tür esnekliğin ve değişimin göstergesidir. Siyasi analist ve gözlemcilere göre, bu değişimin temel hedefi Suriye’yi İran’dan uzaklaştırmaktır.

Welayet News  - Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan’ın ülkesinin Suriye yönetimi hakkındaki pozisyonuna dair son açıklamaları Suriyeli siyasi gözlemcilerin dikkatini çekmiş durumda. Çoğu Suriyeli gözlemciye göre, bu açıklamalar Suudilerin Suriye dosyasına yönelik politikasında bir değişimin göstergesi.

Arabi 21’in haber sitesi, konuya ilişkin yayınladığı bir raporda, siyasi gözlemcilerin analizine dayanarak, Suriye’nin İran ve direniş ekseninden uzaklaştırılmasının hala Arabistan’ın temel hedefi olduğunu vurguladı. Bu, Amerika ve Siyonist rejimin İran’ı bölgede izole etme politikalarıyla da tamamen örtüşen bir hedeftir.

Raporda şöyle deniliyor: “Bu açıklamalarda göze çarpan şey, Suudi Dışişleri Bakanı’nın ‘Suriye rejimi’ terimini kullanmaktan kaçınıp, onun yerine ‘Beşşar Esad hükümeti’ ifadesini kullanması ve Suriye'ye hakim yönetim ile muhalifler arasında çözümün orta bir yolunun bulunmasının gerekliliğini vurgulamasıydı”.

Faysal bin Ferhan, iki gün önce ülkesinin Suriye dosyasına yönelik tutumu hakkında Amerikan CNN kanalına yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan’ın Suriye’de siyasi çözümü desteklediğini ve Beşşar Esad hükümetinin siyasi bir çözümün bulunması için uygun adımları atmasını umduğunu, zira bunun Suriye'de yegane ilerleme yolu olduğunu söyledi.

Suudi Bakan, sözlerinin devamında, Rıyad’ın muhaliflerin Beşşar Esad hükümetine katılması için Birleşmiş Milletler gözetiminde yürütülen programı desteklediğini açıkladı.

Oysa Rıyad, 2011’de Suriye krizi çıktığından bu yana, sürekli bu ülkenin Beşşar Esad başkanlığındaki yasal düzenini yıkma peşinde oldu ve Suriye halkına, yönetimine karşı terörist ve tekfirci grupları alenen destekledi.

Suudi Dışişleri Bakanı, Sezar Yasası ve Rıyad’ın bu yasaya karşı tutumu hakkında ise, “Sezar Yasası, ABD tarafından belirlenmiş ve bu ülkenin Suriye karşısındaki tutumu ile alakalı bir yasa. Bana göre önemli olan, siyasi bir çıkışı bulup temel sorunu cözmemizdir” dedi.

Bin Ferhan, Suriye hükümetinin, göz kamaştırıcı zaferler ve bu ülkeye yönelik çok yönlü saldırıya karşı yıllarca direnmesi nedeniyle siyasi süreçte üstün bir pozisyonda olduğunu ve muhaliflerin ise zayıf bir pozisyonda bulunduğunu bildiği halde, yine de muhaliflerin Esad hükümetine katılması için BM gözetiminde yürütülen programın desteklenmesi gerektiğini vurguluyor. 

Riyad’ın önceliği Suriye yönetimini devirmek değil, İran’ı dizginlemektir

Konuyu Arabi 21 için değerlendiren yazar ve siyasi analist Ravan er-Racule, Suudi Bakan’ın üslubu ve açıklamalarının Suudilerin Suriye dosyasına ilişkin politikalarındaki değişimi gösterdiğini ifade ederek, Rıyad’ın şu anki önceliğinin İran’ın nüfuzunu dizginlemek ve bölgedeki kanatları ile teamüle geçmek olduğunu söyledi.

Er-Racule, sözlerinin devamında “Suriye, doğrudan veya dolaylı olarak İran’dan büyük ölçüde etkilenen ülkelerden biridir. Riyad’ın şu anda yapmaya çalıştığı şey, Suriye’yi Arap Birliği’ne geri getirmek ve ekonomik ve siyasi destek paketleri sağlayıp siyasi bir çözüme ulaşılmasını gözetlemek suretiyle İran’ın Suriye’deki etkisine karşı koymak için gerçek bir adım olarak Şam ile doğrudan kanallar açmaktır” dedi.

Adı geçen analist ve siyasi uzman, Sezar Yasası hakkında ise şunları belirtti: “Şam’ın siyasi müzakere sürecine muvafakat edip diğer bazı siyasi partilerle gerçek ortaklığı kabul etmesi halinde Sezar Yasası’ndan kaynaklı yaptırımların kaldırılması ya da askıya alınması mümkündür. Bu aynı zamanda 2254 sayılı kararda da belirtilmiştir. Bu nedenle Suudi Dışişleri Bakanı, Riyad’ın siyasi bir çözüme ulaşmak için bu kararın uygulanmasına olan bağlılığını vurguladı.   

Er-Racule, Rusya Dışişleri Bakanı’nın son bölge ziyaretinden sonra Moskova’nın da aynı mesirde yer alacağını öne sürdü.

2017’den itibaren Riyad’ın Şam ile gerilimi azalmaya başladı

Suriye Diyalog Merkezi’nin araştırmacı ve analistlerinden Muhammed Salim ise, 2017 yılından itibaren başlayan bir tür gerilimi düşürme eğiliminin Bin Ferhan’ın açıklamalarında göründüğünü söylüyor. Bu tarihten sonra artık Suriye yönetiminin siyasi ve askeri olarak devrilmesinin gerekliliği ve Arabistan eski Dışişleri Bakanı Adil el-Cubeyr’in açıklamalarının benzeri ateşli açıklamalar duyulmadı.

Salim de Suudi Arabistan’ın Beşşar Esad’ın şahsına ya da yönetimine değil, İran’ın Suriye’den çıkarılmasına odaklandığını vurguladı. Arabistan’ın bu tutumu, Suriye yönetimini desteklemeye yakın duran BAE’nin tutumundan biraz farklı.

Suriyeli araştırmacı, “Bunun, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı’nın tepkisinden ve BAE’nin Sezar Yasası hakkındaki yaklaşımını desteklemekten kaçınması ile siyasi sürecin desteklenmesi ve Esad yönetiminin muhaliflere taviz verme ihtiyacına odaklanmasından anlaşıldığını” sözlerine ekledi. 

BAE, 2011’den beri Suriye karşıtı cephede aktif olmasına rağmen, Aralık 2018’de Şam'daki büyükelçiliğini yeniden açtı ve bu girişim Suriye hükümeti tarafından memnuniyetle karşılandı. BAE Veliaht Prensi Muhammed bin Zayed Al-i Nahyan da bir yıl önce Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad ile temasa geçtiğini duyurmuştu.

Analistler, ileriki aşamada Suriye'nin yeniden inşa edilmesinde yer alma ve yatırım yapma eğilimini, Suriye'de Türkiye ile rekabet etmeyi, İhvana muhalefette Suriye ile aynı yönde olmasını ve BAE Veliaht Prensi’nin Yemen’de art arda aldığı yenilgiler nedeniyle sarsılan imajını onarma çabasını Ebu Dabi’nin Şam ile ilişkileri iyileştirmesinin altında yatan en önemli saikler olduğunu söylüyor. Ancak kimi analistler de BAE’nin esasen 2018’den beri Şam’a yaklaşmasının, Riyad’ın yeşil ışığı ve koordinasyonu eşliğinde Suriye’nin Ebu Dabi yoluyla Arap Ligi’ne yeniden getirilmesi için gerçekleştiğini belirtiyor. 

Muhammed Salim, Riyad’ın Suriye dosyasına yönelik yaptığı u dönüşüne ilişkin analizinin sonunda önemli bir noktaya değinerek, şöyle diyor: “Ülkelerin siyasi tutumlarının sahada bulunan güçlerin dengesinin etkisinde olmasının yanı sıra, çok çeşitli başka faktörlere de bağlı olduğunu her zaman göz önünde tutmamız gereken önemli bir noktadır. Dolayısıyla, bu tutumun, dengelerin değişmesiyle, yaşanan çeşitli hadiseler ve zamanın geçmesi ile birlikte değişebileceğini söylemek mümkün. Başka bir deyişle, ABD’nin şu anki yönetiminin pozisyonu henüz açığa çıkmış değil ve bu konu, açık bir tutum almayan, bütün ihtimallere kapıyı açık bırakan ve Amerika’nın tutumunu bekleyen diğer ülkelerin pozisyonlarını etkileyebilir”.

Arabi 21’e konuşan Suriye’nin muhalif gazetecilerinden Ahmed el-Havvas ise, “Suudi Arabistan'ın Suriye’ye karşı tutumu değişmiş değildir, zira Riyad asla Arap baharı devrimlerini desteklemedi. Bu yüzden Suriye devrimini de destekleyemez” diyor.

Welayet News



Add new comment